------------------------------------------------------------------------
bayrak
ALÂEDDİN ŞENEL : Ötedünyacı tanrı-kul eşitsizlikçi ilişki kalıbından
bu dünya için eşitsizlikçi düşünceler ve davranışlar türetme
Ahlak, oldum olası, bildim bileli toplumda insan-insan ilişkilerinin
olabildiğince kavgasız, sürtüşmesiz, düzen içinde sürdürülebilmesi için,
insanlığın geçmiş deneyimlerinden süzülüp çıkarılan, /*"olması
gereken"*/ düşüncesi çevresinde toplanmış normlar torbasından oluşur
15.05.2016 09:19
Ötedünyacı tanrı-kul eşitsizlikçi ilişki kalıbından bu dünya için
eşitsizlikçi düşünceler ve davranışlar türetme
Tanrı-kul (Yaratan-yaratılan) eşitsizlikçi ilişki modeli, eşitsizlikçi
toplumsal yapılı ilk uygar, yazılı toplumların gerçeklik dünyasının
ekonomik (çalıştıran-çalışan kişiler) toplumsal (efendi-köle katmanları)
siyasal (yöneten kişi ve kadrolar - yönetilen uyruklar) düşünsel
(düşünce/inanç uyduranlar - hazır düşünce ve inançlara safça inananlar)
eşitsiz ilişkilerinden esinlenilerek kurulmuştu. Bu, model, gerçekliği
doğru dillendirdiği düşüncesi yanı sıra, onu iyiye/kötüye kullanacaklara
sınırsız kolaylıklar sağlayacaktır:
Eşitsizlikçi düzenleri açıklama, aklama, Hak’lama, pazarlama,
yeniden üretme
Bu aşkın, mutlak, sonsuz gerçeklik savı taşıyan modelle, insanların
insan-doğa ve insan-insan ilişkileri doğru açıklanmış sayılacaktı.
Bununla da kalınmayıp, eşitsizlikçi toplumsal düzen, yetkin tanrının
yaratısı olduğu söylenerek, sütten çıkmış ak kaşık kadar aklanacak idi.
Yeryüzü düzeninin bu değerlendirmeye uymadığı, eşitsizliğin, haksızlığın
örtülüp yadsınamayacak kadar gözler önüne serildiği durumlarda, durumun
tanrısal düzene uyması, uydurulması gerektiği yolunda (sözde) ahlak
değerleri pazarlanabilecekti: Söz konusu değerler ne kadar eşitsizlikçi,
ne kadar haksız olursa olsun, dinsel ideolojinin öğretici, yayıcı,
yeniden üreticilerinden, tanrının vekili sayılan yöneticilerden,
tanrının ve kitabının öğreticisi, sözcüsü görülen dincilerden (din
adamlarından) kocalara, babalara, yaşlılara, sonuçta söz konusu
inançları (eşitsizlikçi niteliğinin bilincinde olunmaksızın)
içselleştirmiş kimselere varana dek, çıkarları yolunda olduğu kadar
çıkarlarına aykırı da olsalar dayatılabilecekti. Kısaca, aşkın
(metafizik) bir dünya tasarımının ve değerlerinin gerçek bu dünyada da
gerçekleştirilmesi beklenebilecekti. Ne zaman? Hıristiyanlıktaki
/*"Tanrının göklerdeki melekutunun (yönetiminin) İsa’nın dönüşünde bu
dünyada tam olarak kurulacağı"*/, onda köleliğin, siyasal
farklılaşmanın, eşitsizliğin, haksızlığın, acıların, gözyaşlarının,
mutsuzluğun bulunmayacağı inancı, zamanını gösteriyor! Yeri konusunda
ise İslamlıktaki bu dünyanın geçici bir oyun, sonsuz, ölümsüz ötedünya
için sınav yeri olduğu inancı ise söz konusu yerin ötedünya olacağını
açıklamaktadır.
O zamana ve o yere varılana kadar bu dünyada ve bu zamanda eşitsizlikçi
düzenlerin, bu tür inançlarla, açıklanmış aklanmış Hak’lanmış olması
yanı sıra, eşitsizlikçi ilişkilerin yeniden üretilmesi sağlanmaya
çalışılacaktır. Ama ona karşı direnmeler, başkaldırmalar ise
engellenmeye, bastırılmaya, ezilmeye, yok edilmeye çalışılabilecektir.
Direnen özne olarak insan inancı düşüncesi güme gidebilecektir.
Bütün bu işlevleri gören yaratılış mitoslarının ve dinsel ideolojinin
sanal aşkınöznelerin varlığına, kitaplarına, sözcülerine inanç
kanalıyla, gerçek insan öznelerini nasıl insanlıktan çıkarılabildiği
savına, yazının spotundaki sava dönerek bazı örneklerle yazıyı noktalayalım.
İnsan nasıl bu kadar düşüncesiz, duygusuz, acımasız, ahlaksız
olabiliyor?
İnsanın, bilinen evrenin tek gerçek, yaratıcı öznesinin öznelik
nitelikleri, elinden alınmış/çalınmış ve aşkınöznelere sunulmuş olunca
/*"sıradan"*/ insanlara ne kalmıştır? Gerçeği, mutlak gerçeği ancak
Tanrı bildiğine göre artık insan bilen özne değildir. Öyleyse insan,
eleştirel düşünme şöyle dursun düşünemez duruma düşürülmüştür; inanması
yeter. İşte bu yüzden /*"bu kadar düşüncesiz"*/ insanlar
yetiştirilebilmektedir. /*"İnsan bilmez tanrı bilir."*/ Gaybın (ne
demekse o; /*"mutlak gerçekliğin"*/ ya da /*"derin gerçekliğin"*/ demek
olmalı) bilgisinden insana verilmemiştir; ya da pek az verilmiştir, veya
tanrının (ki bu tanrı vekillerinin, egemen sınıfların, dincilerin demek
olabilir) istediği konularda, istediği nicelik ve nitelikte sınırlı
verilmiştir. Bu yüzden, doğayla ilgili olsun, insanla toplumla ilgili
olsun, gerçekliğin bilimsel yöntem ve düşünüşle edinilen bilgilerini,
inançlarla aşağılayıp çöpe atan gerçek insan özneler (o nasıl öznelikse)
çıkabilmektedir.
Duyan, duyumsayan özne olarak insan anlayışı da karalanabilmektedir: Bu
geçici /*"yalan dünya"*/ yaşamının istekleri (duyguları) güvenilmez,
hatta tehlikelidir. Hıristiyanlıkta cinsel isteğin şeytan iğvası
sayılıp, cinsel eylemin ve cinsel duyuların, /*"kalıtsal günah"*/
oluşturduğu inancı, bunun bir örneğidir. İslamlıkta benzeri düşünce ve
değerlendirmeler, yukarıda gördüğümüz örnekle, farz kılınan savaş gibi
bazı şeylerin insanın istememesine karşın yararına olabileceği
düşüncesinden izlenebilir. Bu düşünceyle, insanın en istemediği şey
ölümdür saptamasında bulunan Hobbes’un tersine, savaş ve sonunda
uğranabilecek ölüm /*"şehadet şerbeti"*/ olarak tatlandırabilmektedir.
Bu yüzden özneyi sıfırlayan, insanı kendine varana dek harcayabilen bu
kadar duygusuz, bu kadar acımasız düşünüp davrananlar çıkabilmektedir.
Barış isteklerine, acıma beklentisine karşı kul insan anlayışını
savunanların yanıtı: /*"merhamet eden merhamet edilecek duruma düşer"*/
olmuştur. Öyleyse, /*"acımayın!"*/
Kutsal kitaplar mayınlı tarlalar mı?
Bu tür inanç ve düşüncelerle, bu kadar sevgisiz, insana bu kadar düşman,
insandan bu kadar nefret eden kimseler çıkabilmektedir? Kaynaklarından
biri, Tevrat’ta (Mısır’dan Çıkış, *20.5-6’*da) /*"... ben kıskanç bir
tanrıyım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını
çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım"*/ diye
konuşturulan, yalnızca kendisinin sevilmesini isteyen Yehova’nın
varlığına inançtır.
Hıristiyanlıkta Yeni Antlaşma İncil'in yanı sıra Eski Antlaşma Tevrat da
benimsendiğinden, onunla birlikte Musa’nın buyrukları her okunuşunda
anımsanmaktadır. Dahası İsa’nın /*"müjde"*/sinde barış, insanın
komşusunu kendinden fazla sevmesi öğütleri yanı sıra, /*"yeryüzüne barış
değil, kılıç, ateş getirdim... şimdiden tutuşmuşsa ne isterim"*/ (İncil,
Luka, *12:49)* gibi sözleri de vardır.
Benzer biçimde İslam’da, /*"biz insanı yaradanı dolayımıyla severiz"*/
diye konuşan kimseler bulunmaktadır. Allah sevgisini her şeyin önüne
alıp (çocukluğumda tanık olup aklımdan çıkmayan bir olayla) çocuğunu
ancak /*"ben seni değil seni yaradanı seviyorum"*/ diye sevebilen
anneler yetiştirilmiştir. Kafalarında örnek alınan, sözü buyruk sayılan,
günahları /*"sonsuza dek yakarak cezalandıracağı"*/ yazılı bir aşkınözne
vardır. Aşkınözne yakarsa kulu ne yapmaz? Madımak’ın gerisinde bu
inançlarla beslenmiş kafalar durmaktaydı. Geçmişte, kutsal kitaplarda
yazılanlar, onlara inananlara örneklik ve rehberlik etmişti; ilerde de
edebilir. Bunlara iki örnek yeter: Tevrat’ta Musa’nın buzağıya
tapınanlar için (Mısır’dan Çıkış, *32:* *27-29’*da) */"RAB’dan yana
olanlar yanıma gelsin... İsrail’in Tanrısı RAB diyor ki, "/**Herkes
kılıcını kuşansın. Ordugahta kapı kapı dolaşarak, kardeşini, komşusunu
öldürsün./" ... "/O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü.**/"
Kur’an’da, benzeri sözlerle (Maide 33’te) "/**Allah ve resulüne karşı
savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların [Nebioğlu
çevirisinde **/"yeryüzünde nifak çıkaranların"/**] cezası ancak ya
(acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları yahut da el ve ayaklarının
çapraz kesilmesi**..."* denmesidir.
Gerçek insan öznesi yerine sanal aşkın özneyi yücelten, bu dünyanın
önüne öte dünya değerleri konan dinsel ahlaktan ne beklenir?
Ahlak, oldum olası, bildim bileli toplumda insan-insan ilişkilerinin
olabildiğince kavgasız, sürtüşmesiz, düzen içinde sürdürülebilmesi için,
insanlığın geçmiş deneyimlerinden süzülüp çıkarılan, /*"olması
gereken"*/ düşüncesi çevresinde toplanmış normlar torbasından oluşur.
Yaratılışçı inançlara göre insan, gerçeği bilemediği gibi, doğruyu da
(iyiyi kötüden ayırmayı, hayrı ve şerri de) bilemez. O zaman Tanrının,
vekillerinin, sözcülerinin, kitaplarının, yazıların sözlerine
bakılmalıdır. Onlara bakılınca ötedünyacı değerlerin bu dünya değeri ve
mutluluğu üzerine çıkarıldığı, ötedünyanın /*"amaç"*/ alındığı görülür.
Aşkınöznenin değeri ise insan öznesinin çok çok üstüne çıkarılmıştır.
Öyle ki bir imanı bütün kişi, karşısındakini hatta Yaradanın sadık kulu
olmakla övündüğü kendini /*"özne"*/ olarak bile görmeyebilir. Bir
insanı, dinsel amaçların, Tanrının buyruklarının önünde, doğru yola
(hayra, yüksek ahlaka) yönlendirilmesi, zorlanması gereken, olmadı, yok
edilmesi buyrulan kişi gibi görebilir. Ötedünya sonsuz yaşam ve
mutluluğuna ulaşmak için, her türlü yola, araca başvurabilir. Söz konusu
yolların, araçların içinde, engizisyon işkenceleri, hayırlı yalanlar,
takiyye, kelle avcılığı, himmet, hayır işleri için inançlara
seslenilerek fonlar oluşturma, komplolar bulunabilir. Vatikan’daki /*"bu
toprakları Konstantinos Papalığa bağışladı yazılı sahte
*//*"*/*Konstantinos Bağışı*/*"*//**/belgesi benzeri (bkz. Şenel,
İnsanlık Tarihi, 824) sahte belgeler olabilir. Bunlar felsefi (ahlak
felsefesi) laik ahlak anlayışlarına uymayan ahlaksızlık örnekleridir:
Dahası, tüm insanlığı kapsayabilecek (insan haklarına dayalı) evrensel
bir ahlak anlayışının bugün için önündeki engellerden birincisi
emperyalizm, neoliberalizm ise, ikinci en büyük engel olarak dinsel
inançlar görünmektedir. Köktendinci insan, işte, biraz da bu yüzden
/*"*/*bu kadar ahlaksız"* olabilmektedir.
İnsanın öznelliğinin yadsınması kime yarar?
Bunların hepsinin en derindeki düşünsel/inançsal neden, Cehennem
işkencesi korkusundan, Cennet zevkleri beklentisinden çok, insanın
özneliğinin yadsınması ve kulun bunu kabullenmesidir. İnsanın öznelik
niteliklerinin bir sanal özneye bırakılmasıdır. Onun arkasına geçilip
(Babilonya’da tanrı yontusu arkasına gizlenmiş rahiplerin,
başvurucuların isteklerini alıp dilekçelerine Tanrının sözleriyle yanıt
verişlerine benzer biçimde) /*"inançlarla çıkarlarını çakıştırıp"*/
Tanrının sözcüsü rolü, hatta kitapta yazmayan durumlarda bile /*"Tanrı
şunu istiyor, bunu söylüyor, onu buyuruyor"*/ gibi sözlerle /*"tanrı
rolü"*/ oynayabilmeleridir. Yukarıdaki örnekten de anlaşılabileceği
gibi, bütün sanal aşkınöznelerin arkasında gerçek insan özneler
bulunmaktadır. Karşılarında, özneliği yadsınmış /*"gönüllü kulluk"*/
edecek kimseler bulabilmeleridir.
*DİPNOT:* Alâeddin Şenel’in Bilim ve Gelecek dergisinin son sayısındaki
makalesinden kısaltılarak alınmıştır. Söz konusu yazıyı paylaşmamız için
izin veren değerli bilim insanı Şenel’e ve Bilim ve Gelecek ekibine
teşekkürü borç biliriz.
http://www.birgun.net/haber-detay/otedunyaci-tanri-kul-esitsizlikci-iliski-kalibindan-bu-dunya-icin-esitsizlikci-dusunceler-ve-davranislar-turetme-112383.html
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160515110840 Oraj Poyraz [email protected]
2016/05/15 12:48 5 4 [email protected]
--
In medio stat virtus
Erdem ortada durur, uclarda degildir. (Yedi Bilge Tapinaginin kapisinda
yazili asiriya kacmamayi ogutleyen soz)
Latin Atasozu
Onlari sarsmasin diye yere de sabit daglar yerlestirdik ve (varacaklari
yere) yol bulabilsinler diye ondan gecitler, yollar meydana getirdik.
ENBIYA - 31
Tanri adina islenen cinayetlerin sayisi, seytan adina islenenlerden cok
fazladir.
Erica Jong
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.