------------------------------------------------------------------------
bayrak
*YAVUZ**ÇOBANOĞLU : *Laiklik neden önemli?
Tunceli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü *15.05.2016* *09:27*
Laikliğin Anayasa’dan kaldırılmasını talep etmek, toplumsal barışın
temelini hepten dinamitlemekle eşdeğerdir
İnsanın aklı ve iradesini tanrı(lar)dan geri alma mücadelesi, onun en
kadim savaşlarından birisidir. Bedeli her dönem yüksek olan bu mücadele
sonucunda insanlık (ya da en azından onun bir kısmı), zorunlu bir
belirlenmişlik durumuyla insanlara hükmeden /*"mutlak irade"*/sahibi
tanrı karşısında, meşru bir hak olarak kendi aklı ve iradesini, kişisel
doğruları ve hayat görüşleri eşliğinde kullanabilme kazanımını elde
etmiştir. Fakat vaktiyle Rönesans, Reform, Hümanizm ve Aydınlanma
düşünceleri eşliğinde büyük bir eşiği geçen insanlığın, bu kazanımları
sosyal hayatla da desteklemesi, yerleşik kılması gerekiyordu. İşte
laiklik düşüncesi böylesi bir dünyevileşmenin sonucu olarak ortaya çıktı
ve bugün biz bu duruma kısaca /*"insanın özgürleşmesi"*/diyoruz.
Öte yandan Türkiye’nin laiklikle macerası ise baştan itibaren hep
sorunlarla birlikte anıldı. Öyle ki Cumhuriyet kadroları Osmanlı mirası
köklü bir İslâmî gelenek karşısında tutunmanın biricik yolunu, dini
alanı sekülarize etmede bulmuşlardı. Böylece dine, devrimleri
destekleyecek biçimde, yeni bir işlev yüklemeyi uygun gördüler. Devlet
sözde laikti; lakin din de tarikat ve cemaatlerin eline bırakılmayacak
kadar önemli işlevlere sahipti. Çünkü dinin ihtiyaç olduğunda kitleyi
yönetmede/yönlendirmede kullanışlı bir araca dönüşebileceğini, onlar da
keşfetmişti. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması *(1924),*
Kur’an dilinin Türkçe olması gayretleri bu /*"keşif"*/ üzerinden
gerçekleşen ilk icraatlardı.
Bununla birlikte Cumhuriyet Tarihi boyunca laiklik ve ona dair
uygulamaların, İslâmî kesim tarafından sürekli eleştirildiği ve her daim
/*"mağduriyet"*/ aracı haline getirildiği de mevzunun bir başka boyutu
olarak önümüzde duruyor. Zira burada laikliğin, demokrasi ile güvence
altına alınmasından ziyade jakobenliğe teyellenmesinin, bu kesimin
jakobenist uygulamaların ihalesini laikliğe çıkarmasıyla sonuçlandığı da
söylenebilir. Zaten buradan devşirilenlerin birikimiyle ve bugün gelinen
noktada laiklik, iktidardan güç alan İslâmî kesimler için /*"acilen
ortadan kaldırılması gerekli"*/ kavramların ilk sırasında bulunuyor. Bu
sebeple birkaç hafta öncesinde Meclis Başkanı’nın /*"laiklik çıkışı"*/,
kişisel bir hezeyandan ziyade, bir zihniyetin dışa vurumu, mevcut
iktidarın işbaşına geldiği günden beri uyguladığı kamuoyunun tepkisini
ölçmeye yönelik bir nabız yoklama, bir mizansen olarak da ele alınmalıdır.
Hâlbuki laikliğin Anayasa’dan kaldırılmasını talep etmek, zaten mevcut
haliyle bile fazlasıyla sıkıntılı olan toplumsal barışın temelini hepten
dinamitlemekle eşdeğerdir. Çünkü laiklik, öncelikle din, devlet ve
kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen, ilhamını metafizik güçlerden
değil insan aklından alan, demokratik hukuk devleti anlayışı
çerçevesinde temel insan haklarının ve sosyal barışın güvencesidir.
Bununla birlikte bugün dindarlık, her soruna karşı mucizevî bir kurtuluş
reçetesi olarak sunulurken, laikliğin Anayasa metninden çıkarılması,
/*"tanrının kelâmını"*/ tekrardan yeryüzünde hâkim kılmak isteyenlerin
hukuken de güçlenmesi anlamına gelecektir. Ve tam burada bizleri
bekleyen kritik soru şudur: Tanrının kelâmının yeryüzünde hâkim
kılınmasını istemeyenlere ne olacak? Bu sorunun yanıtı için bundan
önceki yüzyıllarda neler olmuş onlara veya yakın çevremizde olan biten
kıyımlara bakmak belki yeterli gelebilir.
Zira insanın tanrı ile ilişkisi /*"eşit"*/ bir ilişki değildir; boyun
eğişi, kabullenilmişlikleri, zorunlulukları içerir ve fazlasıyla
hiyerarşiktir. Üstelik tanrı yeryüzünde olmadığı için, onun /*"hükmü"*/
olduğu düşünülenleri daima (bu konuda merak uyandırıcı derecede istekli
olan) aracılar (krallar, halifeler, din adamları vb.) yerine getirmeye
çalışır. Dahası tarih sayfaları, bu aracıların kişisel, çıkar, hırs ve
düşmanlıklarının insanlara yaşattığı acı hatıralarla da doludur. İşte bu
yüzden, birilerinin din adına /*"6 yaşındaki küçük kız çocuklarıyla bile
evlenilebileceğini"*/rahatlıkla söyleyememesi; çocukların tanrı ve
cehennem korkusuyla yetişmemesi; bilimin ve eğitimin bir dine ve o dine
ait bir mezhebin keyfiyetine bırakılmaması; cinsiyet ayrımcılığının
meşru görülmemesi; dinî mecburiyetlerin insan ihtiyaçlarının önüne
geçmemesi; hesap verilebilirliğin sadece bu dünyada gerçekleşmesi;
insanların kadın bedeni ve cinselliği dışında bir ahlâk formu
geliştirebilmeleri; tüm itaat biçimlerinin sorgulanması; iş
cinayetlerinin /*"takdir-i ilâhi"*/olarak değerlendirilmemesi; insan
vücudundaki tasarrufun, sadece kişinin kendine ait olması; tecavüz ve
tacizlerin üzerinin kolayca örtülmemesi, bunların cezasız kalmaması;
iman/takvanın değil insan niteliğinin ve liyakatinin önemli
sayılması;kız çocuklarının eğitiminin engellenmemesi; bir takım
kutsal/yüce çıkarların kamusal sorumlulukları ezip geçmemesi;
eşitsizliğin bir değere dönüşmemesi; devlet ile yurttaşlar arasındaki
ilişkilerin rasyonel kurallara tabi olması; hurafelerin bir bilgi biçimi
haline gelmemesi; geleneksel otorite biçimlerinin temel eğitim aracı
olarak görülmemesi; herkesin bireysel haklarının meşru olabilmesi; dinin
bir imtiyaz nesnesi olmaması; yaşadığımız sorunların
/*"dinsizlikten"*/değil de insanlık ve dünya meselelerinden
kaynaklandığının düşünülmesi; giyim kuşamın bir ayrışma kriterine
dönüşmemesi; saygının sadece inanç ve on ait mekânlara özel bir durumun
adı haline gelmemesi; yöneticilerin türlü dokunulmazlıklar ve
kutsallıklarla donatılmaması; inancın tek ölçüt, kişiliği tartan tek
terazi olmaması; siyasetin metafizik söylemlerin işgalinden
arındırılması; dinin, politik demagojinin aslî unsuru olmaktan çıkması;
insanların inançtan başka değerlerinin de olduğunu keşfetmeleri;
devletin hiçbir dinî oluşuma ayrıcalık tanımaması, sempati beslememesi;
bilim ve sanatta özgürce düşünebilmek vb. adına laiklik, dün olduğundan
daha fazlasıyla ve özellikle bugün, en önemli dayanak noktasıdır.
Üstelik aynı laiklik tartışmalarında söylemsel anlamda ayrım
yaratabilmek için üretilen /*"özgürlükçü laiklik"*/ kavramı da *AKP*
başta olmak üzere İslâmcı kesimin kendi otoriterliğini gizlemeyi
amaçladığı, bir manipülasyonun adıdır ve bu sebeple de fazlasıyla
ideolojiktir. İslâmcıların iktidara geldiği günden beri sola ait bir
takım kavramları yozlaştırma geleneğinin /*"son örneği"*/ olarak da
görülebilecek bu tavrın özü, özgürlükten sadece /*"inanç özgürlüğü"*/nü
anlayan bu kesimin uydurma bir kavramın içerisini doldurarak bunu kendi
söylem dağarcığında /*"kullanışlı"*/ hâle getirebilme çabasıdır.
Böylelikle bir yandan laikliğin çerçevelediği anlam dünyası lanetlenir
ve bu yolla kavramın içi boşaltılırken diğer taraftan da /*"modern
olma"*/ eksiklenmesini de ruhsal olarak doyuracak /*"özgürlükçülük"*/
gibi süslü bir kavram perdesi arkasında ülkeyi sadece sünnî İslâm’ın
cennetine dönüştürme çalışmasının alt yapısı da hazırlanmaktadır.
Sonuç olarak, bugün durduğumuz noktada hem dinci fanatizme hem de etnik
milliyetçiliğe karşı hukuk, barış ve özgürlüğün üstünlüğüyle birlikte
laikliği savunmak da elzemdir. Burada laiklik, entelektüel bir arzu
nesnesi değil, tüm olumsuzluklara rağmen insanca, özgür ve barış içinde
yaşayabilmenin mihenk taşıdır. İvedilikle yapılması gereken, laikliği
bir toplumsal değer olarak merkeze yerleştirip, düşüncenin ve bireysel
seçimlerin özerkliğini korumaya almaktır. Bu değişimin yolunun politik
iktidardan geçtiği düşüncesi moral bozucu olsa da mücadelenin kısa
soluklu olduğunu sizlere kim söyledi?
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160515104852 Oraj Poyraz [email protected]
2016/05/15 12:48 5 4 [email protected]
--
Hukum vermeden once her iki tarafi da dinle!
Anonim Nasihat
Gulumce Yildiz.. : Dunya Muminin Zindani !
Samimiyetle ALLAH diyen insan icin dunya zordur..
Basini orter ayiplanir..
En yakinindan en uzagina kadar..
Namaz kilar, yobaz olur..
Teblig yapar, hakarete ugrar.
Kuran okur, etrafindakiler rahatsiz olur..
Her sozunde ALLAHi anar, Kuran ile konusur..
her sey din degil sozu ile muhalefet olunur..
Her zaman yaziyorum, zor olacak ki ecir olsun..
Butun peygamberler Allah yolunda zorluk cekmislerdi, en buyuk zorlugu
ceken de Efendimiz (as) di..
Gercekten de imtihan dunyasindayiz.
Siz dini yasiyorsaniz, dini yasamayan insanlar sizin imtihaniniz olur..
sabrettikce daha cok sabretmeyi ogrenirsiniz..
Bu yolda onunuze cikan her engel, size daha cok sevk verir.
Rabbimiz ayetinde buyuruyor:
Senden once de peygamberlerden hicbirini yollamadik ki onlar, yemek
yememis, sokaklarda gezmemis olsunlar ve biz, sizin bir kisminizi, bir
kisminizla denedik, bakalim dayanacak misiniz?
Ve Rabbin, her seyi gorur.
Furkan- 20
Resulullah Efendimiz (as):
Dunya muminin zindani, kafirin cennetidir 1 buyurmuslardir.
Katade bin Nu man (R.A.)dan rivayete gore Efendimiz:
Allah Cebrail i, bana gonderdigi suretlerin en guzelinde indirdi.
Cebrail soyle dedi: Ey Muhammed, yuce Allah sana selam soyluyor ve soyle
buyuruyor:
Ben dunyaya dostlarim icin aci, bulanik, dar ve $ikintili olmasini
vahyettim.
Ta ki, Bana kavusmayi ozlesinler.
Ben dunyayi dostlarim icin bir zindan, dusmanlarim icin de bir Cennet
olarak yarattim 2
(1) Muslim, Zuhd: 1; Tirmizi, Zuhd: 16; Ibni Mace, Zuhd: 3; Musned,
2:197,323
(2) Suyuti, Camiussagir, 3:53, No:2723, (1484)
Dunya hayatinda cekilen her cile, sabir ile karsilanirsa..
Allah a yaklasma vesiledir..
Mumin ALlah a kavusma arzusunda oldugu icin dunya hayati zindan gibidir,
bir an once ahirete gidip, Rabbinin cemaili ile mukafatlandirilmak ister..
ahirete nispet dunya muminin zindandir..
Yoksa mumin bu dunyada zahiren zindanda gorunse de ruhen cennetde gibi
yasar..
Rabbinin ruhuna yasattigi guzellikler, kelimelerle tarif dahi edemez..
Inanmayanlar, yarin hesap verecegi bilincinde olmayanlar ise, ahiret
gercegini bilmediklerinden..
gecici dunyayi kendilerine cennet yapmislardir..
Icimde kalmasin su ilaveyi de yapmak isterim :)
Acaba bugun samimi dindarlari ayiplayanlar, acaba yarin ahiretde onlarla
birlikte olmaya olan ALLAH izin verir mi?
diye ben dusunmeden edemiyorum..
Gulumce Yildiz..
19-09-2014
***
Eee kardesim cok kolay o zaman.
Intihar edeceksin.
Izdirabini dindireceksin.
Bu da Mart kedisi gibi, hem bagiriyor, hem de ediyor(O.P.)
Kuzey Afrika daki zenci bir kadinin resmiydi.
Korkunc bir kuraklik yasiyorlardi.
Ve olu bebegini kucaginda tutup olabilecek en uzgun ifadeyle gokyuzune
bakiyordu.
Resme baktim ve dusundum:
Bu kadinin tek ihtiyaci olan sey yagmurken merhametli ya da sevgi dolu
bir tanriya inanabilmek mumkun mu?
Charles Templeton
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.