------------------------------------------------------------------------

  Yılmaz Özdil: Yas’ıklar olsun

Foça’dayım.

Cezaevinde.

Profesör Mehmet Haberal’ı Silivri’de ziyaret ettiğimde, Profesör Tayfun
Uzbay’ı Şirinyer askeri cezaevinde ziyaret ettiğimde, yurttaş olarak ne
hissettiysem, Profesör Rennan Pekünlü’yü ziyaret ederken de onu
hissediyorum…
Utanç.

Profesörlerini hapse tıkan kafasız bi ülke burası.

Düşünenlerine pranga vuran, düşünmeyenlerin ülkesi.

(Profesör Rennan Pekünlü, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve
Uzay Bilimleri Bölümü’nde öğretim üyesiydi.
Türbanlı öğrencilerin eğitim özgürlüğünü engellediği iddiasıyla hapse
atıldı.
Aslında *"kumpas davası"*ydı.
Akp’yle cemaat’in henüz kapışmadığı dönemde, cemaat medyasıyla, yandaş
medyanın ortaklaşa organize ettiği *"algı operasyonu"*ydu.
Medyanın geriye kalan bölümü, türbancılarla karşı karşıya gelmemek için,
sustu.
Halbuki, iddialar yalandı, iftiraydı.
Rennan Pekünlü üzerinden tüm akademik camiaya gözdağı verilmek isteniyordu.
Türbana karşı çıkan herkesin başına işte bunlar gelir deniyordu.
Akademisyenler korktu, sindi.
Profesör Rennan Pekünlü linç edildi.)

Sekiz kişiyle aynı koğuşta kalıyor.
Koğuş arkadaşlarının hangi suçlardan yattığını bilmiyor.
Hiç sormamış.
Umursamadığı için değil, kederlerini deşmemek için…
Toplam 600 civarında mahkum var, istisnasız, büyük saygı görüyor.
Herkes *"hocam"* diye hitap ediyor.
Arşivde çalışıyor, boşa saat tüketmiyor, madem buradayız bari işe
yarayalım diyor.

Eşiyle her sabah kahvaltıdan sonra yaptıkları yürüyüşleri çok özlüyor.
Kızının burnunda tüttüğünü görüyorum, kızından bahsederken sesi kırılıyor.

Nükleer karşıtı aktivist-hekim Helen Caldicott’un kitaplarını okuyor.
Nükleer endüstrinin insan sağlığına zararlarına kafa yoruyor.
Hapisten çıktıktan sonra, Mersin ve Sinop’a kurulması planlanan nükleer
santrallere karşı faaliyet göstereceğini anlatıyor.
Vatandaşları bilgilendirmek gerektiğini söylüyor.

*"Başınıza dert açmak için yeni bir alan bulmuşsunuz"*diyorum.
Gülüyor*"ABD’de benim gibilere maverick deniyor"* diyor.

Bu İngilizce kelimenin sözlük anlamı *"damgalanmamış, sahipsiz dana"*demek…
Ama aslında *"başınabuyruk"*manasında kullanılıyor.

Hakikaten Profesör Pekünlü’yü en güzel tarif eden kelime, başınabuyruk…
Sürü’ye katılmadığı için 12 Eylül’de Kenan Evren rejimi tarafından iki
defa üniversiteden atılıyor.
Sürü’ye katılmadığı için, Akp rejimi tarafından hapse atılıyor.
Darbeci Kenan Evren’le ileri demokrasici Tayyip Erdoğan’ın ortak
noktalarından biri, Profesör Pekünlü’ye eziyet etmek oluyor.

İleri demokrasiden sohbet ederken, laf dönüyor dolaşıyor, Yalta
Konferansı’na geliyor.
Profesör Rennan Pekünlü, Stalin’le Churchill arasında geçtiği rivayet
edilen bir anekdotu anlatıyor.
Churchill, Stalin’e *"duyduğumuz kadarıyla Sovyetler Birliği’nde konuşma
özgürlüğü yokmuş"*diyor.
Stalin *"yanlış duymuşsunuz"* diye cevap veriyor, *"isteyenin istediği
kadar konuşma özgürlüğü var, sadece, konuştuktan sonra özgürlük
garantisi yok!"*

(İyi ki cezaevindeyiz de, böyle alengirli mevzulardan rahat rahat
bahsedebiliyoruz.
Maazallah bunları dışarda konuşmaya kalksak, içeri atarlar!)

O sırada görevli sesleniyor.

Vakit tamam.

Hapiste geçmek bilmeyen zaman, açık görüşte su gibi akıp gidiyor.

Sarılıyoruz.

Ayrılıyoruz.

*"Cezaevi"*nden çıkıp, sahte diplomalı bakan yeğenlerinin Tübitak’a
yönetici yapıldığı, bilimadamı ünvanı taşıyan dekanların el etek öptüğü,
Tayyip Erdoğan’a fahri profesör ünvanlarının verildiği *"özgür
Türkiye"*ye geri dönüyorum.

Girişte bıraktığım cep telefonumu teslim alıyorum.
Mesaj gelmiş: Çağdaşlık öncülerini, saygın profesörlerini hapse tıkarak
geleceğini gömen Türkiye, yobazlık finansörü vahabi kralı için
kahrolmuş, üzüntüden yas ilan etmiş.

*

Yas’ıklar olsun bu ülkeye.

Yas’ıklar olsun.

 

------------------------------------------------------------------------

a45UyF587661-150125141016-03
^^^^^ <strict.html#BAS> - vvvvv <strict.html#SON>

 

Her dakika ovulmek isteyen bir Tanriya inanamam.

Friedrich Nietzsche

BAKARA - 256 dinde zorlama yoktur...
MUZEMMIL- 19 Suphe yok ki bu (Kur an) bir oguttur.
O halde dileyen Rabbine goturen yolu tutsun...
MUDESSIR - 54 - 55 Suphesiz ki, gercekten de Kuran bir oguttur.
Dileyen ondan ogut alir.

EINSTEIN IN KOZMIK DINSEL DUYGUSU

Tum bu dinsel- tiplerde ortak olan Tanri kavrami insanmerkezci karakteridir.
(...) Ama tum bunlarda bulunan dinsel deneyime dair bir ucuncu asama
vardir, saf haliyle cok seyrek olmakla birlikte: ona kozmik dinsel duygu
adini verecegim.
Bu duyguyu, hic yasamamis birine, ozellikle buna karsilik gelecek Tanri
ya iliskin hic insanmerkezci olmayan bir kavrama sahip olmayan birine
izah etmek cok zordur.
Kozmik dinsel duyguyu insanlar birbirlerine nasil iletebilirler, hele ki
Tanri ya iliskin bir tanim vermiyorsa, bir teoloji ogretisi vermiyorsa?
Bence, sanat ve bilimin en onemli islevi, onu almaya acik olanlar icin,
bu duyguyu diriltmek ve canli tutmaktir.
Bu sekilde din ile bilimin iliskisine dair, bilindik olandan cok farkli
bir kavrama ulasiyoruz.
Bir kisi konuyu tarihsel olarak ele alsa, bilim ve dinin uzlasmas
karsitliklar olarak gormeye baslar.
(...) Ben iddia ediyorum ki kozmik dinsel duygu bilimsel arastirma icin
en guclu ve muhtesem gududur.
(...) Bir insana boyle bir gucu kozmik dinsel duygu verebilir.
Bir cagdasim soylemisti, haksiz olmayarak, bizim materyalistik cagimizda
ciddi bilimsel arastirmacilar tek en derin dinsel insanlardir.

How can cosmic religious feeling be communicated from one person to
another, if it can give rise to no definite notion of a God and no theology?
In my view, it is the most important function of art and science to
awaken this feeling and keep it alive in those who are receptive to it.
We thus arrive at a conception of the relation of science to religion
very different from the usual one.
When one views the matter historically, one is inclined to look upon
science and religion as irreconcilable antagonists.
(...)I maintain that the cosmic religious feeling is the strongest and
noblest motive for scientific research.
(...)It is cosmic religious feeling that gives a man such strength.
A contemporary has said, not unjustly, that in this materialistic age of
ours the serious scientific workers are the only profoundly religious
people.

New York Times Magazine on November 9, 1930 pp 1-4.It has been reprinted
in Ideas and Opinions, Crown Publishers, Inc.1954, pp 36 - 40.It also
appears in Einstein s book The World as I See It, Philosophical Library,
New York, 1949, pp.24 - 28.)


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap