------------------------------------------------------------------------
*ENVER AYSEVERENVER AYSEVER :*"ÖTEKİ DÜNYA TİCARETİ HIZLA SÜRMEKTE"
*13.08.2017 10:07*
Din adamları, öteki dünya için ceza vermenin iktidarlarını sürdürmeye
yetmeyeceğini görünce engizisyon mahkemeleri kuruldu. Birinci sınıf
papazlardan oluşan ekip, artık ölümden sonra cezalarla ıslah olmayacak
isyankâr insanları dize getirmek için çok sert önlemler alıyordu
“Öteki dünya ticareti hızla sürmekte”
/*"Öteki dünya ticareti hızla sürmekte"*/
*1**Edremit Kitap* Fuarı için yola koyulduğumda biraz keyifsizdim. Eve
kapanmak, çalışmak istiyordum sadece. Bu satırları yazarken iyi ki o
güzel insanlarla kucaklaştım diyorum. Yaz aylarında kitap etkinliği
düzenlemek riskli olduğu halde belediyeler başarıyla yürütüyor bu işi.
Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka’nın bölgeyi bir çekim merkezine
dönüştürme çabasına daha önce /*"Sabahattin Ali Sempozyumu"*/nda
tanıklık etmiş, sevinmiştim. Şimdi pekişmiş bir dostluğu yaşadık.
/*"Ölmez Ağacının Altında"*/ okurlarla söyleştik. Kalabalık şaşırtıcı,
sevindiriciydi. Saatlerce kitap imzaladım. Okurlar altını çizdikleri
satırları gelip gösterince duygulandım. Neredeyse hakkımda her şeyi
merak eden, izleyen o güzel insanlara borçlu sayıyorum kendimi. Belki en
yakınlarına bile açamayacakları kimi konuları paylaşıyor insanlar.
Yazarlığın bu yanı güzel… Kimi kendini evine kapar, oysa kapıları
araladıkça insan daha hakiki metinler yazıyor.
Gece geç saat yorgunluk sofrası kuruldu. Saatlerce söyleştik.
Birbirinden onca farklı yazar; felsefe, edebiyat, şiir konuştuk. Yorgun
vardığım otel odamda sanki imzaya gelen, beni dinleyen dostların yüzünü
tek tek görür gibi oldum. Ertesi gün Altınoluk’ta olmanın heyecanıyla
uykuya daldım…
*2**İlk gençliğimde* çalışmak için gelmiştim Altınoluk’a. Tiyatro yapmak
için paraya gereksinimimiz vardı. Dört arkadaş barlarda çalıp para
biriktirmeye çalışıyorduk. Aradan neredeyse yirmi beş yıl geçmiş.
Meydanda aynı çay bahçesi duruyor. Ağırlıklı olarak büyük şehirden
kaçan, emeklilerin yaşadığı bir belde olmuş Altınoluk. Önce güzel bir
çay söyledi Birleşik Haziran’lı dostlar. Çevrenin demokrat, sosyalizme
yakın bir nüfus yapısı olduğundan söz ettiler. Memnun oldum.
Devrimcilikten emekli olunmuyor…
Bir gün önce yazar ağabeyim Öner Yağcı ile de söyleşmiştik. Kaçtım
diyordu İstanbul’dan, daha verimli olmak için buralara geldim…
Sahillerin halka açık olması mutlu ediyor insanı. Şair Onur Behramoğlu
ile halk plajında denize girmenin mutluluğunu paylaştık, güzel bir de
simit yedik. Çocukluğumda gittiğimiz Florya Plajı geldi aklıma.
Yoksulun, memurun denizle imtihanı farklıdır.
Nereye gitsem devrimci, aydınlanmacı, boyun eğmeyen insanlar görüyorum.
Üstelik sanıldığı gibi salt Trakya ve Ege’de değil. Yurdun her yanı
gericiliğe isyanda! Bu*OHAL* koşullarının sürdürülemeyeceği kesin. İki
gün üst üste sanatçı Mine Soley’in beni dinlemeye gelmesi duygulandırdı.
Değerli halk müziği sanatçısı Nilüfer Sarıtaş da kuyrukta bekledi, kitap
imzalattı. Meğer ne güzel, geniş bir aileymişiz biz.
Akşam yine sofra kuruldu. Günün yorgunluğu sohbetle atıldı. Okura
gitmek, kucaklaşmak büyük keyif…
*3**Şiir kitabını* tamamlayıp, yayıncıya teslim ettikten sonra garip bir
boşluk hissine kapıldım. Utangaçlığımı da attım üstümden. Biraz gamsız
bir hal diyebilirim buna. Bazen üzerinde uzun süre durduğun bir metinden
kurtulmak çok zor olur, öyle bir hal gelir ki, artık o yazılanlar tutsak
eder insanı. Mesafe koymanın önemi burada… Bir kitabı tamamen içine
sinerek bitirmek mümkün değildir, her yeni çalışmaya girişmenin nedeni o
eksiği bulmak ve onarmaktır. Ki bunu becermek imkânsızdır. Kaçınılmaz
biçimde yabancılaşır yazar yapıtına, sonra, en büyük felaket olur ve
beğenmez yazdığını. Biraz daha zamanı olmasını ister yazar. Oysa bilir
ki, ne kadar zaman verilirse verilsin, ne denli titiz biçimde çalışırsa
çalışsın, onu yaratmaya iten o eksiklik duygusudur.
Yazarın onaylanma isteği tuhaftır. Eğer yapıtı hemen onay görür, yüksek
beğeniyle karşılanırsa kuşku düşer içine. Tersi olunca da benzer, güç
bir yalnızlık içinde kıvranır durur. Altınoluk’a çalışmaya gittiğimiz
zaman bir sokak kitapçısından Yusuf Atılgan’ın /*"Aylak Adam"*/ını
almış, yol boyu otobüste okumuştum. Derinden etkilenmiş, kendimi biraz
da kahraman gibi hissetmiştim. Gece yarılarına dek barda çalışıp, üç
kuruş kazanmak için onca ağız kokusu çekmek yaşam dersidir gerçi. Çoğu
insan eğlence dünyasının perde arkasını bilmediği için, bu işleri renkli
sanır. Öylesi bir yorgunluk, hesaplaşma içinde tanıdım Atılgan’ı…
Şiir kitabı tamam da, bir türlü isim koyamadım daha…
oteki-dunya-ticareti-hizla-surmekte-335370-1.
*4****/"Tanrı mı İnsanı, İnsan mı Tanrıyı Yarattı?"/* sorusu üzerinden
Tanrı tarihini okumaya devam ettim hafta boyu. Elimizde yeterince kaynak
olmasına karşın, bir türlü derli toplu tartışılamaz bu konu bizde. İnanç
doğuştan gelen, zorunlu bir kimlik, duygu diye bakılır. /*"Tanrının
Öyküsü"*/nde Robert Winston hayli liberal, abartalı bir hoşgörü içinde
tartışıyor meseleyi. Yahudi bilim adamı, ağırlıklı olarak en iyi bildiği
çevre üzerinden anlatmış öyküyü. Kimsenin kalbini kırmadan, vaziyeti
idare ederek /*"Tanrı"*/ kavramı tartışılamaz. Nitekim saçma bir
*‘evrim’* tartışması içinde boğuluyoruz bugünlerde. Bilim, hakikati
ortaya koyarken riskli bir iş yapar.
Din adamlarının doğrudan siyasetin içinde olduğu açık. Martin Luther’in
ortaya çıkışı bir rastlantı değildir. Yoksul, düşkün insanların
peygamberi İsa’dan, parayla günah çıkarma işi gören Papa’ya gelinmişti.
oteki-dunya-ticareti-hizla-surmekte-335368-1.
*1516*’da Papa kutsal emanetleri göstermek için para alıyordu. Ödemeyi
yapanların günahları hemen bağışlanıyordu.*1517*’de Tetzel adlı bir
Dominiken rahip Almanya’yı geziyor, bir Katedral inşası ve başpiskoposun
borçlarının ödenmesi için para topluyordu. Para ödeyenlerin oracıkta
günahları bağışlanıyordu elbette. İsa’nın giysilerinin, üzerine
gerildiği tahta hacın parçaları pazarda satılır haldeydi. Küçük
endüstriyel çalışmalar çoktan başlamıştı. Kilise’de önemli konumların da
para karşılığında alınıp, satıldığı biliniyor. /*"Araf"*/ta işe yarasın
diye ölülerin göğsüne madeni para konuyor, yere düşünce de ruhun göğe
yükseldiğine inanılıyordu.
Bizde cübbeli Ahmet yanmayan kefen satmış çok mu?
*5**Dinden sapmalar* Katolik Kilisesi için büyük tehdit olmaktaydı
kuşkusuz. Vatikan’a gidince nasıl bir iktidarın sürdüğü hemen görülüyor.
İtalya gezisi sırasında dünyanın dört tarafından gelenlerin hallerini
görünce şaşırmadım desem yalan olur. İnsanların bir güce inanma
gereksinimi bir yere dek anlaşılabilir. Lâkin açık bir ticaret halini
almış, her tür ahlaksızlığın üstünü örtmek için kullanılan inanç
kisvesine hâlâ, bu çağda böylesine teslim olmak anlaşılır değil. Beynin,
evrenin gizi çözülmeye başladıkça inancın yerini aydınlanmaya
bırakacağını sanmak saflık mı acaba?
Din adamları, öteki dünya için ceza vermenin iktidarlarını sürdürmeye
yetmeyeceğini görünce engizisyon mahkemeleri kuruldu. Birinci sınıf
papazlardan oluşan ekip, artık ölümden sonra cezalarla ıslah olmayacak,
isyankâr insanları dize getirmek için çok sert önlemler alıyordu.
İnsanları kızgın demire bağlayıp, işkence ediyorlardı. Ortaçağ’da bile
böylesi bir uygulama büyük tepki doğuracağı için Papa*IV*. İnosan
engizitörlere birbirlerinin günahlarını bağışlama yetkisi verdi. Böylece
sorun da kalmamış oldu.
Sarıklı, takkeli din polislerine rastlandı geçen hafta sokaklarda.
Mutlaka onlara günahlarını bağışlama yetkisi veren bir diyanet işleri
başkanı da bulunacaktır.
*6**İnanç ve adalet dengesi/dengesizliği* her dönemin sorunu kuşkusuz…
/*"Sapkın"*/ diye tanımlanan ve Katolik Kilisesi’nin uygulamalarına
boyun eğmeyen eleştirel yaklaşan kimseler için ispiyoncular hemen göreve
gelmişti. Engizisyon mahkemesine çıkarılmak için birinin hakkında
herhangi bir iddiada bulunmak yeterliydi. Herkes suçsuzluğunu
ispatlayana kadar suçluydu.
Üstelik ispiyoncu yanılsa bile, /*"ben bunu din için yaptım,
yanılmışım"*/ diyerek kurtuluyordu. Korku toplumu yaratılmış, iftira ile
herkes sindirilmişti. Sapkınlar aleyhine ifade veren herkes
ödüllendiriliyordu. Engizitörlerin suçlulara sadece bir kez işkence
yapma hakkı vardı. Ancak işkence yapmaktan zevk alan bu manyaklar,
dinlenmek için ara veriyor ve ardından devam ediyorlardı. Bunu da tek
bir işkence olarak sunuyorlardı.
Tanrı yoksulun yanında olmak yerine, güçlüyle yan yana duruyordu.
Kıyametin kopması kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. Protestanlık bir
tür isyandı!
*7**Kitap fuarlarında* giderek artan din, tanrı ticareti acıklı bir hal
almakta. Çaresizlik içinde kıvranan insanlar; ne yiyeceğinden, nasıl
giyineceğinden, hangi olay karşısında nasıl tutum takınacağına dek her
sorununa bu sahte din insanları kanalıyla çözüm bulmak istiyor. İktidar
bir yandan bu durumdan hoşlanırken, öte yandan kontrolü elden kaçırma
kaygısı taşıyor. Cuma saatinde kitaplarının üstünü örterek, standı
bırakıp büyük bir gösterişle namaza gidenlere rastlamıştım. Elbet herkes
dilediği gibi davranmakta, ibadet etmekte özgür… Ancak orada verilen
mesaj bir tür iktidar olma haliydi. Çünkü fuar*AKP* belediyesine aitti.
Soru da bu zaten, inancını kimlik olarak gözümüze sokan birinin
samimiyetine inanabilir miyiz?
Din kitabı yazarlarının okurlarının sorularına verdiği yanıtlara kulak
kabartıyorum bazen, şaşıp kalıyorum. *Sanki İslamiyet’in kuruluş
yıllarını yaşamış, olaylara bire bir tanıklık etmiş gibi konuşuyorlar.*
İnsan bugün yediği içtiğini ertesi gün anımsamazken, kaynak göstermeden
bunca uydurma yapmak büyük beceri olsa gerek!
Sahi kim kimi yarattı ve hangi gereksinim için?
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170828003819 Oraj Poyraz [email protected]
2017/08/29 02:48 6 64 [email protected]
Canakkale icinde vurdular beni.
Olmeden mezara koydular beni.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale koprusu dardir gecilmez.
Al kan olmus sulari bir tas icilmez.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde aynali carsi.
Anne ben gidiyorum dusmana karsi.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde bir dolu testi.
Anneler babalar umidi kesti.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale den ciktim yan basa basa.
Cigerlerim curudu kan kusa kusa.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde sira sogutler.
Altinda yatiyor aslan yigitler.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale den ciktim basim selamet.
Anafarta ya varmadan koptu kiyamet.
Of gencligim eyvah?
. . . . . .
Canakkale icinde aynali carsi,.
Ana ben gidiyom dusmana karsi,.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde bir uzun selvi,.
Kimimiz nisanli kimimiz evli,.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale ustunu duman burudu,.
On ucuncu firka yurudu,.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde bir dolu testi,.
Analar babalar mektubu kesti,.
Of gencligim eyvah
. . . . . .
Canakkale icinde vurdular beni,.
Olmeden mezara koydular beni,.
Of gencligim eyvah
Mumine gelen her $ikinti, gunahlarina kefaret olur
(Buhari)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet
gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili
kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.
Eger Tanri gercekten varsa, onu yok etmemiz gerekir.
Mikhail Bakhunin
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.