------------------------------------------------------------------------
*TİMUR KARAÇAY : *EVRİME KARŞI DİN-SİYASET-TİCARET KOALİSYONU
*30.04.2017 *10*:38 **Prof. Dr. Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi*
*MEB*’in evrim kuramını okulların öğretim programından kaldırma kararı,
evrime karşı kuvvetli duruşun nedenlerini düşünmemizi gerektiriyor. Bu
yazıda evrime karşı duran üç esas gücün, sırasıyla, toplumların
kültürlerine sinen inançlar, inanç kurumları ve küresel sermaye olduğu
savunulmaktadır
**
Bilimin asıl görevi doğa olaylarının neden ve nasıl olduğunu
açıklamaktır. Eğer bazı doğa olaylarını yaratan doğaüstü bir güce
inanırsak, bilim orada susar. Çünkü doğaüstü gücün varlığını iddia
edenler, o güce asla erişilemeyeceğini, onun yaptıklarına insan aklının
hiçbir zaman eremeyeceğini söylemekle kalmazlar, o gücü araştırmanın
veya sorgulamaya kalkmanın affedilemez günah olduğuna bağnazlıkla
(cehaletle demek daha doğru) inanırlar. Eğer bu inanca bağlı kalınsaydı,
biyolojide, fizikte, kimyada yapılan büyük buluşların hiçbiri elimizde
olmazdı. Onlar olmadığında, bugün içinde yaşadığımız teknoloji ve ona
dayalı uygarlık kurulamazdı.
Özellikle inanç kurumlarının görüşü olan yaratılış teorisi, içinde
yaşadığımız doğanın (toprak, su, bitki, canlı) altı günde yaratıldığını;
canlılığın*6000-8000* yıllık bir geçmişi olduğunu, bu sürenin
/*"Darwinizm"*/in iddia ettiği evrimin oluşması için yetersiz olduğunu
savunur.
Evrim, çok çok uzun zamanlar içindeki değişimdir. Bir canlı kendi yaşamı
boyunca biyolojik evrim geçirmez; ancak uzun zaman içinde türler
değişime uğrar. Hücre biyolojisi ve gen teknolojisi bunu doğrulamıştır.
Yaratılış teorisinin iddia ettiği gibi, canlılık*6-8 bin *yıllık değil,
*3*,*7 milyar *yıl geriye giden bir geçmişe sahiptir. Fosil bilimi bu
gerçeği inkâr edilemez biçimde ortaya koymuştur.
Yaratılış teorisinin tezlerinin, bilimsel bulgularla çürütülmesi
üzerine, evrime karşı kuvvetli yeni bir duruşu uygulamaya koyma gereğini
duyanlar derler ki; /*"canlı hücre o denli karmaşıktır ki doğa onu kendi
başına oluşturamaz."*/ Yani bu olgu evrimle olmaz, o karmaşık yapıyı
düzenleyen, o kaosu yöneten birisi vardır: akıllı tasarım *(ID* -
intelligent design). Ama*ID*’nin varlığını ispatlayan hiçbir şey yok
ortalıkta. Onlar yalnızca bir şeye dayanırlar: Evrimin, ya da daha genel
olarak bilimin bugün açıklayamadığı her şey akıllı tasarımcının işidir.
Bilim her şeyi açıklayabilseydi, bütün araştırma kurumlarını kapatıp,
bütün biliminsanlarını işten çıkarmamız gerekirdi. Doğanın karmaşıklığı
belki buna hiç izin vermeyecek. Ama böyle olması akıllı tasarımcının
varlığını ispatlamaz. Çünkü bugün bilimin açıklayamadığı doğa olaylarını
akıllı tasarımcıya havale edersek, yarın o doğa olayını bilim
açıkladığında, akıllı tasarımcının yetkisini kısıtlamak gerekecektir.
Aydınlanma çağından bu yana her yeni bilimsel buluşta bu olguyu yaşıyoruz.
**20***. yüzyılda neden evrime karşı akımlar hız kazandı?*
Bu sorunun yanıtı şu basit gerçekte yatıyor: /*"Yeryüzündeki her insan
Avrupalı ya da Kuzey Amerikalı insan gibi tüketse, dünya nimetleri
insanlara yetmez."*/ Onun için, insanların büyük çoğunluğunu kendi
kaderlerine razı edecek, onları biat ettirecek bir araca ihtiyaç vardır.
Küresel sermaye bu işte kullanılabilecek en iyi aracın din olduğuna
karar vermiştir.
Bugün bütün dünyada evrim kuramına karşı gelişen hareketin, çeşitli
dinlere mensup fanatik bir azınlığın ortaya koyduğu ve ısrarla
savunageldiği bir hareketten ibaret olduğunu kimse iddia edemez. Çünkü
hareketin cesameti fanatik bir azınlığın yaratamayacağı boyutlara
ulaşmıştır.
Öte yandan, yaratılış kuramının arkasındaki gücün, siyaset adamlarının
iddia ettiği gibi, yalnızca, sade vatandaşın kültürüne işlemiş olan
inanç özgürlüğü isteminden kaynaklandığını söylemek de çok yanıltıcı
olur. Gerçekte, bugün bütün dünyada ve özellikle gelişmemiş ülkelerde
halkların öncelikli talebi haline getirilen ve /*"inancını özgürce
yaşa"*/ sloganı altına gizlenen büyük oyunun, bütün insanlık için
yaratabileceği tehlikeleri görmemiz gerekiyor. Evrime karşı olan gruplar
bütün dünyada iyi organize edilmiş ve büyük parasal destekler alan
kuruluşlardır. Geçtiğimiz yıllarda Washington Post gazetesinin yaptığı
bir araştırmaya göre*DI* (Discovery Institute), evrim karşıtı görüşleri
destekletmek için yılda*1 milyon *doların üzerinde bir parayı
harcamaktadır.*DI*’nin yalnızca bağışlarla yürüyen bir kuruluş olduğunu
düşünürsek, harcanan büyük meblağların kaynağının ne olduğunu ve neden
olduğunu düşünmemiz gerektiği ortaya çıkar.
Köktendinci hareketin içinde yer alan fanatik ayak takımı, inançları ve
inançlarının içerdiği kutsal değerler için savaştıklarını söylerler. Bu
olgu hemen her dinde vardır. Bu fanatikler, çoğu söylemlerinde
samimidirler. Ama onların dizginlerini ellerinde tutan liderlerin amacı
bambaşkadır. Rönesans’la birlikte ortaya çıkan büyük aydınlanma
hareketinin arkasından gelen evrim kuramı, her şeyin sürekli değişmekte
olduğunu, dolayısıyla mevcut sosyoekonomik düzenin de değişebileceğini
ve hatta hızla değiştirilmesi gerektiği fikrini geniş halk tabakalarına
yaydı. Dünyanın sosyoekonomik düzenini altüst edecek bu düşüncenin önü
alınmalıydı. Evrim karşıtı hareketlerin doğuşu ve beslenişinin gerisinde
yatan olgu budur.
DI ve benzeri kuruluşlar, doğrudan doğruya bilime ve bilimsel metotlara
karşı durmak yerine, bilimsel materyalizme karşı olduklarını söylemeye
başladılar. Bunu yapabilmek için Darwinizm, Marksizm, Freudyan psikoloji
ve Einstein’ın görelilik kuramı gibi kuramlara karşı çıkmaya başladılar.
Çünkü bu kuramlar bir bütün olarak ele alındığında evrenin ve canlıların
oluşumu hakkında kutsal kitapların söylediklerini altüst ediyordu. O
nedenle, geniş halk tabakalarına yayılması mevcut düzeni kısa zamanda
sarsabilirdi.
Peki, bu düşüncelerin halk tabakalarına yayılması nasıl önlenebilir? Çok
kolay, bilimsel düşünceyi yayan kurumları ve araçları dizginlemekle…
Nedir onlar? Elbette, geniş halk kitlelerini eğiten örgün eğitim
kurumları ve yaşadığımız çağda her bariyeri aşan iletişim araçlarıdır.
Adına medya demeye başladığımız gazete, dergi ve*TV* gibi iletişim
araçlarını zapturapt altına almak kolaydır. Bütün dünyada medya parayla
kontrol edilebilir ve hatta yönlendirilebilir araçlar haline
getirilmiştir. Okullara gelince, önce*ABD* okullarında evrim kuramının
okutulmasının yasaklanması için çeşitli eyaletlerde yasalar
çıkarılmıştır. Ama bu yasalar her seferinde Federal Anayasa’nın laiklik
ilkesiyle bağdaşmadığı için Anayasa Mahkemesi kararlarıyla iptal
edilmişlerdir. Bunun üzerine, evrim karşıtları, okullarda evrim
teorisinin karşıtı olan /*"yaratılış teorisi"*/nin de okutulması için
seferber olmuşlardır. Bazı eyaletlerde bu amaçla çıkarılan yasalar gene
Anayasa Mahkemesi’nin sağlam duvarını aşamamıştır.
Burada ilginç bir saptamadan söz etmek gerekiyor. Dünyanın pek çok
ülkesinde, halk oylaması yapıldığında okullarda evrim teorisinin değil,
yaratılış teorisinin okutulması istemi öne çıkar. Yapılan eğilim
testlerinden anlaşıldığı üzere, Türkiye bu konuda dünyada başı
çekmektedir.*ABD* ikinci sıradadır. Birisi az gelişmiş olduğu için bilim
ve teknolojiden payını alamayan, ötekisi dünyanın bilim ve teknoloji
merkezi sayılan iki ülke halklarının, inanç konusunda benzer eğilimler
içinde oluşu, sosyolojik açıdan araştırılmayı hak eden ilginç bir konudur.
Bu noktada kendimize sormamız gereken bir soru var. Değişimi
istemeyenler, neden bilimsel araştırmalara bilimsel materyalizm adını
taktılar ve o ad neden hedefe konuldu? Sanırım, burada bilinçsiz
kitleleri avlama isteği var. Bilindiği gibi /*"materyalizm"*/ sözcüğüne
tarihsel olarak yüklenmiş önemli bir anlam var. Marksizm-Leninizm
ideolojisinde bu terim, üretim araçlarının sahipleri ile o araçları
kullanarak üretim yapanlar arasındaki çelişkileri kapsayan bir anlama
sahiptir. Bu anlam, dünyanın sosyoekonomik düzeninde büyük bir değişimi
öngörüyor. Öte yandan, çeşitli neden ve araçlarla dünyanın büyük
bölümünde materyalist ideolojiye karşıt hale getirilmiş halk kitleleri
vardır. Bu kitlelere materyalizm karşıtlığını ifade eden sloganlarla
erişmek kolaydır. Böylece bir yandan bilimin öngördüğü değişim
yavaşlatılacak veya mümkünse durdurulacak, öte yandan psikolojik olarak
hazır kitleler değişim karşıtı ideolojilerle beslenebilecek. Bir taşla
iki kuş vuracağı için bu strateji çok akıllıca sayılır.
Zaten bu akımın adına sonradan /*"akıllı tasarımcı"*/ denildi. Bu terim,
gizil olarak /*"yaratılış teorisi"*/ndeki yaratıcı (Tanrı) yerine
konulmuş gibi algılanıyor. Ama o terimi koyanlar, son iki yüzyılda
ortaya çıkan inkâr edilemez apaçık bilimsel bulguları karşıya almayan
bir düşünce hareketi yaratmak istediler. Evrenin ve canlının henüz açığa
çıkarılamayan ve bize kaos gibi görünen gizleri /*"akıllı tasarımcı"*/ya
havale edildi. Başka bir deyişle, o muazzam kaosu düzenleyen ve işleten
akıllı tasarımcıdır. Çok sayıda bilim insanının da katıldığı bu
stratejide sunulan /*"akıllı tasarımcı"*/nın, /*"yaratılış
teorisi"*/ndeki yaratıcıdan (Tanrı) bir farkı olabilir mi? Belki ölümden
sonraki hayata karışmamak inceliğini gösteren bir Tanrı'dır.
Darwinizm, Marksizm, Freudyan psikoloji ve Einstein’ın görelilik kuramı
gibi tartışma konusu yapılabilecek kuramların üstüne gidiyor ve onları
bilimden birer birer koparmaya çalışıyor. Darwinizm, onlara göre
kütükten koparılması gereken ilk parçadır.
Neden Darwinizm ilk hedeftir? Bunu yorumlamak zor değil. Darwinizm bütün
kutsal öğretilerdeki yaratıcı (Tanrı) kavramı yerine evrimi koymuştur.
Kitlelerin kültürlerine sinmiş inançlara ters düştüğü için, bir yerde
bilimin toplum katlarına yaygınlaşması hareketindeki zayıf bir halkadır.
Öte yandan, Darwinizm, çevre koşullarının değişimine bağlı olarak canlı
türlerinin değişime uğradığını söylüyor. Başka bir deyişle, evrimi yani
değişim kavramını esas alıyor. Değişim kavramı, türlerin değişimi gibi
masum bir düşünceye hapsedilemeyecek bir potansiyele sahiptir. O
potansiyel, dünyanın sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısını değiştirecek
gizil bir güçtür. Yerküreyi yöneten büyük güçler bu tehlikenin farkına
varmıştır ve o tehlikeyi önleme çabası içine girmiştir. Bu işi yaparken,
bilimin ortaya çıkardığı teknolojiyi yadsıyamadığı için oldukça zor bir
işle karşı karşıyadır. Günümüzde, söz konusu değişimi yavaşlatmak veya
mümkünse tamamen durdurmak için, küresel güç bütün iletişim araçlarıyla
vahşi bir taarruzu gerçekleştirmektedir.
Bugün evrim karşıtı hareket, yalnızca evrimi ortaya koyan evrimsel
biyolojiye karşı olmakla yetinmiyor. Onun yanında biyolojinin
nörobiyoloji, genom, hücre biyolojisi gibi diğer dalları yanında,
astronomi, fizik, kimya, çevre, tıp, sosyal ve hatta siyasal alanlardaki
birçok bilimsel faaliyetlere de karşı duruyor. Bu karşı duruş, ister
istemez, çağın ileri teknoloji ürünlerini kullanmaya yatkın geniş halk
kitlelerinin talebiyle ciddi ölçüde çelişiyor. Hatta bu ürünleri
üreterek ve satarak birikimini artıran sermayenin hedefleriyle de
çelişiyor. Bilimi bir yana bırakınca, teknoloji gelişebilir mi? Bu
çelişki, bilimsel materyalizmi karşısına alan üstün gücün açmazıdır.
Bilimsel araştırmalar, kabaca ikiye ayrılabilir:
*1*) Temel araştırmalar.
*2*) Uygulamalı araştırmalar.
Temel araştırmalar bir doğa olayının /*"neden"*/ meydana geldiğini
araştırır. Uygulamalı araştırmalar ise, o olayın nasıl meydana geldiğini
araştırır ve o bulgulara dayalı teknolojiyi yaratır. İyi bir
teknolojinin ortaya çıkması için temel ve uygulamalı araştırmaların art
arda yürümesi gerekir. Temel araştırmalara dayanmayan bir teknoloji
ameli (empirical) olma düzeyini aşamaz.
ID’nin hedef seçtiği biyolojideki temel araştırmalar kutsal söylemlerin
asıl sermayesi olagelen yaşamı, ölümü ve değişimi yaratan nedenleri
bulma peşindedir. Basitçe söylersek, canlının temel yapıtaşı olan
hücrenin yapısını araştırmaktadır. Onun ortaya koyduğu bulgular doğrudan
halka yansımaz. O bulguların uygulamalı araştırmalarla desteklenip
teknolojiye dönüştürülmesi, özellikle tıp alanına uygulanması ayrı bir
çabayı ve zamanı gerektirir. Bu tür araştırmalar, genellikle kamu
desteği ile yürütülen pahalı işlerdir. O nedenle, onların üzerine
gidilmesi, araştırmaların hızının kesilmesi veya tamamen durdurulması,
geniş halk kitlelerinin ani tepkisini çekemez. Bunu bilen evrim
karşıtları, bu tür araştırmaları fütursuzca hedeflerine alabilirler.
Bunu yaparken, bilime değil, bilimsel materyalizme karşı oldukları
iddiasına geniş halk kitlelerini kolayca inandırabilirler.
Darwinizme ve daha genel olarak değişime karşı duruş, kaçınılmaz
değişimin bir ürünüdür. Bir yandan hızlı nüfus artışı yaşam
kaynaklarının hızlı tüketimine yol açarken, bilgiyi ve üretim araçlarını
ellerinde tutan ülke halklarının yaşam düzeyleri ile bunlara sahip
olamayan ülke halklarının yaşam düzeyleri arasında aşılamaz uçurumlar
yaratmıştır. O kadar ki, bugün Avrupa ve Kuzey Amerika kıtasında yaşayan
insanların tüketim alışkanlıkları bütün dünya insanlarına yayılacak
olursa, dünya nimetleri (besin, su, enerji, maden vb) yetersiz
kalacaktır. Yaşam düzeylerinden fedakârlık etmeyen gelişmiş ülke
halkları, dünyanın mevcut sosyoekonomik düzenini mümkün olduğunca uzun
süre devam ettirmeye çalışacaklardır. Değişime karşı duruşun asıl nedeni
budur. İronik olan şey, değişime karşı duruşun Tanrı’nın buyruğu olduğu
yalanına en çok inananlar, dünya nimetlerinden en az pay alan yoksul ve
eğitimsiz kitlelerdir. Kenya’nın kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta’nın
şu sözünü anımsayalım:
/*"Beyazlar geldiğinde onların elinde İncil, bizim elimizde
topraklarımız vardı. Gözlerimizi kapatarak dua etmeyi öğrettiler.
Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde
topraklarımız vardı."*/
Şimdi o yoksul insanların ellerinde kalan tek şey kutsal kitaplarıdır.
Ona sımsıkı sarılıyorlar; çünkü o kutsal kitap, onlara, bu dünyada elde
edemediklerini öteki dünyada elde edeceklerini söylüyor.
Görünüş odur ki, halklar yoksul ve eğitimsiz kaldığı ölçüde bilimsel
gerçeklerden uzaklaşıp hurafelere sığınıyorlar. Din-siyaset-ticaret
koalisyonu, dünyanın bir yarısında sürüp giden cehaletin ve yoksulluğun
sürüp gitmesi için ellerindeki bütün olanakları kullanmaya devam
edeceklerdir. Bunu yaparken sanat ve edebiyatı da akıllıca
kullanıyorlar. Sanat, son*2000 yılda* yaratılış kuramına verdiği
desteğin çok azını bilime verme cömertliğinde bulunursa insanoğlu
bilimsel bir çağa girebilir. Biliminsanları bunu yalnızca umut etmekle
kalmayıp, talep etmek durumundadırlar.
**DİPNOT***:*
Bu makalenin tam hali kaynaklarıyla Bilim ve Gelecek dergisinin*nisan
*sayısında yayımlanmıştır. Makaleyi kullanmamıza izin veren Timur
Karaçay ile Bilim ve Gelecek ekibine teşekkür ederiz.
http://www.birgun.net/haber-detay/evrime-karsi-din-siyaset-ticaret-koalisyonu-157523.html
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170430130351 Oraj Poyraz At [email protected]
[email protected]
2017/04/30 15:19 6 64 [email protected]
Insanligin en buyuk trajedilerinden biri din tarafindan vicdanlarinin
yoldan cikarilmasidir.
Arthur C.Clarke
Dunya baligin uzerindedir.
Balik basini sallayinca dunyada depremler olur.
Ibni Kesir, 2/29; 50/1
Bozcaada Yolunda Volvo V40 Testi
24 Temmuz 2013
Gectigimiz hafta Volvo nun yeni uretimi V40 serisi icin #osensin
kampanyasi dahilinde arabayi test etmek icin Bozcaada ya gidecektik.
Arabayi henuz gormeden begenmistim. Sonucta bu bir arabaydi ve her
halukarda belediye otobuslerinden iyiydi.
Yola cikis Hollywood filmlerini aratmayacak bir tempodaydi. Alti ustu
Bozcaada ya gidecektik ama hazirliklar bir rehine kurtarma operasyonunu
aratmiyordu. Yol haritalari, kameralarin kurulmasi, takip araci, kahve
termosu, yol gozlugu, arac kiti... Kampanyayi yuruten Havas Engage
Istanbul hicbir ayrintiyi atlamamisti. Takip araciyla her daim irtibat
halinde olmamizi saglayan bir telsiz bile verdiler. Iste o an kuskulanip
Yasa disi bir seyin icinde degiliz, oyle degil mi? diye sordum gozlerimi
kisarak.
V40 i ilk gordugumde tepkim Belediye otobusune gore oldukca kucuk oldu.
Yillardir belediye otobusunde seyahat edince insan butun kiyaslamalari
ona gore yapiyor. Sofor mahalline oturdugumda aliskanliktan olsa gerek
yasli bir teyzenin gelip yer isteyecegi tedirginligini yasadigimi itiraf
etmeliyim. Cok sukur boyle bir sey yasanmadi.
Dolmabahce den Bozcaada ya dogru hareket ettik. Ilk olarak hiz kadranini
fotografladim. Bunu 127 km hizla giderken yapmak cok kolay degil.
Kimseye tavsiye etmiyorum. Yanimdan belediye otobusleri geciyordu. Orada
tikis tikis seyahat edenleri gorunce agladim. Ama onlar guluyordu. Iki
gun sonra tekrardan aramiza doneceksin bakislariyla beni suzduler.
Yaptiklari hos degildi.
Yolda V40 in Adaptive Cruise Control sistemini test ettim. Ondeki araca
gore hizi ayarlayan bir sistem bu. Yokus yukari ya da asagi fark
etmiyor, ondeki aracla aranizda sizin belirlediginiz mesafeyi koruyacak
sekilde ilerliyor araba. Gaza ya da frene kendi basiyor. Buyuk kolaylik
seklinde degerlendirilebilir ama sofor karizmasi dedigimiz olgu yara
aliyor. Yaa cruise control olduktan sonra ben de surerim seklinde insani
yaralayan ifadelere maruz kaliyorsunuz.
Bir de dalginlikla seridinizi asarsaniz direksiyon titriyor ve sizi
gerisin geri seridinize donduruyor. Bunu da 2013 yilina geldigimiz
bugunlerde bir insan haklari ihlali ve kisi iradesine saygisizlik olarak
degerlendirdim. Trafigin emniyeti acisindan dogru olabilir fakat ozgur
irade yerlerde. 1789 Fransiz Ihtilalinin kazanimlarini birer birer
kaybettigimiz hissine kapildigimi soylemeliyim. Elbette bu ozelligi
kapatabildiginizi veya sinyal verdiginiz zaman devre disi kaldigini
belirtmek lazim.
Sorunsuz bir sekilde yola devam ediyorduk. Canakkele ye dogru cesitli
ilcelerin ve kasabalarin icinden gectik. Burada etraftaki tabelalara
bakinca bir gercegi fark ettim. Istanbul dan uzaklastikca dukkan
isimlerinde bir ozensizlik, bir vurdumduymazlik goze carpiyor. Mistik
Bufe, Ejder Pansiyon, Cogumlu Solaryum bunlardan sadece birkaci.
Ozellikle Ejder Pansiyon da durup hangi kafayla boyle bir ismi
sectiklerini ve neden hala batmadiklarini sorasim geldi. Fakat yolumuz
uzundu.
Gelibolu da arabali vapura binip karsiya gectik. Oradan Bozcaada ya bizi
goturecek vapura binmek uzere Geyikli ye dogru yola ciktik. Yol uzerinde
mola yerimiz Manzara Restaurant ti. Adindan da anlasilacagi gibi
muhtesem bir manzarasi vardi. Ama inanir misiniz bir kere bile donup
bakmadim, cunku yemek daha onemliydi. Manzara her yerde vardi.
Yolda, kirmizi i$iklarda, benzincilerde, vapurda hep ilgi odagiydik.
Unlu biri oldugum icin ilgiden $ikilmamayi ogrenmeliydim. Fakat sorular
genelde kac beygir, fiyati ne kadar minvalinde olunca hayal kirikligina
ugradim. Daha yeni piyasaya cikmis bir arabanin benden cok ilgi gormesi
uzucuydu. Arabayi suren ben oldugum icin bana da hayranlikla
bakiyorlardi. Ayagimizi yerden kesiyo iste turunde cevaplarla tevazumu
ve efendiligimi gosterince bana bir kez daha hayran kaldilar.
BOZCAADA
Bozcaada ya vardigimizda aksam olmustu. Hemen otele yerlesip bizi
bekleyen yemek masasina kavusmak icin Cabali Balikcisina gittik. Harika
bir ortamda, adaya ozgu yemeklerle birlikte leziz bir balik ziyafeti
cektik. Yemek yerken baliklarin nasil olup da bin yillardir ayni ucuz
numarayi yiyip oltaya geldiklerini sorguladim. Bu konuda kendilerini
birazcik olsun gelistirseler su an masada kizarmis halde olmazlardi.
Ertesi gun guzel bir kahvaltinin ardindan kisa bir Bozcaada turuyla
adadaki uzum baglarini, plajlari ve yel degirmenlerini gorme sansimiz
oldu. Uzum baglari neyse de o yel degirmenleri bana cok ise yariyormus
gibi gelmedi. Sanki Biz de ulke ekonomisine katkida bulunuyoruz, bos
durmuyoruz dercesine yapilmislardi. Cok uzerlerine gitmedim.
Sonunda kisa sure kaldigimiz ve bir daha gelme istegi uyandiran bu
adadan gitme vaktimiz geldi. Esyalarimi toplarken otelin duvarlarina son
kez baktim. Zorla duygusallasmaya calistim ama beceremedim.
Donus yolu gidise nazaran biraz daha agir tempoda gecti. Saatlerce araba
kullanmis olmaktan mutevellit kendimi tir soforlerinde gorulen birtakim
tuhaf hareketleri yaparken buldum. Arabadan inip bacaklari ayirarak
hafif kambur yurumek, ileride cevirme var selektorleri yapmak, arabesk
dinlemek bunlardan birkaciydi.
Takip aracinda bize eslik eden Volvo yetkilisi Serdar dan telsiz
vasitasiyla V40 in bir ozelligini daha ogrendim. Dunyada ilk defa
kaputta hava yastigi teknolojisi de V40 ta kullanilmis. Allah
gostermesin bir yayaya carpma durumunda kaputtaki hava yastigi devreye
girip yayanin kazayi en az zararla atlatmasini sagliyormus. Serdar a
Iste simdi gonul rahatligiyla birkac yayaya carpabilirim, tamam dedim.
Bunu yapmamak daha uygun olur, tamam dedi. Bu bir test surusu ve bunu
denemek icin can atiyorum, tamam diye usteledim. Ic cekti ve Lutfen saga
ceker misin, tamam dedi. Saga cektim, bana kendince hakli sebeplerle
bunu test etmememizin herkesin hayrina olacagi konusunda kafa sisiren
bir nutuk atti. Gonulsuzce kabul ettim.
Gerek kaputta hava yastigi teknolojisi gerekse aractaki sensorlerin iki
kollu ve iki bacakli bir siluet algiladiginda devreye giren alarm ve
otomatik fren sistemi yillar boyu severek yaptigimiz bir gelenegin
tarihe karismasi anlamina geliyordu: Arkadasin uzerine araba surmek. Bir
gelenegin daha yok olusunu gozyaslari icinde fark ettim.
Sonuc olarak:
Rampayi 6. Viteste 165 km hizla cikma keyfini yasadim.
Havas Engage Istanbul en ufak ayrintiya kadar bizimle ilgilendi. Son
baktigimda takip aracinda Yusuf bana corap oruyordu.
Belediye otobuslerine bir daha binmek istemiyorum.
V40 in iki gunde test edilemeyegini ogrendim. En az 5 yil kullanmak
gerekiyor.
Istanbul a yaklastigimizda arabayi biraz daha kullanmak icin Nisantasi
ndaki partiye Kars uzerinden gitmeyi teklif ettim. Bunun biraz zaman
alacagi ve daha kestirmeden gidersek vaktinde yetisecegimiz soylendi.
V40 tan ayrilirken son kez donup baktim. Bir daha benim gibi sofor
bulamayacaksin, biliyorsun degil mi? dedim. Sarildik.
http://beyinsizadam.net/turkiyede-bilim-neden-ilerlemiyor/
[email protected]
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.