|
Sayın Olgun,
Ben bu telegram işinin muhtemel teorileri ve pratikleri üzerine çok araştırdım. Google abi sağolsun, günlerce anahtar kelime tabanlı araştırmalar yaptım. Siz de gruplara bazen iletiyorsunuz, Youtube’de batılı komplo teorisyenleri tarafından hazırlanmış yüzlerce video var, bunları izledim. Kendimce kaynakların büyük bölümüne ulaştım. Evet, ortada bir şeyler var. Ancak, boyacı küpü gibi basit değil. Amerikan gizli servisleri elbette bir ihtimaldir diyerek bu işleri araştıran kişi ve grupları fonlamış. Bu girişimlerin her birinin ayrı ayrı kod adları var. Bunları sizler de biliyorsunuz. Ancak, görünen o ki bu işlerin büyük bölümü yeteri kadar etkin, anlamlı derecede faydalı olmamış. Kişiliğe yönelik girişimlerden en başarılı olanı kişiliği yönelik cerrahi girişimlerdir. Özellikle NAZI‘ler, ama soğuk savaş yıllarında Amerikan gizli servisleri de bu yöntemi denemiştir. Kişiliğe yönelik cerrahi girişimlerden en iyi bilineni frontal lobektomidir. Bu ameliyat batı dünyasında yasaklanmıştır. Bu ameliyatla Mançuryalı aday değil, de dininde imanında bir hacı amcadan bir Kazanova, ya da tam tersini üretmek mümkün. Ancak, kimin neye dönüşeceği büyük oranda şansa kalmış. Biz bunu frontal lobu tutan beyin tümörlü bir hacı amcadan aynen böyle gördük. Kadınlara olan ilgisinden bütün akrabaları ve eşi bıkmış olan kendi halindeki bir hacı amcada.... Meşhur Holiwood starlarından Francis çok iyi bilinen bir örnektir. Bu aktirist Mc Carty döneminin Jane Fonda’sıydı. Hedef alında, yasal varisleri alet edildi, akıl hastanesine yatırıldı ve bu ameliyat yapıldı. Kalan yaşamını ciddi mental hasarlar nedeniyle, boş bakışlarla akıl hastanelerinde tamamladı. Bu olayın bir günah çıkarma filmi yapıldı, belki on onbeş yıl oldu. Ararsanız bulabilirsiniz. İnsan beyninde kişiliğin depolandığı yer frontal lobdur. Bu lobu elektiksel uyarılarla, kimyasal maddelerle, cerrahi girişimlerle, manyetik indüksiyon bobinleriyle etkilemek mümkündür. Açıkçası ruhun yeri frontal lobdur. Biz buradan ruhun aslında uçucu bir eter olmadığını, tam tersine beyne bağlı, beynin özel bir bölümünün fonksiyonu olduğunu anlıyoruz. Beyni uzaktan etkilemeye yönelik ikinci etkin girişim Extra Low Frequancy (ELF) elektromanyetik dalgaların kullanımıdır. Bu dalgaların frekansların beyinde Elektro Ensefalo Gramla(EEG) ile ölçülen beyin dalgalarına benzer ve yakın frekansda olmasıdır. Uzaktan kalabalıklara bu dalgaları yönelterek kalabalıkların genel ruh halinde dalgalanmalar, öfkelenmeler, korku, endişe gibi bazı duyguları uyandırmak denenmiştir. Söylenenlerin tamamına baktığımızda bu yöntemin kalabalıklar üzerinde rahatsız edici, huzursuzluk yaratıcı olduğuna ben de ikna oldum. Ancak, beynin spesifik bir bölümüne yöneltilemediğinden ürettiği etkiler şiddet ve nitelik açısından kararlı değil. Bu yöntemi kullanarak kalabalıkları etkilemeye yönelik cihazlar ve anten sistemleri 2,5 tonluk araçlar üzerine monte edilmiş ve sunumlar yapılmıştır. Ancak, etkin olmadığından kullanımı yoktur. Bu şekilde Mançuryalı aday üretmek mümkün değil. Beyni etkilemeye yönelik bir teşebbüs de mikro dalga frekanslarına yakın sert elektromanyetik dalgalar kullanmaktır. Burada teori şu; tıpkı evlerimizdeki mikro dalga fırınlar gibi bir ısıtma etkisi oluşuyor. Ancak, seçilen frekans nedeniyle dalga derin ısıtma yapamıyor, nüfuz edemiyor. Hedef olan kişinin cildinde ciddi şekilde yanma ve acı hissi yaratıyor. Bu kalabalıkları dağıtmak için tasarlanmış bir sistem. Bu cihazı da 2.5 tonluk araçlar üzerinde monte etmişler, sunumlarını izledim, kalabalıkları dağıtmakta başarılı. Anten kimin üzerinde odaklanmışsa o kişi yanlara uzaklaşmak zorunda kalıyor. Tıpkı kalabalığın üzerine su sıkar gibi, kalabalık sağa sola saçılıyor. Ancak, ciltte yanık yapma, cilde yakın organlarda pişirme etkisi var. İnsan haklarına aykırı ve tehlikeli bulunuyor. Bunu elbette kişiliğe yönelik bir girişim olarak kabul edemiyoruz. İnsanları fark ettirmeden uzaktan hasta etmek için bir de iyonizan ışınların kullanımı konusu var. Seyyar ve yüksek güçlü x ışını üreticilerini araçlara yerleştirmek düşünülmüş bir şeydir. Hatta bilinen bir radikal Müslüman karşıtı Hristiyan’ın evinde yapılan aramalarda, Müslümanlara yönelik olarak Van tipi araç içine gizlenmiş bir anti-Müslüman silah tasarımı bulunmuştu. Bu araçla hedef kişinin evi, arabası uzaktan ışınlanacak, ve böylece zaman içinde kişi radyasyon hastalığına yakalancaktı. Bu aslında işe yarayabilir bir yöntemdir. Ama bu da kişiliğe yönelik bir girişim değildir. 24’üncü kare yöntemi var. Bunu dünya alem bilir. Sinamalar, televizyonlarda kullanıldığı söylenir. Ancak, bu belirli duygu ve davranışları silik bir şekilde uyarmaktadır. Kişilere fark ettirmeden susama, öfkelenme, korkma gibi duygular üretmek bu duyguları bazı anahtarlarla eşleştirmek mümkün. Ancak, birisini fark etmeden bir Mançuryalı aday haline sokmak için bu şekliyle kullanmak yeterli değil. Hedef kişiyi enterne etmeniz, açıkçası esir etmeniz lazım. Hipnoz yöntemi var. Ancak, bu yöntemin en önemli kısıtlaması kendisinde. Hipnozla bir kişiye kendi değer yargılarının zıddına bir iş yaptırmanız imkansız. Bunu ancak kişiyi hipnozda kandırarak yapabilirsiniz. Psikiatristlerin kullandığı ilaçların hepsi de ruha etki eder. Özellikle halusinojen maddeler çok tuhaf etkiler yaratır. Rüyalarız ve gerçek birbirine girer, algı bozulur. Bu ilaçları bir de ruhun tonusuna etki eden ilaçlarla kombin ederseniz acaip etkiler elde edersiniz. Eğer birilerini bir psikiatri kliniğinde enterne eder ve kimyasal ajanları uygun şekilde kombin ederseniz, hipnoz ve uygun şartlanma programları da kullanırsanız. Bakın işte bundan bir Mel Gibson ve Julia Roberts filmi olan Komplo Teorisi tadında bir etki elde etmek mümkün. http://www.beyazperde.com/filmler/film-10656/ Ancak, yine de bu yöntemin kısıtlamaları var. Bu şekilde elde edilmiş bir uyuyan tetikçinin uzun olmayan bir zaman içinde etki dışına çıkması çok kolay. Bu nedenle ya bu kişiyi hızla kullanıma sokacaksınız, ya da ara ara tazeleme eğitimine alacaksınız. Ve bütün bunları tetikçiyi kandırarak, ona fark ettirmeden yapacaksınız. Aslında batılı gizli servisler uzgörü, telepati ve akla gelebilecek her parabilimsel yöntemi bir ihtimal işe yarayabilir diyerek sınamıştır. Bütün iddia sahiplerine imkan tanınmıştır. Ben medyumum, ben özel yetenek sahibiyim diyen ve boşta kalan kimse olmamıştır. Bütün bu yöntemler fonlanmıştır. Ancak, bütün bu gayretlerin çok azı sınırlı, kararsız, yetersiz etki üretmiştir. Para, ya da meta olan bilim yanlış ya da zıt bilimdir. Bu terminoloji para- ya da meta- olanın makbul olduğunu değil, safsata olduğunu işaret eder. Ve Amerika’lılar bunca çabadan sonra hala daha aynı terminolojiyi haklı olarak kullanmaya devam etmektedir. Gizli bir şey yoktur. Aslında yapay deprem, iklim kontrolü konusunda da olan bazı şeyler vardır. Onlar üzerinde de çok şey yazabilirim. Ayrı bir makalenin konusu olurdu. Ancak, bu iki olgu da sanıldığı kadar güvenilir ve etkin sonuçlar vermemiştir. Ve zaten bunca para-bilimsel, meta-psişik çabadan anlamlı bir şeyler çıkmış olsaydı emin olun kitlesel kullanımda bunu görürdük. Son olarak Hasan Mezarcı, Rıza Nur, Adnan Hoca, Salih Mirzabeyoğlu taaa en başından bu yana dört dörtlük şizofrendir. Şizofreni zaten tam olarak böyle olur. Başıyla, gelişmesiyle, sonuyla tam olarak böyledir. Said-i Kürdi ya da Nurslu Said de böyledir. Günümüzde yaşasaydı bize çok daha fazla malzeme verirdi eminim. Fitnebaz Hoca için şizoid kişilik şüphelerim var, ancak büyük oranda bilinçli bir ahlaksız, istihbaratçı olduğunu düşünüyorum. Kadir Mısıroğlu ise tam bir puştdur. Akıl sağlığı yerinde, saf, aklını iyi kullanamayan kitleleri kullanarak hayatını kazanan bir puşt. Mürtecilerin her zaman meczupları vardır, olmuştur. Meczubiyet ile din zaten iç içedir. Çünkü ruhlarla, cinlerle, şeytan ve meleklerle, Allahla konuşmak herkesin harcı değildir. Sağlıklı insanlar kişisel gerçek üstü deneyimlerinin gerçekliğini iddia etmez. Misal ben bu gece bir sürü rüya gördüm, ama bakın benim rüyalarım gerçektir demiyorum. Bunlar olağan üstü kişilerdir. Bu kişiler ne kadar çok kişiye etki ettiyse, ne kadar inandırıcı olduysa o derece akıl hastanelerinden uzak, evliyalık, keramet sahibi olma, hatta peygamber olma mertebesine yakındır. Benim düşüncelerim bunlar. Oraj POYRAZ([email protected] / [email protected] / [email protected] ) L2fSIJNoA0xfSNxA On 21.03.2016 20:36, Tamer Olgun wrote:
Kucuk islere
gereginden cok onem verenler, elinden buyuk is gelmeyenlerdir. ENAB - 62 de
...Sonra her isi dogru olan kudret ve tasarrufun sahibi Allah
larinin huzuruna gotururler. Birine Yarar
Otekine Zarar
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to [email protected]. To post to this group, send email to [email protected]. Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat. For more options, visit https://groups.google.com/d/optout. |
