Cadılık, büyücülük ve cadı avı.
* Cadılık, büyücülük ve cadı avı. <#mozTocId525805>
o Kutsal Engizisyonun cehennem ateşi... <#mozTocId522858>
o Toplumsal cadı avı histerisi <#mozTocId850101>
o Yeni dinle "iyilik" ve "kötülük" öğreniliyor <#mozTocId114234>
o "Pagan" ve "Cadı" kelimelerinin kökeni <#mozTocId219887>
o Köylü kesimiyle çatışmayı göze alamayan kilise susuyordu
<#mozTocId622529>
o Cadı yakma çılgınlığı özellikle 16. yüzyılda had safhaya
ulaşmıştı. <#mozTocId606397>
o Tersine çevrilen "Canon Episcopi" hükümleri <#mozTocId583585>
o İlk katliamlar başlıyor <#mozTocId641591>
o Kilisenin izin verdiği işkence uygulamaları daha da eskiye
dayanıyor <#mozTocId98122>
o Engizisyon Mahkemeleri, başka mezhepleri ortadan kaldırmak için
kurulmuştu <#mozTocId223047>
o Cadılara işkenceden geçirilirse suikast örgütleri ortaya
çıkarılabilir <#mozTocId166394>
o Engizisyona işkence fetvası veren Papa VIII. Innocent...
<#mozTocId160781>
o Büyücülük suçlaması Protestan hareketiyle birlikte iyice ayyuka
çıktı <#mozTocId114109>
o Şeytan ile aldatmak <#mozTocId135809>
o Kadınlar az inançlı olduklarından Şeytan’a daha yakınlar
<#mozTocId648078>
o Daha çok yaşlı ve dul kadınlar cadılıkla suçlanıyorlardı
<#mozTocId476556>
o "Cadı avı" neden birden kesildi <#mozTocId823342>
o Cadılar gerçekten uçuyorlar mıydı? <#mozTocId126936>
o Cadıların vazgeçilemez aksesuarı: Süpürge <#mozTocId650992>
o Cadı çanağında bulunan yağlı merhem <#mozTocId640951>
o 36 saat uyutan, fantastik hayaller gördüren merhem <#mozTocId728469>
o Merhem Kızılderililerde de kullanılıyordu <#mozTocId195560>
o Çılgınlığın dayanılmaz boyutu <#mozTocId398485>
o Büyücülerin yüzde 50'si de bugünkü Almanya toprakları içinde
yakılmıştı <#mozTocId959484>
o "Şeytan" ve onun yeryüzündeki işbirlikçileri... <#mozTocId820989>
o Şeytan o çağlarda nasıl tanımlanıyordu ve neye benzetiliyordu?
<#mozTocId824344>
o Engizisyon için en önemli kanıt, vücudundaki izlerdi
<#mozTocId522725>
o Bütün suç bazı mantarlarda... <#mozTocId520521>
o "LSD" li Kötülük Ekmeği <#mozTocId534351>
o Cesaret veren yulaflı ekmek mantarı <#mozTocId668303>
o Cadıların hazırladıkları iksirlerde neden "Kurbağa" var?
<#mozTocId964892>
o Uçuran "Kurbağa derisi" <#mozTocId911120>
Hemen hemen her toplumda bir çeşit /*"cadı"*/ kavramı vardır. Ama,
Avrupa'nın cadı çılgınlığı, başka bir yerde görülen herhangi bir
benzerinden daha canavarca ve daha uzun süreli oldu; dolayısıyla da çok
sayıda kurban üretti. Yapılan tahminlere göre, 15. ve 17. yüzyıllar
arasında Avrupa 'da 500 bin kişi cadılıktan hüküm giymiş ve yakılarak
öldürülmüştü.
1571 yılında cadılıkla suçlanan Amsterdamlı Anne Handricks, kısa bir
yargılamadan sonra yakılarak öldürülmüştü...
Bazılarına göre varlıklarını hala sürdürüyorlar ve hala öldürülüyorlar
(1981) Ağca’yı Papa suikastına kışkırtan cadı öldürüldü
1981 yılında Meksika'da bir kadın, halk tarafından taşlanarak öldürüldü.
Nedeni; kadının Şeytan ile ilişkiye girip, Papa'ya suikast yapması için
Ağca'yı kışkırttığına inanılmasıydı.
(1976) Köpeği ile Şeytana hizmet eden cadı yakıldı
1976 yılında da, Avrupa'nın en gelişmiş ülkelerinden biri olan
Almanya'da Elizabeth Hahn isimli yaşlı bir kadın, birlikte yaşadığı
köpeğiyle şeytana hizmet ettiğini söyleyen köylüler tarafından diri diri
yakıldı. Bundan bir yıl sonra da benzer bir olay Fransa'nın Alençon
kasabasında yaşanmıştı. Bugün psikologlar ve sosyologlar yeniden büyü ve
cadı konusuna eğiliyorlar. Bir grup fanatik ise tıpkı geçmişte olduğu
gibi, yeniden /*"cadı avı"*/na hazırlanıyor.
Kutsal Engizisyonun cehennem ateşi...
İlk başlarda, /*"cadı"*/ diye tanımlanan kişilere hoşgörüyle bakılıyordu...
Ama sonra, tüm Avrupa'da müthiş bir /*"cadı avı"*/ başlatıldı... Bugün,
İtalya, İspanya ve Almanya gibi ülkelerde, dini bayramlarda zaman zaman
kasaba merkezlerinde simgesel cadı yakma törenleri düzenleniyor...
Toplumsal cadı avı histerisi
Tarihe baktığımız zaman iki dönemde ön plana çıkıyor: İsa'dan sonra 3.
ve 4. yüzyıl ile 15. ve 17. yüzyıl arası... Birinci dönem,
Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul
edildiği günlere denk düşüyor, O tarihte yükselmeye başlayan Kilise, her
türlü pagan düşünceyi /*"şeytan"*/ ile işbirliği olarak nitelendiriyor
ve paganizmin tüm ritüellerini /*"cadılık"*/ olarak suçluyordu.
Yeni dinle /*"iyilik"*/ ve /*"kötülük"*/ öğreniliyor
Aslında Hıristiyanlığın etkin bir din haline gelmesine kadar gerek
Yunanlılar gerekse Romalılar için, dünyanın iki kategori içinde
algılanması diye bir şey söz konusu değildi. Bu iki kategori
/*"iyilik"*/ ve /*"kötülük"*/tü. Oysa, Yunanlılar'ın ve Romalılar'ın
birçak tanrısı vardı ve bunlar genellikle /*"acımasız"*/ ve
/*"yardımsever"*/ diye ayrılırlardı. Hıristiyanlık ile bütün bu sistem
alt üst oluyordu. Şimdi, bir tek tanrı söz konusuydu; ona ilişkin her
şey /*"iyi"*/ydi, onun dışında kalan her şey de /*"Şeytan"*/ ile
özdeşleştiriliyordu.
/*"Pagan"*/ ve /*"Cadı"*/ kelimelerinin kökeni
Önceleri kentlerde güçlenen kilise giderek ağırlığını kırsal kesimde de
hissettirmeye başlamıştı. Oysa, toprakla yakın temasta olan köylüler
hala mevsimlere göre belirledikleri bazı bereket sembollerine olan
inançlarını koruyorlardı. Bu bağlamda, Latince /*"kır boyunca"*/
anlamına gelen /*"pagus"*/ kelimesinden türeyen pagan kültürünü kolay
kolay terk etmiyorlardı. İşte bu nedenle cadılık, esas olarak kırsal
kesimde ortaya çıkan bir hareket oldu ve çoğu zaman da kırsal kesimle
sınırlı kaldı. Nitekim ilk kez M.S. 589 yılında kullanılan /*"cadı"*/
kelimesi de /*"köylü"*/ anlamına geliyordu.
Köylü kesimiyle çatışmayı göze alamayan kilise susuyordu
O yüzyıllarda Kilise'nin cadılara karşı tavrı o kadar sert değildi.
Kırsal kesimdeki geleneksel ayinlere göz yumuluyor, belli bir hoşgörü
gösteriliyordu. Aslında bunun nedeni, önceleri köylü kesimiyle açık bir
çatışmayı göze alamayan Kilise'nin olaydan uzak durmayı yeğlemesiydi...
M.S. 1000 yılı öncesinde, /*"Şeytanla birlikte görüldüğü"*/
dedikodusundan dolayı hiç kimse öldürülmüş değildi. İnsanlar,
birbirlerini cadı olmakla ya da doğaüstü güçlere sahip bulunmakla
suçluyorlardı, ama otoriteler, onları sistemli bir şekilde kovalamıyor
ve itirafa zorlamıyorlardı.
Cadı yakma çılgınlığı özellikle 16. yüzyılda had safhaya ulaşmıştı.
Büyük bir iktidar kavgasına girişen feodal prensler, himayelerine
aldıkları din adamlarının küçük bir işaretiyle binlerce kişiyi ateşe
gönderiyorlardı...
Tersine çevrilen /*"Canon Episcopi"*/ hükümleri
Aslında, Katolik Kilisesi, M.S. 1000 yıllarından önce /*"havada uçan
cadı"*/ gibi şeylerin var olmadığını ısrarla belirtmiş, böyle şeylerin
/*"gerçekten meydana geldiği"*/ne inanılmasını da yasaklamıştı. Bu görüş
de, /*"Canon Episcopi"*/ denilen bir belgeyle düzenlenmişti. Ancak,
Canon Episcopi'nin hükümleri birkaç yüzyıl sonra tersine çevrildi;
1480'den sonra artık havada uçma olaylarının /*"meydana gelmediği"*/ne
inanılmasını yasakladı. 1000 yıllarında, cadıların süpürgeye binmelerini
Şeytan’ın ürettiği bir imge diye savunan Kilise, beş yüz yıl sonra
süpürge sopasına binme olayının sadece bir imge olduğunu savunanların
Şeytan'la birlik olduğunu ileri sürmeye başlamıştı.
Cadıları itirafa zorlamak için Engizisyon hakimleri Instiforis ve
Sprenger tarafından önerilen işkence yöntemleri, zamanın papazı VIII.
Innocenf in yayınladığı bir kararnameyle yasal hale getirilmişti...
Cadılara yapılan işkenceleri betimleyen ve Zürich Merkez Kütüphanesinde
saklanan bu gravür 1514 tarihini taşıyor...
İlk katliamlar başlıyor
Böylece, cadıların, hem beden hem de ruh olarak kendilerini havada
uçurduklarını yadsımak, dinsel öğretiye karşı işlenen bir suç
sayılıyordu. Gerçek bir cadı uçabilirdi, yani havada gezi yapmak
mümkündü. Bu saptandıktan sonra, itirafta bulunan bir cadıyı
/*"sabbat"*/ta (cadılar toplantısı) bulunan öteki insanlar hakkında
sorguya çekmek şart oluyordu. Toplumu bir /*"cadı çılgınlığı"*/ sardı ve
ilk kez toplu katliamlara tanık olundu. Dönemin ünlü matematikçisi
Stoffler, 1524 yılında en üst noktaya varan cadı çılgınlığını, o
günlerdeki ekonomik ve sosyal krize ve insanlık tarihinin rastladığı en
büyük veba salgınına bağlıyor. /*"Bütün bu rahatsızlıkları gizlemek için
toplumda büyük bir korku yaratılmalıydı. Bunun için de 'cadılar' hedef
seçildi"*/ diyor.
Kilisenin izin verdiği işkence uygulamaları daha da eskiye dayanıyor
Oysa, cadı avlama sisteminin örnekleri daha 13. yüzyılda atılmış, ama
bu, cadılara karşı savaşın bir parçası olarak yapılmamıştı. Kilise,
işkencenin ilk önce cadılar üzerinde değil, tam tersine bütün Avrupa'da
birdenbire ortaya çıkan ve Roma'nın onda birlik aşar vergisi ve kutsal
ayinler üzerinde kurduğu tekeli kırma tehdidinde bulunan yasadışı dini
örgütlerin üzerinde kullanılmasına izin vermişti.
Engizisyon Mahkemeleri, başka mezhepleri ortadan kaldırmak için
kurulmuştu
Örneğin, 13. yüzyılda Cathary diye adlandırılan Fransa'nın güneyinde
Albigensialılar, kendi din adamlarıyla bağımsız bir dini birlik haline
gelmişlerdi. Papa, Güney Fransa'yı Hıristiyanlık adına elde tutmak için
bir kutsal sefer ilan etmek zorunda kalmış, sonunda Albigensialılar'ı
imha etmişti. Onların peşinden ortaya çıkan Waldensee ve Vaudoi gibi
başka sapkın mezhepleri de ortadan kaldırmak için adım adım ilerleyen
Kilise, sonunda Engizisyon Mahkemeleri'ni kurdu.
Gizlenen mezheplerin yandaşlarına, itiraf ve açıklama yapmaları için
işkence yapılabilir
Faaliyetlerini sürdürmek için yeraltına çekilen mezheplerin karşısında
Engizisyon Mahkemeleri'nin yetersiz kaldığını gören Papa VI. Alexander,
13. yüzyılın ortalarında, sapkınları itirafa ve suç ortaklarını
açıklamaya zorlamak için bu askeri nitelikli mahkemelere işkence yapma
yetkisi verdi. Yine o tarihlerde, Avrupa'da din savaşlarından, prens
kavgalarından geçilmiyordu. Sadece Almanya'da 400 prens birbirleriyle
acımasız bir savaşa tutuşmuştu. Bu prenslerin paralı askerleri
geçtikleri köyleri yağmalıyor, halkın tüm iaşesini çalıyorlardı. Tüm
Avrupa'nın kırsal kesiminde büyük bir açlık başgöstermişti. Bu duruma
isyan eden köylüler, prenslerin himayesindeki din adamları tarafından
/*"büyücülük"*/le ve /*"cadılık"*/la suçlanıyorlardı.
Cadılara işkenceden geçirilirse suikast örgütleri ortaya çıkarılabilir
Waldenseeler'in ve Vaudoiler'in işkenceden geçirildikleri sırada,
cadılar Canon Episcopi'nin koruyucu hükümlerinden hala
yararlanıyorlardı. Cadılık bir suçtu ama, sapkınlık değildi; çünkü
sabbat imgesel bir uydurmaydı... Ne var ki Papa'nın Engizisyon
sorgucuları, cadılık konusunda yargı yetkileri olmayışından
kaygılıydılar. Onlara göre cadılık, artık Canon Episcopi'nin uygulandığı
dönemlerden farklıydı; yeni ve çok tehlikeli bir türü gelişmişti. Öyle
ki sabbatlara bile uçabiliyorlardı. Üstelik, sabbatlar da diğer sapkın
mezheplerin toplantıları gibiydi, hatta daha tiksinti vericiydi. Eğer
cadılar da işkenceden geçirilebilirlerse, onların itiraflarından çok
geniş bir suikast örgütü ortaya çıkarılabilirdi...
Engizisyona işkence fetvası veren Papa VIII. Innocent...
Papa VIII. Innocent Engizisyonculara işkence için tam yetki veriyor
Bütün bu savlara karşı sonunda Roma boyun eğdi ve Papa VIII. Innocent,
1484 yılında yayınladığı bir kararnameyle, Almanya'nın her yanındaki
cadıların kökünü kazımak için Engizisyoncu Heinrich Instiforis ve Jacob
Sprenger'e Engizisyon'un tüm yetkilerini verdi. Bu ikisi, sonraları hep
cadı avcısının el kitabı olarak kullanılan /*"Cadı Tokmağı"*/ adlı
yapıtlarında sundukları kanıtlarla Papa'yı ikna etmişlerdi...
Büyücülük suçlaması Protestan hareketiyle birlikte iyice ayyuka çıktı
Bu konuda toplumsal çılgınlığın ve hoşgörüsüzlüğün hangi noktaya
geldiğini anlamak için 1500’lerin ilk yarısıyla ikinci yarısında aynı
suçlara verilen cezalara bir göz atmak yeterli... 1500’lü yılların
başında /*"sağlık nedeniyle büyü yapan kişiye"*/ bir yıl hapis cezası
veriliyordu. Ama, 50 yıl sonra aynı suçun cezası ölüm olmuştu... Yine
1500'lerin başında /*"büyü yapmak için ceset çalmak"*/ suç olarak kabul
edilmezken, 1563 yılında aynı işi yapan kişiler /*"ruhunu Şeytan'a
satanlar"*/ olarak diri diri yakılmışlardı. Cadı avlama sistemi,
alabildiğince ustaca düzenlenmiş, alabildiğine dayanıklı, acımasız ve
inatçıydı... Cadı avlama sisteminin ortaya koyduğu başlıca sonuç, yoksul
kesimin inançlarıydı. Yoksullar, sonunda, prenslerinin ve Papa'nın
kurbanı değil, cadıların ve Şeytan'ın kurbanı olduklarına inanmışlardı.
Çatısı akan, buzağısı hastalanan, şarabı bozulan, bebeği ölen köylü, bu
felaketlerin nedeninin sorumlusu olarak cadıya dönüştüğüne inandığı bir
komşusunu görmeye başlamıştı. Ekmeğin fiyatının yükselmesinin,
vergilerin artmasının, ücretlerin düşmesinin, işlerin azalmasının
başlıca nedeni cadılardı... Her köy ya da kasaba halkının üçte birinin
vebadan ölmesinin sorumlusu da cadılardı. Oysa, bu hayali düşmana karşı
Kilise ve devlet bir kampanya hazırlıyordu; devlet güçleri bu tür
belaları defetmek için sonsuz çaba harcıyordu. Bu nedenle, gerek
zenginler gerekse yoksullar, devlete ve Papa'ya karşı minnettar
kalmalıydılar...
İtalya'nın Milano kentinde 1626 tarihinde yapılan bu gravürde,
/*"Şeytan"*/ ve cadılar görülüyor.
Yaşlı ve tecrübeli cadılar, genç bir cadı adayını Şeytana tanıştırıyorlar...
Şeytan ile aldatmak
Bu çılgınlık, son dönem Ortaçağ toplumunun yaşadığı bunalımın
sorumluluğunu Kilise ve devletin üzerinden almış, bunu insan biçimindeki
imgesel Şeytan'a yüklemişti. Yoksullaşmış sefil kitleler, artık kokuşmuş
rahipler ve açgözlü soyluların yerine Şeytan'ı suçluyordu. Kilise ve
devlet bu şekilde temize çıkmış olmakla kalmıyor, bir de
/*"vazgeçilmez"*/ hale geliyordu. Öte yandan, cadı çılgınlığı, toplumun
gizli kalmış bütün protesto enerjisini dağıtmış ve parçalamıştı. Herkesi
kuşkuyla doldurmuş, komşuyu komşuya düşman etmiş, güvensizliği
arttırmış, korku yaratmış ve onları yönetici sınıflara bağımlı kılmıştı.
Böyle yapmakla yoksulları; dinsel ve siyasal düzenle serveti yeniden
dağıtma ve sınıfları eşitleme istemlerinden uzaklaştırmıştı.
Kadınlar az inançlı olduklarından Şeytan’a daha yakınlar
Büyücülük ve cadılık, genellikle kadınlara aftedilen bir suçlamaydı...
Ünlü Alman Engizisyon hakimleri Sprenger ve Insliforis, birlikte kaleme
aldıkları /*"Malleus Maleficrum"*/ adlı eserlerinde, kadın kelimesinin
Latince kökeni olan /*"foemina"*/ kelimesinin /*"az inançlı"*/ anlamına
gelen /*"fede"*/ ve /*"minör"*/ kelimelerinden türediğini iddia
ediyorlardı. Ancak, seks ve yapı açısından Şeytan'a daha yakın görülen
kadınların yanı sıra, aynı suçlarla erkekler de cezalandırılmıştı.
Nitekim, bazı Avrupa ülkelerinde yakılan büyücülerin yüzde 25'ini
erkekler oluşturuyordu.
16.yy Alman gravüründe iksir hazırlayan cadılar (solda), şeytanla
yakınlaşan kadın..
Kadınlar, zayıf ve lükse düşkün olduklarından Şeytan tarafından kolayca
aldatılıyorlar
Ancak, yine de bu suçlamaların temel hedefi kadınlardı. Erkeğe oranla
daha zayıf ve daha lükse düşkün yaratıklar oldukları öne sürülen
kadınların /*"Şeytan"*/ tarafından daha kolay aldatıldıklarına
inanılıyordu, öte yandan, kırsal kesimde mutfak, sağlık ve çocuk eğitimi
gibi işlerle daha yoğun biçimde kadınların ilgilenmeleri, büyücülüğe bu
türün daha yakın olduğu inancını pekiştiriyordu.
Daha çok yaşlı ve dul kadınlar cadılıkla suçlanıyorlardı
Amerikalı araştırmacı Brian Lewack, bir başka noktaya daha dikkat
çekiyor: Büyücülükle suçlanan kadınların çok büyük bir çoğunluğunun 50
yaşın üstündeki kadınlar olması... Bu özelliği de iki şekilde açıklıyor:
Bu yaşlı kadınlar zaman içinde çeşitli otların ve bitkilerin etkisini
tanıdıkları için bazı birleşimleri gerçekleştirmeye çalışmışlardı.
İkinci olarak, yaşlı kadınlar gençlere oranla daha uçuk oluyor ve daha
egzantrik davranışlarda bulunuyorlardı. Büyücülükle suçlanan kadınların
bir başka özelliği de genellikle dul olmalarıydı. Aslında bu da normal
bir durumdu... Çünkü, bitip tükenmeyen prens savaşları ve salgın
hastalıklar nedeniyle çok sayıda kadın dul kalmıştı ve bunlar
ekmeklerini taştan çıkarmak için yoğun bir çaba içine girmişlerdi.
Cadılara ve büyücülere yüklenen suçlar da çok geniş bir yelpaze
oluşturuyordu. Önceleri bu insanlar sadece /*"geleceği okumak"*/la
suçlanıyorlardı. Bu insanların piyango çeker gibi başkalarının
geleceklerini çekip çıkardıkları söyleniyordu. Zaten büyücü kelimesinin
Fransızcası olan /*"sorcier"*/ kelimesi de şans çekmek anlamına gelen
/*"tirer le şort"*/ deyişinden geliyordu. Bu insanlar daha sonra yavaş
yavaş aşk ve ölüm büyüleri yapmakla suçlanmaya başladılar. /*"Cadı
çılgınlığı"*/nın son boyutlara ulaştığı 15. yüzyılda ise her türlü doğal
afet bile bu insanlara yüklenir oldu.
Cadılığa karşı yasalar 18. yy. da hukuk sistemlerinden yavaş yavaş
silinmeye başladı.
Son cadı yakma olayı 1782 yılında İsviçre'de Glarus kantonunda yaşandı.
/*"Cadı avı"*/ neden birden kesildi
16. ve 17. yüzyıla gelindiğinde /*"cadı avı"*/nın neden kesildiği bugün
bile tartışılıyor. Bu değişiklikte, insan mantığındaki önemli
gelişmelerin büyük bir rol oynadığı kesin... 16. yüzyıldan itibaren
birçok filozof, bilim ve din adamı, cadıların ve büyücülerin varlığını
ciddi ciddi tartışmaya açmıştı. Bu görüşlerin o tarihlerde Avrupa'da
yükselen sınıf olan burjuvazinin görüşlerine denk düşmesi, giderek
kitleleri dogmalar yerine rasyonel düşünceye itiyordu.
Nitekim, dogmalar yerine her uygulamadan kuşkulanılması ve doğru olup
olmadığının tartışılması ilkesini getiren Descartes'çi düşüncenin o
tarihlerde topluma egemen olması da boşuna değildi... Öte yandan
Kopernik, Kepler ve Isaac Newton'un buluşlarıyla birlikte insanlar
doğaüstü güçlerden ve onların etkilerinden uzaklaşmaya başladılar.
Ne var ki, /*"cadı avı"*/ döneminin kapanmasında hukuk reformlarının da
çok büyük payı olduğunu savunan Amerikalı araştırmacı Brian Lewack'a
göre, fiziki işkencelerin tüm gelişmiş Avrupa ülkelerinde
yasaklanmasından sonra büyücü suçlamalarının ve büyücülük itiraflarının
sayıca müthiş bir düşüş gösterdiği de bir gerçek...
Avusturyalı ressam Oskar Wiedenhofer'in /*"Cadıların Sabbat
Toplantısı"*/ isimli tablosu... İtalyan Alpleri Sabbat toplantıları için
ideal mekan kabul edürdi...
Toplu halde Şeytan'ın yaşadığı yere doğru uçmaları ve /*"Sabbat"*/
toplantısına katılmaları,
cadılarla ilgili en önemli suçlamalardan biriydi... Hatta, suçlanan bazı
kişiler Engizisyon Mahkemelerinde işkence altında 'uçtuklarını' bile
itiraf etmişlerdi.
Cadılar gerçekten uçuyorlar mıydı?
Bu konu teologlar ve şeytanbilimciler tarafından 10 asırdır
tartışılıyor. Nitekim, Engizisyon dosyalarından birçok kadının Şeytan'a
doğru uçtuklarını itiraf ettikleri görülüyor. Ancak, yoğun işkence
altında alınan bu itirafların kesin olarak bilimsel bir değeri yok...
Ancak, cadıların uçtuğu tezi, o günler için hiç de ikinci plana atılacak
bir iddia niteliğini taşımıyordu. Bu insanları karalamak için sadece
/*"onların uçtuklarının söylenmesi"*/ çok önemliydi. Uçmaları; onların
deliliklerinin, fuhuş yaptıklarının, hırsızlıklarının somut bir
kanıtıydı ve kutsallıklarını karalamak için gerekiyordu.
Bernardo da Como ve Silvestro Prierias gibi Engizisyon yargıçları,
cadıların uçtuklarına kesin olarak inanıyorlardı. Kanıt olarak da
İncil’i gösteriyorlardı. İncil'de bazı kadınların Şeytan'a uçtukları
yazıyordu, /*"Öyleyse Şeytan bu zavallı kadınları neden yanına
çağırmasın?"*/ diyorlardı. Bazı Engizisyon yargıçları ise cadıların
ruhlarını Şeytan'a sattıklarını, ama uçmaları diye bir şeyin söz konusu
olamayacağını söylüyorlardı. Ponzinibio ve Andrea Alciato gibi
yargıçlar, bu kadınların akıl hastası olduklarını ve bu nedenle tedavi
edilmeleri gerektiğini belirtmişlerdi. Onlara göre, cadıların
/*"uçması"*/ diye bir şey mümkün değildi; olsa olsa onlar hayal gördüren
bazı otlar ve içkilerin etkisiyle uçtuklarını sanıyorlardı...
Cadıların vazgeçilemez aksesuarı: Süpürge
/*"Süpürgeyle uçuş"*/un pratik temeline ilişkin son bulgular, cadıların
gizemli merhem ve yağları kullanma alışkanlığında olduklarının çok iyi
bilindiğini ortaya koyuyor. Havada uçmak için süpürgeye binmeden önce,
cadılar kendilerini yağlıyorlardı. Toplumsal araştırmalarıyla tanınan
Prof. Michael Harner'ın aktardığına göre, 17. yüzyıl İngiltere-si'nde
cadılar, sabbat'a uçmadan önce alınlarına ve bileklerine /*"Ruh'un
getirdiği çiğ kokulu bir yağ"*/ sürüyorlardı. Bu cadıların anlattığına
göre, /*"yağ"*/ın yeşilimsi bir rengi vardı ve alna bir kuş tüyüyle
sürülüyordu. Başka anlatımlardan da cadının bir sopayı yağladığından söz
ediliyor, koşullar ne olursa olsun, cadının onunla dilediği zaman, ister
rahvan isterse dört nala uçabildiği anlaşılıyordu.
Harner tarafından aktarılan bir 15. yüzyıl kaynağında da, hem sırığın
hem de vücudun yağlandığı anlatılıyor; /*"Cadılar, bir sırığı yağlarlar
ve üzerine binerler.,. Ya da kendi koltuk altlarını ve öbür kıllı
yerlerini yağlarlar..."*/
Cadı çanağında bulunan yağlı merhem
Bir 16. yüzyıl hekimi olan Andres Laguna'nın notlarında, bir cadı
çanağının bulunuşunu anlatılmıştı: /*"Çömlek, yeşil renkli yağlı bir
merhemle doluydu. Kokusu öyle ağır ve tiksinti vericiydi ki, bu donuk
renkli ve uyku verici otlardan, baldıranotundan, yaban yasemininden,
banotu ve adamotundan oluşmuştu..."*/
36 saat uyutan, fantastik hayaller gördüren merhem
Laguna, bu yağdan bir kutu almış ve onu Metz'deki bir celladın karısının
üzerinde denedi. Baştan aşağı yağlayınca, kadın bir tavşan gibi açık
gözlerle derin bir uykuya dalmıştı. Sonunda kadını uyandırdığında tam 36
saat geçmişti. Kadın, neden /*"dünyanın bütün zevkleri çevresindeyken"*/
uyandırıldığını söylemiş ve kocasına dönüp /*"Seni boynuzladım, hem de
senden daha genç ve iyi biriyle..."*/ demişti...
Harner, yağlı merhemlerle yapılan deneyleri toplamıştı. Bütün denekler
derin bir uykuya dalıyorlar ve uyandırdıklarında ısrarla /*"uzun bir
geziye çıkmış bulunduklarını"*/ söylüyorlardı. Bu konudaki en iyi görgü
tanıklığı, Galileo'nun meslektaşlarından olan ve yabanyasemini içeren
bir yağlı merhemin formülünü ele geçiren Gianbattista della Porta
yapmıştı: "Onlar, vücudun bir bölümüne sürülen yağı yayarak bütün
vücutlarını iyice ovuştururlar, Öyle ki tenleri pembeleşir... Böylece,
bir gece ay ışığında şölenlere, müziğe, danslara ve her şeyden çok
diledikleri genç erkeklerle birleşmeye götürüldüklerini düşlerler.
Hayallerin görsel etkisi o kadar büyüktür ki, beynin bellek denen bölümü
hemen hemen bu tür şeylerle doludur. Ve onlar, kendi doğal
eğilimleriyle, inanmaya son derece yatkın olduklarından hayallerine
öylesine sarılırlar ki, artık aklın kendisi de değişir ve gece gündüz
başka hiçbir şey düşünemez..."
Merhem Kızılderililerde de kullanılıyordu
Peru'daki Jivaro Kızılderilileri tarafından kullanılan sanrı yaratıcı
bitkileri inceleyen Hamer'a göre, cadıların yağlı merhemlerindeki sanrı
yaratıcı etken /*"atropin"*/ maddesiydi... Atropin; /*"Tatula"*/ cinsi
bitkilerdeki etken ve güçlü bir alkoloidtti; adamotu, banotu ve
güzelavratotu ya da güzelhatun çiçeği gibi Avrupa bitkilerinde
bulunuyordu... Atropinin üstün özelliği, onun sağlam deri tarafından
emilebilir olmasıydı. Cadıların, bu maddeyi içeren merhemleri
vücutlarının belirli bölgelerine sürmelerinin nedeni de buydu. Bindiği
süpürgeye de merhem sürüyor olması, atropinin duyarlı vajinal dokuyla
daha kolay emilmesini sağladığı gibi cadıya /*"ata binme"*/ duygusu da
veriyordu...
Çılgınlığın dayanılmaz boyutu
Bugün, tarihte yaşanan /*"cadı avı"*/nın kurbanları konusunda kesin
rakamlara sahip miyiz? O tarihlerde ciddi istatistikler olmadığı ve
tutulan bazı belgelerin de zaman içinde kaybolduğu göz önüne alınırsa,
bu konuda tutarlı bir rakam vermek çok güç... Üstelik, Kilise'ye karşı
kendilerini başarılı göstermek isteyen bazı Engizisyon hakimlerinin
rakamları şişirdikleri de bir gerçek... Amerikalı bir tarihçi olan Brian
Lewack, mevcut Engizisyon Mahkemeleri dosyalarından hareket ederek, o
tarihlerde bazı Avrupa toplumlarında nüfusun yaklaşık yüzde 25'inin
büyücülük ve cadılıkla suçlanıp yakıldığını ileri sürüyor. Bazı
tarihçiler de bu rakamın çok abartılmış bir rakam olduğunu iddia edip,
büyücülükle suçlanıp yakılan kişilerin sayısının 100 bini geçmediğini
söylüyor.
Ancak, bu da çok yanıltıcı bir rakam... Çünkü, 1602 tarihinde
/*"Şeytanbilimci"*/ Henri Boguet şöyle yazıyor: /*"Cadıların,
büyücülerin sayısı yüzbinleri buluyor. Bahçedeki solucanlar gibi her
yerden fışkırıyorlar..."*/ Bu gözlemden yola çıkan bir grup tarihçiye
göre ise, 15. yüzyılda öldürülen veya yakılan büyücülerin sayısı
rahatlıkla milyonları buluyor.
Büyücülerin yüzde 50'si de bugünkü Almanya toprakları içinde yakılmıştı
İnfazlarının büyük bir çoğunluğu, Germen dili konuşulan bölgelerde
gerçekleşmiş; büyücülerin yüzde 50'si de bugünkü Almanya toprakları
içinde yakılmıştı. Büyücü avı, Almanya'nın ardından İsviçre, Polonya,
İskoçya, İngiltere ve Fransa'nın Akdeniz kıyılarına yayıldı... Buna
karşılık, koyu Katolik toplumlar olan İtalya ve İspanya'da daha az infaz
görülüyordu. Bunun nedeni, kuşkusuz bu ülkelerde Protestan hareketin
etkin olmayışıydı... Balkanlar'da ise büyücü infazına çok ender
rastlanıyordu.
Bu gravür, 1520 tarihinde İtalya'nın Floransa kentinde
/*"Şeytan"*/ ile ilişkiye girdiği iddia edilen bir köylünün idamını
gösteriyor.
/*"Şeytan"*/ ve onun yeryüzündeki işbirlikçileri...
Avrupa'da, 15. ve 17. yüzyıllar arasında, yakılarak öldürülen cadıların
başlıca suçları şunlardı:
-Şeytanla yapılan anlaşma;
-Şeytan'a tapma;
-Şeytan'ın kuyruk altının öpülmesi;
-/*"Incubus"*/larla, yani buz gibi soğuk penislerle donatılmış erkek
şeytanlarla cinsel ilişki;
-/*"Succubus"*/larla, yani kadın şeytanlarla cinsel ilişki;
-Şeytanla buluşmak için süpürgeye binerek uzak mesafelere gitme
-Dini tatil günlerinde yasadışı toplantı düzenleme...
İspanyol ressam Francisco Goya'nın ünlü /*"Dev Keçi"*/ tablosunda cadı
ayininin tüm unsurları görülüyor.
Keçi biçimindeki /*"Şeytan"*/, dolunayda çevresine toplanan cadılara son
emirlerini veriyor...
Şeytan o çağlarda nasıl tanımlanıyordu ve neye benzetiliyordu?
Ortaçağ inanışlarına göre Şeytan'ın, her iki cinsten insanı da baştan
çıkarma gücüne sahip olduğu, ama daha çok kadınlar üzerinde etkinlik
kurduğu düşünülüyordu... Şeytan'la alışverişi olan kadınlar kimsenin
bakmayacağı kadar çirkin olurlar, hazırladıkları iksirleri şehvet
düşkünü erkeklere içirerek onlarla çiftleşirlerdi. Bu inanç içindeki
bağnaz düzen, erdemli Avrupa kadınının yoldan çıkarılmasında, fuhuşa
dönük aleni ilişkilerde hep Şeytan'ın parmağını aramıştı. Çoğunlukla
cinsel olaylara konu olan Şeytan, bazen bir köpek, bazen bir kedi, bazen
de bir erkek keçi olarak tasvir ediliyordu. Tüm bu gizli saklı ayıp
işleri Şeytan tabii ki tek başına çeviremezdi. Onun insan kılığına
girmiş yardımcıları olmalıydı. Bir Şeytan'la fahişeyi ayırt etmek için
onların fiili hareket halinde yakalanmaları gerekiyordu.
Engizisyon ve onu oluşturan yargıçlar için iki yöntem vardı: Cadının
itirafları ve kendi vicdanları... İnanılmaz işkenceler ve görülmemiş
baskı yöntemleriyle gelen suçlamalar, kadınları zoraki itirafa
götürüyordu. Fransa'nın Toulouse kentinde 1275 tarihinde meydana gelen
bir yargılamada sanık Angele de Labarthe, işkenceler sonunda
/*"Şeytan'la cinsel ilişkide bulunduğunu"*/ ve /*"kurt başlı, yılan
kuyruklu bir yaratık doğurduğunu"*/ itiraf etmişti. Doğurduğu yaratık
/*"sadece çocuk etiyle beslendiği"*/ için Angele çocukları öldürüyordu.
Engizisyon için en önemli kanıt, vücudundaki izlerdi
Engizisyon yargıçları için Şeytan'la birleşmiş bir kadında aranılması
gereken en önemli kanıt, vücudundaki izlerdi; herhangi bir ben, bir
sivilce ya da çıban bu birleşmenin sonucu olarak kabul ediliyordu.
1589 yılında, İngiltere'nin Chelmsford kasabasında üç kadın cadılıkla
suçlanıp asılmış, cesetleri günlerce teşhir edilmişti...
Bütün suç bazı mantarlarda...
Bugün, bütün Ortaçağ boyunca cadılara yüklenen /*"büyü ve sabbat
toplantılarına uçuş"*/ suçlamalarının temelinde bazı halüsinasyon
yaratıcı otların ve mantarların olduğunu biliyoruz. Aslında, o
tarihlerde bile bu olayların ardında bazı ot ve mantarların olduğunu
düşünen bilimadamları vardı. Nitekim, M.S. 500'lerde yaşayan İspanyol
doktor Andreas Laguna, Engizisyon'a sunulan bazı büyü iksirlerini
incelemiş ve bunların /*"Cicuta virosa"*/, /*"Solanum nigrum"*/ ve
/*"Atropa belladonna"*/ gibi bitkilerden elde edildiğini saptamıştı.
Kimya ve eczacılık açısından incelendiğinde, bu iksirlerin bugün
kullanılan keyif verici maddelerden pek farklı olmadıkları görülüyor.
Örneğin, Ortaçağ'da cadıların sık sık başvurdukları /*"Atropa
belladonna"*/ bitkisinden bugün keyif verici bir madde olan
/*"atropin"*/ elde ediliyor.
/*"LSD"*/ li Kötülük Ekmeği
Yine, Engizisyon ve dönemin doktor raporlarından anlaşıldığı kadarıyla,
cadılikla suçlanan kişilerin sık sık başvurdukları bir başka bitki de
/*"Lolium temulentum"*/du. Cadılar, bu bitkinin zehrini yulaf ekmeğine
karıştırıyorlardı. Bu kişiler, doğrudan sinir sistemini etkileyen bu
zehir sayesinde /*"insanı felç eden güçlere sahip yaratıklar"*/ olarak
görülüyordu. Cadı literatüründe /*"kötülük ekmeği"*/ denen olayın
arkasındaki gerçek buydu... Ayrıca, cadıların bu bitkinin zehrini
ekmekle kullanmalarına gerek bile kalmıyordu. Çünkü yulaf üzerinde
asalak olarak yaşayan /*"Claviceps purpurea"*/ mantarı da benzer bir
etkiye sahipti... Nitekim, bugün keyif verici bir madde olarak
kullanılan /*"LSD"*/ bu mantardan elde ediliyor.
Cesaret veren yulaflı ekmek mantarı
Mantarlı yulaf ekmeğiyle cadılık suçlamaları arasındaki ilişkiye
bilimsel bir açıklık getirmek için çalışmalar yapan Maryland
Üniversitesi tarih profesörü Mary Kilbourne Matossian, 1560-1660 yıllan
arasında yulaf ekmeği tüketimiyle cadılık suçlamaları arasında sıkı bir
ilişki olduğunu somut rakamlarla kanıtlıyor. Matossian, keyif verici
mantarların asalak olarak üstünde yaşadığı yulaftan üretilen ekmeğin
Fransız Devrimi sırasında kitleler tarafından yoğun bir biçimde
tüketildiğine de dikkati çekiyor. Kitlelerin bu ekmeği yedikten sonra
uçtuklarını ve kralın askerlerine karşı korkusuzca saldırdıklarını söylüyor.
Cadıların hazırladıkları iksirlerde neden /*"Kurbağa"*/ var?
Uçuran /*"Kurbağa derisi"*/
Cadılar yaptıkları iksirlerde sadece otlar ve mantarlar
kullanmıyorlardı. Bu kişilerin temel büyü maddelerinden biri de kurbağa
derişiydi. Kurbağa derisinin bugün en az 26 tip ayrı keyif verici ve
kafa buldurucu madde içerdiği bilimsel olarak saptanmış bulunuyor.
Nitekim, bu maddelerden biri 1902 yılında laboratuarlarda belirlendi ve
/*"5-OH-DMT"*/ koduyla sınıflandırıldı. Ancak kimyacılar, bu maddeyi
hala halk arasında bilinen adıyla çağırıyorlar: /*"Cadı uçuşu"*/...
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayanlar : [email protected] üyeleri, Kerem
([email protected]), bahadircan, [email protected],
Kaynak : Focus - Aralık 1996 sayısında /*"Cadılar"*/ başlığı ile
yayınlanan yazıdan derlenmiştir. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir.
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150605104007 Oraj Poyraz [email protected]
2015/06/05 12:03 4 58 1 undefined [email protected]
Bilgi ozguveni, ozguven ise gucu yaratir.
Konficyus
Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) soyle dedi : Rasulullah ( Sallallahu
Aleyhi ve Sellem ) :
Kiyamet gununde bir kisi getirilir ve cehennemin icine atilir da orada
onun barsaklari derhal karnindan disari cikar. Sonra o kisi barsaklari
etrafinda degirmen eseginin donusu gibi doner. Bunun uzerine cehennem
ahalisi o kisinin basina toplanirlar da :
- Ey filan ! Senin bu halin nedir. Sen bize dunyada iyiligi emreder ve
bizleri kotulukten nehyeder degil miydin. derler.
O da :
Evet , ben size iyiligi emrederdim , fakat onu kendim yapmazdim. Yine
ben sizleri kotulukten nehyederdim de onu kendim islerdim diye cevap
verir. buyurdu.
( Buhari )
Cehennemle ilgili hadis. Sahihmis bilenler denetlesin.
Insan en acimasiz hayvandir.
Trajedilerde, boga gureslerinde ve haca germelerde su gune kadar
kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi icin cehennemi icat ettiginde,
$iki durun, bu aslinda en iyi cennetiydi.
Friedrich Nietzs
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.