*Mustafa Mutlu - 100450!*
Cumhurbaşkanlığı görevinden 160 gün önce ayrılan Abdullah Gül,
Tarabya'daki Huber Köşkü'nü geleneklere, yasalara, yönetmeliklere aykırı
bir şekilde “/*işgal etmeye”*/devam ediyor.
Ben de bugün dahil tam 92 gündür bunu yazıyorum.
Kendisinden iki satırlık bir açıklama bekliyorum.
Sadece ben değil; artık milyonlarca insan, Abdullah Bey'den bunu bekliyor!
Ancak o, ne Köşk'ü boşaltıyor; ne de bir açıklama yapıyor!
Sanki böyle bir konu hiç yokmuş gibi davranıyor.
*Artık hiçbir yazımı Abdullah Gül'e hitaben yazmayacağım!*
*Görünen o ki beni takmıyor (umursamıyor); o zaman ben onu hiç takmıyorum!*
*Kendisi zaten bir gün bile **“*/*benim cumhurbaşkanım”*/*olmamıştı;
bundan sonra da asla olamaz!*
*Bu ülkede önce milletvekilliği, sonra bakanlık, başbakanlık ve ardından
cumhurbaşkanlığı ile onurlandırılmış bir kişinin böylesine
**“*/*vurdumduymaz”*/*bir tavır almasına gerçekten inanamıyorum!*
*Oysa ona düşen, bu saatten sonra kendisine gösterilen teveccühün
hakkını vermek ve hiçbir yanlış yapmadan **“*/*saygın insan”*/*olmayı
becerebilmektir. Bunun yolu da bellidir:*
*Haram yemeyeceksin, katakulli çevirmeyeceksin...*
*Ve... Şeffaf olacaksın. Sana yöneltilen her soruya açık seçik yanıt
vereceksin!*
Gelin görün ki 11. Cumhurbaşkanı, hakkı olmadığı halde
Cumhurbaşkanlığı'na ait bir mekanı, babasının malı gibi kullanıyor.
Sırf o oturmaya devam etsin diye, Huber'in kapısındaki cumhurbaşkanlığı
forsu indiriliyor...
Bizim suyumuzu içip, bizim paramızla alınan yemeği yiyor!
Ne elektrik faturası ödüyor; ne de su, doğalgaz, telefon parası...
Manzara eşsiz...
Kapalı havuz mükemmel, spor salonu şahane, kısacası her gün bayram...
İyi de hepsi haram!
Çünkü hiçbiri artık onun hakkı değil...
Her cuma camide fotoğraf çektirmekle silinmez ki bu günahlar!
*Gelelim diğer meseleye:*
*Abdullah Bey taksa da takmasa da ben gazeteciyim.*
*Cebimde tam 33 yıldır taşıdığım Basın Kartı bile son 12 yıldır artık,
**“*/*sürekli...”*/
*Numarasını da vereyim de adamları, Başbakanlığa bağlı Basın Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne sorsunlar:*
*100450!*
*Onun, devletin bir köşkünü işgal etmesi benim kişisel meselem olamaz
elbette...*
*Ancak 100 gündür sorduğum sorulara yanıt vermemesi, beni yok sayması da
benim kişisel meselem değil!*
*O; benim sorularıma yanıt vermeyerek demokrasiyi, şeffaflığı ve halkın
haber alma hakkını ayaklar altına alıyor...*
İşte; ben... Tüm bunları kabullenemediğim için bu konuyu yazmaya devam
ediyorum.
Ve elim kırılsa...
Yazmaya devam edeceğimi artık sanırım tüm dünyaya gösterdim!
HUBERRRR! (92)
100'üncü yazımın yayınlanacağı 14 Şubat günü saat 12:00'de Huber
Köşkü'nün sahil kapısında olacağım.
Amacım gösteri yapmak, olay çıkarmak falan değil...
Sıradan bir vatandaş ve 100 yazısına yanıt alamayan bir gazeteci olarak
bunun nedenini Abdullah Bey'e sormak istiyorum; o kadar!
Benimle olursanız; çaylarımızı birlikte yudumlarız!
GÜNÜN SORUSU
İstanbul 51'inci Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Mayıs 2013'te Taksim Gezi
Parkı'nda gençlerin kaldığı çadırları yakan yedi belediye zabıtasını,
“/*suçu işledikleri kanıtlanamadığı”*/gerekçesiyle beraat ettirmiş...
Hem de kapı gibi fotoğraflar ve video kayıtları ortadayken... Sorum
Hakim Bey'e:
Suçun işlendiğine kanaat getirmeniz için dizi film mi çekmemiz gerekirdi?
SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR!
Yıllardır iddia ediyorum; Bank Asya, sadece Fethullah Gülen
Yapılanması'nın kalbi değil; aynı zamanda F Tipi-AKP Koalisyonu'nun da
“/*harekat üssü...”*/
Gizli ve kirli ilişkilerin “/*kozmik odası!”*/
Unutmayın; bu banka, AKP yöneticilerinin olağanüstü çabasıyla kuruldu ve
büyüdü.
Bank Asya'daki para hareketleri ortaya çıkarsa... Ne cemaat kalır, ne de
iktidar!
İşte; AKP, bu yüzden uzun bir zamandır ısrarla Bank Asya'yı kontrol
altına almaya çalışıyordu. Nihayet amacına ulaştı:
Bank Asya'nın yönetim kurulunu belirleyen hisselerin yüzde 63'lük
bölümü, TMSF yani iktidarın adamları tarafından kullanılacak.
Peki; bu yüzde 63 hissenin asıl sahipleri kim?
Ve... Yeni yöneticilerin ilk icraatı ne olacak?
Örneğin, arşivlere girecekler mi?
***
Benden söylemesi:
Cemaat-iktidar kavgası, asıl şimdi başlıyor.
Bundan sonra patlatılacak yolsuzluk haberleri, 17 Aralık'ı bile gölgede
bırakabilir...
Çünkü artık; korkacak bir şeyleri kalmadı.
GÜNÜN İSYANI
İsyanım, “/*Biri çıkıp da 'Başkanlık sistemi diktatörlük getirir'
dediğinde gırtlaklamak istiyorum”*/diyen AKP'li Anayasa Komisyonu
Başkanı Burhan Kuzu'ya:
Maşallah; ne kadar özgürlükçüsünüz beyefendi... Ben de sizi gırtlaklamak
istiyorum; ne olacak şimdi?
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150206152024-03
Onlari sarsmasin diye yere de sabit daglar yerlestirdik ve (varacaklari
yere) yol bulabilsinler diye ondan gecitler, yollar meydana getirdik.
ENBIYA – 31
Sizi bir tek nefisten yaratmis, sonra ondan esini var etmistir; sizin
icin hayvanlardan sekiz cift meydana getirmistir. (...)
Zumer-6
ALBERT EINSTEIN : NEDEN SOSYALIZM
Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkinda
gorus bildirmesi dogru mudur?
Ben buna birkac neden yuzunden evet diyorum.
Gelin, bu soruyu once bilimsel bilgi acisindan degerlendirelim.
Ilk bakista astronomi ve ekonomi arasinda onemli yontemsel farkliliklar
gorulmeyebilir.
Her iki alanda da bilim adamlari kisitli sayidaki gorungulerin(fenomen)
aralarindaki baglantilari mumkun oldugu kadar anlasilir yapmak icin
genel kabul gorecek yasalar kesfetmeye calisirlar.
Fakat aslinda yontemsel farklar vardir.
Ekonomi alaninda genel kabul goren yasalarin kesfedilmesini zorlastiran
gozlemlenecek ekonomik gorungulerin pek cok faktorden etkilenmeleri ve
bu etkilerin tek baslarina degerlendirilememesidir.
Ayrica, -hepimizin bildigi gibi- insanlik tarihinde uygar donem in
baslangicindan bu yana edinilen deneyimler ozunde ekonomik olmayan
faktorlerden etkilenip kisitlanmistir.
Ornegin, bircok buyuk devlet sekli varliklarini fetihlere borcludurlar.
Fetheden halklar, kendilerini fethettikleri ulkenin -yasal ve ekonomik
olarak- ayricalikli sinifi yapmislardir.
Toprak sahipligini tekellerine gecirmisler ve ruhani grubu kendi
aralarindan belirlemislerdir.
Egitimi kontrol eden bu rahipler, toplumdaki sinif ayrimini
kurumlastirmislar, insanlarin bundan sonra cogunlukla bilincsizce
toplumsal davranislarini yonlendirecek bir degerler sistemi yaratmislardir.
SOSYALIZMIN GERCEK HEDEFI
Ancak tarihsel gelenek, insanligin gelismesinin dune kadar Thorstein
Veblen in yagmaci donem adini verdigi asamanin otesine hicbir yerde
gecemedigini gostermektedir.
Gozlemlenen ekonomik gercekler o doneme aittir ve onlardan turetilecek
yasalar insanligin diger donemlerine uygulanamaz.
Sosyalizmin gercek hedefi bu donemin otesine gecerek, insanligin
gelisimini yagmaci donemden daha ileri bir doneme tasimak olduguna gore,
ekonomi bilimi, mevcut haliyle, gelecegin sosyalist toplumuna cok az
i$ik tutabilmektedir.
Ikinci olarak sosyalizm, amaci toplumsal-ahlak olan yone yonelmistir.
Ancak bilim amac yaratmadigi gibi, bunlari insanlara da asilayamaz;
bilim, en fazla, amaclara ulasilmasini saglayan araclar yaratabilir.
Ancak amaclar yuce ahlaki ideallere sahip kisiliklerce kavranilirsa ve
bu amaclar olu dogmamissa, yasamsal ve guclulerse bir cok insan
tarafindan ileri tasinarak, toplumun yavas/agir evrimine yon verir.
Bu nedenlerden oturu insana iliskin sorunlarda bilimi ve bilimsel
yontemleri fazla abartmamaya dikkat etmek ve toplumun orgutlenmesini
etkileyen sorunlarda sadece uzmanlarin soz hakki oldugunu da varsaymamak
gerekir.
BIR CIKIS VAR MI?
Bir suredir cok sayida kisi toplumun bir krizden gectigini one surerek,
toplumun dengesinin ciddi olarak bozuldugunu ifade etmektedir.
Boyle durumlarda kisilerin farkli dusunmeleri, hatta ait olduklari gruba
karsi dusmanca hisler beslemeleri tipik bir davranistir.
Ne dedigimi anlatmak icin basimdan gecen bir deneyimimi aktarayim.
Gecenlerde zeki ve iyi yetismis bir kisi ile yeni bir savas tehdidini
tartisirken, boyle bir savasin insanligin varligini ciddi bicimde
tehlikeye sokacagini ve bu tehlikeyi ancak uluslarustu bir
organizasyonun onleyebilecegini soyledim.
Bunun uzerine muhatabim bana gayet sakin bir bicimde, Insan irkinin yok
olmasina niye bu kadar karsisin? dedi.
Eminim ki daha bir asir onceye kadar hic kimse boyle gayr-i ciddi bir
soylemde bulunamazdi.
Bu soylem kendi icinde bir denge saglamak icin bosuna ugrasmis ve bunu
basarma umudunu az-cok kaybetmis bir adamin soylemi idi.
Bu soylem aci veren bir yalnizligin ve tecrit olmanin ifadesidir ve bu
gunlerde cok kisi ayni aciyi cekmektedir.
Sebebi nedir?
Bir cikis var mi?
Boyle bir soruyu sormak kolay, ancak belli derecede ikna edici bir yanit
vermek zordur.
Ancak duygularimizin ve ugraslarimizin celiskili, belirsiz olduklarinin
bilincinde olarak ve onlarin kolay ve basit formullerle ifade
edilemeyecegini bilerek yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya
calisip, yanitlamayi deneyeyim.
BIREYSEL VE SOSYAL VARLIK
Insan hem tek basina yasayan hem de sosyal bir varliktir.
Tek basina yasayan bir varlik olarak kisisel isteklerini tatmin etmek ve
dogustan edindigi yeteneklerini gelistirmek icin kendisinin ve
yakinlarinin varligini koruma cabasi icindedir.
Sosyal bir varlik olarak ise, cevresindeki dostlarinin sevgisini ve
takdirini kazanmaya, mutluluklarini paylasmaya, acilarini dindirmeye ve
yasam kosullarini iyilestirmeye calisir.
Iste sadece bu cesitli, zaman zaman celiskili cabalarin varligi, insanin
ozel karakterini aciklar; bunlarin ozgun bilesimi bireyin icsel bir
dengeye erisme derecesini belirler ve toplumun esenligine katkida bulunur.
Genel olarak bu iki durtunun gorece direnclerinin kalitimla duzenlenmis
olmasi mumkundur.
Fakat nihai olarak ortaya cikan kisilik, buyuk olcude insanin gelisimi
sirasinda kendisini icinde buldugu cevre, icinde buyudugu toplumun
yapisi, o toplumun gelenekleri ve belirli davranis bicimlerinin ovulmesi
ile olusur.
Soyut toplum kavrami birey acisindan cagdaslari ile ve onceki nesillerle
dolayli dolaysiz iliskisinin toplami anlamina gelir.
Birey dusunebilir, hissedebilir, mucadele edebilir ve kendi basina
calisabilir fakat -fiziksel, entelektuel ve duygusal varligi ile-
topluma oylesine bagimlidir ki- onu toplum cercevesinin disinda dusunmek
ve anlamak imkansizdir.
Ona gida, giyecek, ev, is araclari, dil, dusunce bicimleri ve buyuk
olcude dusuncenin icerigini saglayan bu toplum dur.
Bu kucucuk toplum kelimesinin ardinda sakli, gecmiste yasamis ve bugun
yasamakta olan milyonlarca insanin emegi ve becerisidir ona hayat veren.
Dolayisiyla, bireyin topluma bagimliliginin doganin ortadan
kaldirilamayan bir gercegi oldugu kanitlanmistir.
Aynen karincalar ve arilar gibi.
Fakat karincalarin ve arilarin tum yasam sureci en ince ayrintisina
kadar kati, kalitimsal icguduler ile belirlenmisken, insanoglunun sosyal
kaliplari ve karsilikli iliskileri son derece degiskendir ve degisime
aciktir.
Hafiza, yeni birlesimler olusturma kapasitesi, sozel iletisim kurabilme
ustunlugu insanoglunun biyolojik zorunluluklarinin buyurmadigi
gelismeler saglamasini mumkun kilmistir.
Bu gelismeler kendilerini edebiyatta, bilimsel ve teknik basarilarda,
sanat eserlerinde, gelenekler, kurumlar, orgutler olarak gosterir.
Bu bir anlamda insanin kendi yasamini kendinin nasil yonettigini ve bu
surecte bilincli dusunme ve istemenin nasil bir rol oynadigini aciklar.
DEGISKENLER-DEGISMEZLER...
Insanoglu dogustan, kalitimsal olarak, insan turunun karakteristigi olan
dogal istekleri de iceren, sabit ve degismez olarak niteledigimiz
biyolojik bir bunyeye sahiptir.
Buna ek olarak, yasam suresi icinde, iletisim ve baska etkiler
araciligiyla yasadigi toplumdan kulturel bir bunye edinir.
Zaman icinde degisime acik olan ve bireyle toplum arasindaki iliskiyi
buyuk olcude belirleyen iste bu kulturel bunyedir.
Modern antropoloji bize ilkel denilen kulturlerin karsilastirmali olarak
incelenmesi yoluyla, insanoglunun sosyal davranislarinin gecerli
kulturel kaliplara ve topluma egemen olan orgut tiplerine bagli olarak
cok buyuk degi$iklikler gosterdigini ogretmistir.
Iste insan turunu iyilestirme mucadelesi verenlerin umutlarinin dayanagi
sudur: Insanlarin birbirlerini mahvetmek istemelerinin ya da zalim,
kendi kendine kasteden kaderin ocagina dusmus olmalarinin nedeni
biyolojik bunyeleri degildir.
Yasami olabildigince doyurucu kilabilmek icin toplum yapisinin ve
insanin kulturel yaklasiminin nasil degistirilmesi gerektigini kendimize
sorarsak, degistiremeyecegimiz bazi kosullarin varligi gerceginin
surekli bilincinde olmamiz gerekir.
Daha once de belirtildigi gibi insanin biyolojik yapisi, nereden
bakilirsa bakilsin degismez.
Ustelik son birkac yuzyilda yasanan teknolojik ve demografik gelismeler
kalici durumlar yaratmistir.
Varliklarinin devami icin vazgecilmez sayilan urunlerle, nufusun gorece
yogun oldugu yerlerde, asiri ayrintili bir isbolumu ve son derece
merkezi bir uretim aygiti mutlak zorunluluk haline gelmistir.
Bireylerin ve nispeten kucuk topluluklarin tamamen kendine yeterli
olduklari, geri donup baktigimizda son derece huzurlu gorunen zaman
sonsuza dek yitip gitmistir.
Insanoglunun artik bir uretim ve tuketim gezegeni olusturdugunu
soylersek fazla abartmis olmayiz.
CAGIN OZU
Cagimizin ozunu bana gore neyin olusturdugunu kisaca belirtebilecegim
bir noktaya simdi varmis bulunuyorum.
Bu toplumla bireyin iliskisi ile ilgilidir.
Birey topluma olan bagimliliginin gecmiste olmadigi kadar bilincindedir.
Ama bu bagimliligi organik bir bag, koruyucu bir guc, olumlu bir varlik
olarak gormek yerine, daha cok dogal haklarina hatta iktisadi varligina
karsi bir tehdit olarak algilamaktadir.
Dahasi toplumdaki konumu oyle bicimlenmistir ki, yapisinin egoistce
suruklenisi surekli vurgulanmakta, dogal olarak daha zayif olan sosyal
yapisi gittikce bozulmaktadir.
Toplumdaki konumlari ne olursa olsun tum insanlar bu bozulma surecinde
rahatsiz olmaktadirlar.
Kendi egolarinin mahkumu olduklarini bilmeksizin, kendilerini guvensiz
ve yalniz, yasamin basit, sade, dogal tadindan yoksun kalmis hissederler.
Insan kisa ve cetin de olsa yasamin tadina varabilir, yeter ki kendini
topluma adasin.
Bugunku haliyle kapitalist toplumun iktisadi anarsisi bence belanin asil
kaynagidir.
Onumuzde bireylerinin, birbirlerini kolektif emeklerinin meyvelerinden
yoksun birakmak icin yilmadan -zor kullanarak degil fakat yasalarla
belirlenmis kurallarin tumune gonulden uyarak- ugrastigi dev bir
ureticiler toplulugu gormekteyiz.
Bu baglamda uretim araclarinin -yani tuketim mallarini ve buna ek olarak
yatirim mallarini uretmek icin gereken tum uretim kapasitesinin- yasal
olarak ve cogu kez bireylerin ozel mulkiyetlerinde oldugunun onemini
kavramamiz gerekir.
Konuyu basitlestirmek icin, asagidaki anlatimda uretim araclarinin
mulkiyetini paylasmayan herkesi isci olarak adlandiracagim, bu terimin
yaygin kullanimina tam olarak denk dusmese de.
Uretim araclarinin sahibi, iscinin isgucunu satin alabilecek durumdadir.
Isci uretim araclarini kullanarak kapitalistin mali haline gelecek yeni
mallar uretmektedir.
Her ikisi de gercek deger uzerinden olculmek uzere, iscinin urettigi ile
ona odenen arasindaki iliski bu surecin esas noktasidir.
Is sozlesmesi serbestce belirlendigi surece, isciye yapilan odemeyi
belirleyen urettigi malin gercek degeri degil, iscinin asgari
gereksinimleri ve is icin rekabet eden isci sayisina iliskin olarak
kapitalistlerin isgucune ihtiyaclaridir.
Teoride bile isciye yapilan odemenin urunun degeri tarafindan
belirlenmediginin anlasilmasi onemlidir.
KAPITALIZMIN YASASI
Kismen kapitalistler arasindaki rekabet ve kismen teknolojik
gelismelerin ve artan isbolumunun daha buyuk uretim birimlerinin
kucuklerin yerini almasini saglamasi sonucunda, ozel sermaye az sayida
elde yogunlasmaktadir.
Bu gelismelerin sonucunda, demokratik olarak orgutlenmis bir siyasi
toplumda bile etkin olarak denetlenemeyecek devasa bir guce sahip ozel
sermaye oligarsisi olusur.
Bu boyledir cunku yasama organlarinin uyeleri, nereden bakilirsa
bakilsin secmenle yasama organinin birbirinden ayiran ozel sermaye
tarafindan buyuk olcude finanse edilen ya da baska sekillerde etki
altina alinan siyasi partiler tarafindan secilir.
Bunun sonucunda halkin temsilcileri gercekte nufusun temel haklardan
yoksun kesimlerinin cikarlarini yeterince koruyamazlar.
Ustelik, mevcut kosullar altinda, ozel kapitalistler kacinilmaz olarak
temel bilgi edinme kaynaklarini (basin, radyo, egitim) dogrudan ya da
dolayli olarak denetlerler.
Dolayisiyla, bir vatandasin bireysel olarak nesnel yargilara varmasi ve
siyasi haklarini akillica kullanmasi hayli zor hatta cogu zaman imkansizdir.
Sermayenin ozel mulkiyetine dayali ekonomilerde egemen olan durum iki
ana ilke ile nitelendirilir: Birincisi, uretim (sermaye) araclarinin
ozel mulkiyetidir ve mulk sahipleri bunu diledikleri gibi kullanirlar;
ikincisi serbest is sozlesmesidir.
Bu anlamda tabii ki saf kapitalist toplum diye bir sey yoktur.
Iscilerin uzun ve aci siyasi mucadeleler sonucu, bazi kategorilerde
serbest is sozlesmesi nin iyilestirilmis bir bicimini saglamayi
basardiklarini ozellikle belirtmek gerekir.
Ama butun olarak ele alindiginda bugunku ekonomi saf kapitalizmden fazla
farkli degildir.
Uretime kar icin devam edilir, kullanim icin degil.
Calisabilecek durumda olan ve calismak isteyen herkesin is bulacaginin
bir garantisi yoktur.
Hemen hemen herdaim bir issiz ordusu vardir.
Isci her zaman isini kaybetme endisesi tasir.
Issiz ve cok dusuk ucret odenen isciler karli bir pazar olusturmadiklari
icin tuketim mallarinin uretimi sinirlidir ve sonuc mesakkatlidir.
Teknolojik ilerleme cogu zaman isin zorlugunu hafifletmek yerine daha
fazla issizlige neden olur.
Kar gudusu, kapitalistler arasindaki rekabetin durumuna gore gittikce
daha fazla derinlesen bunalima yol acan sermaye birikiminin ve
kullaniminin istikrarsizligindan sorumludur.
Sinirsiz rekabet, emegin cok buyuk olcude heba olmasina ve daha once de
sozunu ettigim gibi bireylerin sosyal bilinclerinin sakatlanmasina yol acar.
Bana kalirsa kapitalizmin en buyuk kotulugu bireylerin sakatlanmasidir.
Tum egitim sistemimiz bu beladan muzdariptir.
Gelecekteki kariyerine hazirlanmak icin acgozlu bir bicimde basariya
tapmak uzere egitilmis ogrenciye abartili bir rekabetci yaklasim asilanir.
BELADAN KURTULMANIN TEK YOLU: SOSYALIZM
Ben bu korkunc beladan kurtulmanin tek yolu olduguna eminim.
Bu yol, toplumsal hedefler dogrultusunda yonlendirilmis bir egitim
sisteminin eslik ettigi sosyalist ekonominin insasidir.
Boyle bir ekonomide toplumun kendisi uretim araclarinin sahibidir ve
uretim araclari planli bir tarzda kullanilir.
Uretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planli bir ekonomi isi
calisabilir durumda olanlara dagitir ve erkek, kadin, cocuk herkesin
gecimini garanti eder.
Bireyin egitimi, dogustan sahip oldugu yeteneklerin gelistirilmesinin
yaninda, gunumuz toplumundaki guc ve basarinin yuceltilmesi yerine,
bireyin icinde cevresindekilere karsi sorumluluk hissi gelistirmeyi
hedefler.
Yine de planli ekonominin henuz sosyalizm olmadigini unutmamak gerekir.
Boylesi bir planli ekonomiye bireyin tamamen kolelesmesi eslik edebilir.
Sosyalizmin basarisi son derece zor bazi sosyo-politik sorunlarin
cozulmesini gerektirir.
Siyasi ve ekonomik gucun merkezilesmesinin yarattigi etki alaninin
genisligi gozonune alindiginda burokrasinin mutlak gucunu ve kendini
begenmisligini engellemek nasil mumkun olacaktir?
Bireyin haklari nasil korunacak ve burokrasinin gucunu dengeleyecek
demokratik bir karsi-guc nasil saglanacaktir?
Yasadigimiz bu gecis surecinde sosyalizmin hedef ve sorunlarinin netligi
cok onemlidir.
Mevcut kosullarda, bu sorunlarin ozgurce ve engelsiz tartisilmasi guclu
bir tabu haline geldigi icin, bu derginin cikarilmasinin onemli bir kamu
hizmeti oldugunu dusunuyorum.
ALBERT EINSTEIN
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.