> Elif Şafak
> 'Büyük aşk, büyük nefret'
> 04.02.2010 17:37:05
>
> "ŞİMDİ sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor
> mu?" diye sormuştu Nâzım Hikmet, o muazzam ve duru üslubuyla. Halbuki
> bugünün aşklarını görse ne derdi acaba? Bugün ellerde teraziler, adeta
> gramla tartılıyor aşk. 160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi
> alınabilirmiş gibi herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak
> itaat, mutlak hâkimiyet bekliyor. Zihinlerde bir denklem var sanki.
> Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor. Ve işte o zaman bir de
> bakmışsınız ki aşk bitmiş, nefret başlıyor. Ne çabuk geçiyoruz bir
> uçtan bir uca. Sevdiği kızı başkasıyla gezdi diye bıçaklayan liseli
> öğrenciler... Eski eşlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan
> öfkeli kocalar... Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını, basit
> bir ağız dalaşıyla başlayan kavgalarda öldüren delikanlılar...
> Vaktiyle çok sevdikleri, belki de en çok sevdikleri insanları bir
> adımda, bir kurşunla harcayıverenler... Birbirinden ayrı gibi görünen
> bütün bu şiddet haberleri arasında bir ilişki var. Hepsinde ortak olan
> nokta, yoğun bir aşktan yoğun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz.
> Bir yandan şarkılar çıkıyor piyasaya, ardı ardına. Hepsi de aşk
> üzerine. Sözler benzer, iddialı. Diziler çekiliyor peş peşe. Gene
> hepsinin ana teması "büyük aşk". Ama televizyonu kapatıp kendi
> hayatlarımıza döndüğümüz anda, ne yazık ki "büyük aşk"tan anladığımız
> aslında "büyük ego". Biz elmanın da muhakkak bizi sevmesini
> bekliyoruz. Yetmiyor. Elmanın hayat boyu sadece ve sadece bizi
> sevmesini, varlığını bize adamasını, biz ne dersek harfiyen yapmasını
> istiyoruz. Biz aşkı, egomuza hizmet etmekle yükümlü bir kâhya
> bellemişiz adeta. Ve bu yüzden işte, aşktan nefrete bu kadar çabuk, bu
> kadar kolay savruluyoruz.
> Anadolu'da bugün bile anlatılan eski bir aşk hikâyesi vardır. Ben bunu
> birkaç ayrı tasavvuf sohbetinde bambaşka insanlardan dinledim. Derler
> ki, vaktiyle Siirt Tillo'da bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiş
> bir zat yaşarmış. Temiz, saf, güzel gönüllü bir genç adammış. Gel
> zaman git zaman âşık olmuş, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuş.
> Sevdiği kız da ona sevdalanmış. Evlenmişler. Mutlu seneler
> geçirmişler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiş karşısına. "Ben
> gitmek istiyorum" demiş. "Şu yolların ardında başka ne yollar var
> görmek istiyorum. Sana âşık değilim artık. Bir başkasını gördüm, ona
> aktı yüreğim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum."
> Mürit öfkeden deliye dönmüş. Aklından ilk geçen şey, karısını öldürmek
> olmuş. "Bana yâr olmayacağına göre kimselere yâr olmasın" diye
> geçirmiş içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle
> konuşmaz olmuş. Derken bir sabah şeyhini kapıda beklerken bulmuş.
> "Hakiki âşık" demiş şeyh, "sevdiği insanın mutluluğunu ister. Âşık
> kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten
> seven insan, özgür bırakır. Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak,
> can acıtmak, âşıkların tutacağı yol değildir... Düşün. Düşün de öyle
> karar ver. Ve bil ki vereceğin karar, senin gerçek sınavındır."
> İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe başlamış. Günler,
> haftalar boyu nefsi bir yana çekiştirmiş, yüreği bir yana. Sonunda bir
> sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar.
> Işık dolmuş içeri, efil efil rüzgâr. Dönmüş karısına, "Dilediğin yere
> git" demiş usulca. "Ben hakkımı sana helal ettim. Sen de bana helal
> et, öyle çık yola."
> Bu hikâyeyi ilk duyduğumda bir masal gibi dinlemiştim. Gerçek
> olamayacak kadar romantik... Ta ki böyle insanlar tanıyana kadar.
> Onların öykülerini gazeteler yazmıyor, televizyon duyurmuyor. Ama bu
> ülkede üçüncü sayfa haberlerinin atladığı "büyük aşk" hikâyeleri de
> yaşandı, yaşanıyor.
>

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap