------------------------------------------------------------------------

  Rifat Serdaroğlu :*ANADOLU ÖZ BE ÖZ TÜRK VATANIDIR*(*5*)

/"Bu topraklar sadece size ait. Sizler Anadolu’ya Malazgirt zaferiyle
yerleşmediniz. Çatalhöyük’teki arkeolojik bulgular,
sizlerin//**//*10.000 yıldan daha uzun süredir burada
bulunduğunuzu*//kanıtlamaktadır./(Nisan*2005 İstanbul*Teknik
Üniversitesi Konferans Salonu- Prof. Dr. Erich Feigl- Avusturya Devlet
Onur Nişanı Sahibi)

Bizim resmi tarihimizin büyük bir kısmı bize dayatılan, tahrif (bilerek
bozma-değiştirme) edilmiş tarihtir. Resmi tarihimiz bize Türklerin
Anadolu’ya ilk gelişlerinin*1071 Malazgirt*Savaşı ile olduğunu söyler!

Kasımpaşa Üniversitesi Bitirim Kahvehanesi Tarih masası mezunu*Erdoğan
*da*AKP*’nin*16*. Kına gecesinde aynı şeyi söyledi. Bundan böyle her sene

*26*Ağustos’ta Malazgirt’te olmamız emrini verdi!

Halbuki*1071 yılı*, Müslüman Türklerin Anadolu’ya ilk gelişlerinin
tarihidir.

Türkler milattan önce*13 bin *yılında Anadolu’ya gelip, Anadolu’nun dip
kültürünü oluşturdular.

Ön Türkler Anadolu’ya göçebe olarak değil, göçmen olarak geldiler.

Şölgen Mağarasında, Rus ve Fransız araştırmacılar tarafından bulunan
yazıtlarda, M.Ö*14000 yılında*, Türklerin Tanrının Birliğine inandıkları
ve yazıyı buldukları yazmaktadır.

Kırgızistan Saymalıtaş Vadisinde bulunan eserlerde, Türklerin tekerleği
icat ettikleri, tekerlekli sabanla tarla sürdükleri, geyik-at-köpek gibi
hayvanları ehlileştirdikleri kanıtlanmıştır.

Çoğumuz, Profesör Dr. Afif Erzen tarafından*1967 yılında*kurulan ve
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı /*"Van Bölgesi Tarih ve
Arkeoloji Araştırma Merkezini"*/ve yaptığı çalışmaları bilmeyiz!

Üniversite mezunu gençlerimizin çoğu Prof. Dr. Erich Feigl- Prof. Dr.
Justin McCarty- Tarihçi Andrew Mango- Tarihçi Normon Stone- Tarihçi
Stanford Shaw- Kazım Mirşan- Servet Somuncuoğlu- Prof. Dr. Semavi Eyice-
Ord. Prof. Ali Tanoğlu-Necdet Sümer-Haluk Tarcan gibi isimleri ve
çalışmalarını bilmezler!

Ama tamamına yakını Hırant Dink’i, Cübbeli Hoca’yı bilirler! Ne tuhaf
değil mi?

Yukarıda bir kısmını yazdığım, çoğu rahmete kavuşmuş bilim insanlarımız

Ön Türkler konusunda mevcut tarihi alt-üst edecek buluşlara imza attılar.

Ön Türkler, Anadolu’ya ilk kez M.Ö*13.000*yılında geldiler.

İstanbul Üniversitesi Senatosunun /*"Şeref Doktoru"*/, Türk Tarih
Kurumunun /*"Onur Üyesi"*/payesi ile ödüllendirilen Prof. Dr. Afif
Erzen, yıllar süren araştırmalarını Türk Tarih Kurumunun*1984
yılında*yayınladığı /*"Anadolu ve Urartular"*/kitabında bu gerçeği
bilimsel olarak ispat etmiştir.

Kazım Mirşan’ın incelediği, Doğu Anadolu’da mevcut yazı öğelerini içeren
kaya resimleri ve kaya yazıtları, rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun Orta
Asya’dan Anadolu’ya yıllar süren araştırma boyunca belirlediği on
binlerce kaya yazıtları, resimleri ve damgalar, Ön Türklerin Anadolu’ya
M.Ö*13.000*yıllarında geldiklerini tartışılmaz bir şekilde kanıtlamışlardır.

Göbeklitepe’nin tarihinin çözülmesi bize bu konuda çok şeyler anlatmaktadır.

Göbeklitepe M.Ö*12.000*yılında kurulmuştur. Göbeklitepe dikilitaşlarının
üzerine resmedilmiş çok sayıdaki hayvan figürlerinin damgaların, Türk
Dikilitaşlarındaki hayvan figürleriyle, insan figürleriyle, damgalarıyla
birebir aynı olması Ön Türklerin Anadolu’ya geliş tarihini doğrulamaktadır…

Bu gerçekler, dünya tarihini alt-üst edecek, asırlardır çarpıtılan
tarihi yerli yerine oturtacak bir gelişme olacaktır. Dikkat edilirse,
dünya basını ve tarihçiler mümkün olduğu kadar sessiz kalmayı tercih
ettiler.

Bir an için M.Ö*13000 yılına*ait bulgular Ermenileri, Yunanlıları işaret
etmiş olsaydı, tüm dünyada koparılacak yaygarayı ve bu olayın nasıl Türk
düşmanlığına dönüştürüleceğini takdirlerinize bırakıyorum…

Ön Türkler M.Ö*13000 yılında*Anadolu’ya geldiler. Peki Hıristiyanlar ne
zaman geldiler?

/*"Ben Kilikya’dan Tarsuslu bir Yahudi, ehemmiyetsiz olmayan bir şehrin
ahalisindenim. St. Paul, Resullerin İşleri, ACTS 21:39"*/

Hıristiyan Misyonerlerinin en önemlilerinden Aziz Paul Tarsus’ta doğmuş,
Kudüs’e gitmiş Hıristiyan olmuş ve Kudüs’te yapılan baskılarla yok olma
tehlikesi geçiren Hıristiyanlığın ilk kilise toplulukları halinde ortaya
çıktığı ve dünyaya yayıldığı bir köprü haline geldiği hoşgörü diyarı
Anadolu’ya M.S*46 yılında*gelmiştir. Yani Türklerden yaklaşık*13.000*yıl
sonra!

Bu gerçek, Prof. Feigl’ı doğrulamaktadır…

*1**933*yılı*Eylül *ayında Hitler zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan ve
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinin Kurucu Akademisyenleri
arasında yer alan ve*1953 yılına*kadar bilim insanı yetiştiren Prof. Dr.
Fritz Neumark’ın şu sözünün altını çizip, defalarca okumamız gerekmez mi?

/*"Tarihten Türk çıkarılırsa, tarih kalmaz! Osmanlı arşivi tam olarak
ortaya çıkarsa bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir…"*/

Büyük Atatürk,*1930 yılında*Türk Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı
kazılar sonucunda bulunan Türk Tarihi ile ilgili bilgiler karşısında,
kendi el yazısıyla şunları yazmıştır;

/"Bu memleket dünyanın beklediği, asla unutamadığı bir müstesna
mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne*7 bin *yıllık bir
Türk beşiğidir. Beşiği rüzgarlar salladı beşikteki çocuk tabiatın
yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın yıldırımlarından,
şimşeklerinden, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara
alıştı, onları tabiatın babası olarak tanıdı. Onların oğlu oldu. Bir gün
o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek oldu, yıldırım güneş oldu, Türk oldu./

/Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir…"/

Değerli Okurlar, sevgili gençler;

Tüm bunları artık tarihin derinliklerinde kalması gereken şövenist bir
yaklaşımla, kafatası milliyetçiliği anlayışıyla elbette ki yazmadım.
Fakat bizlerin de kendi tarihimizi doğru bilmemiz, emperyalist
devletlerin çıkarları uğruna çarpıttıkları alçakça bir oyunu bozmamız
gerekmez mi?

Olduğumuz gibi değil de onların istediği gibi olmaya, bu aşağılanmaya ne
kadar tahammül edeceğiz?

Bu ülkenin ekmeğini yiyen bilim insanlarının, atalarımıza bu kadar bir
hizmeti yapmaları için ellerini tutan mı var? O zaman, tek başına tüm
ömrünü Asya’dan Anadolu’ya, buradan da Avrupa’nın içlerine kadar tüm
mağaraları, kaya resimlerini, yazıtları inceleyip bizlere eşsiz tarihi
bulgular armağan eden

Rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun, Etrüsk’çeyi Ön Türk yazı dili ile
okuyabilen Kazım Mirşan’ın yüzlerine nasıl bakacağız?

Hem gerçekler niçin gizli bırakılıp,*200-300*yıllık tarihleriyle dünyaya
hükmeden modern eşkıyaların istedikleri olsun ki?

Gerçek ne ise o meydana çıksın. Tarih te yeniden ve doğru olarak yazılsın!

Ne Erdoğan’ın ne de şimdiki*TBMM*Başkanının bu olaylarla uzaktan
yakından ilgileri, bilgileri olmadığını hepimiz biliyoruz. /*"Türk
Milleti"*/demekten utananlar, /*"Bana Türk demeyin utanırım, ben
Arap’ım"*/diyen sefilleri baştacı edenler mi Türk Tarihine sahip çıkacak?

Görev sizlerindir sevgili gençler! Siz isterseniz başarırsınız!

Hiç unutmayın; Anadolu, öz be öz Türk Vatanıdır!

Sağlık ve başarı dileklerimle*18 Ağustos 2017*

Rifat Serdaroğlu

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170827234729 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz
[email protected]
2017/08/28  21:01 6  64  [email protected]

 
-- 

Hominem te memento
* * *
Sadece bir insan oldugunu unutma.

Latin Atasozu

Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) soyle dedi : Rasulullah ( Sallallahu
Aleyhi ve Sellem ) :
Kiyamet gununde bir kisi getirilir ve cehennemin icine atilir da orada
onun barsaklari derhal karnindan disari cikar. Sonra o kisi barsaklari
etrafinda degirmen eseginin donusu gibi doner. Bunun uzerine cehennem
ahalisi o kisinin basina toplanirlar da :
- Ey filan ! Senin bu halin nedir. Sen bize dunyada iyiligi emreder ve
bizleri kotulukten nehyeder degil miydin. derler.
O da :
Evet , ben size iyiligi emrederdim , fakat onu kendim yapmazdim. Yine
ben sizleri kotulukten nehyederdim de onu kendim islerdim diye cevap
verir. buyurdu.

( Buhari )
Cehennemle ilgili hadis. Sahihmis bilenler denetlesin.

ALBERT EINSTEIN : NEDEN SOSYALIZM

Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkinda
gorus bildirmesi dogru mudur?
Ben buna birkac neden yuzunden evet diyorum.
Gelin, bu soruyu once bilimsel bilgi acisindan degerlendirelim.
Ilk bakista astronomi ve ekonomi arasinda onemli yontemsel farkliliklar
gorulmeyebilir.
Her iki alanda da bilim adamlari kisitli sayidaki gorungulerin(fenomen)
aralarindaki baglantilari mumkun oldugu kadar anlasilir yapmak icin
genel kabul gorecek yasalar kesfetmeye calisirlar.
Fakat aslinda yontemsel farklar vardir.
Ekonomi alaninda genel kabul goren yasalarin kesfedilmesini zorlastiran
gozlemlenecek ekonomik gorungulerin pek cok faktorden etkilenmeleri ve
bu etkilerin tek baslarina degerlendirilememesidir.
Ayrica, -hepimizin bildigi gibi- insanlik tarihinde uygar donem in
baslangicindan bu yana edinilen deneyimler ozunde ekonomik olmayan
faktorlerden etkilenip kisitlanmistir.
Ornegin, bircok buyuk devlet sekli varliklarini fetihlere borcludurlar.
Fetheden halklar, kendilerini fethettikleri ulkenin -yasal ve ekonomik
olarak- ayricalikli sinifi yapmislardir.
Toprak sahipligini tekellerine gecirmisler ve ruhani grubu kendi
aralarindan belirlemislerdir.
Egitimi kontrol eden bu rahipler, toplumdaki sinif ayrimini
kurumlastirmislar, insanlarin bundan sonra cogunlukla bilincsizce
toplumsal davranislarini yonlendirecek bir degerler sistemi yaratmislardir.

SOSYALIZMIN GERCEK HEDEFI

Ancak tarihsel gelenek, insanligin gelismesinin dune kadar Thorstein
Veblen in yagmaci donem adini verdigi asamanin otesine hicbir yerde
gecemedigini gostermektedir.
Gozlemlenen ekonomik gercekler o doneme aittir ve onlardan turetilecek
yasalar insanligin diger donemlerine uygulanamaz.
Sosyalizmin gercek hedefi bu donemin otesine gecerek, insanligin
gelisimini yagmaci donemden daha ileri bir doneme tasimak olduguna gore,
ekonomi bilimi, mevcut haliyle, gelecegin sosyalist toplumuna cok az
i$ik tutabilmektedir.
Ikinci olarak sosyalizm, amaci toplumsal-ahlak olan yone yonelmistir.
Ancak bilim amac yaratmadigi gibi, bunlari insanlara da asilayamaz;
bilim, en fazla, amaclara ulasilmasini saglayan araclar yaratabilir.
Ancak amaclar yuce ahlaki ideallere sahip kisiliklerce kavranilirsa ve
bu amaclar olu dogmamissa, yasamsal ve guclulerse bir cok insan
tarafindan ileri tasinarak, toplumun yavas/agir evrimine yon verir.
Bu nedenlerden oturu insana iliskin sorunlarda bilimi ve bilimsel
yontemleri fazla abartmamaya dikkat etmek ve toplumun orgutlenmesini
etkileyen sorunlarda sadece uzmanlarin soz hakki oldugunu da varsaymamak
gerekir.

BIR CIKIS VAR MI?

Bir suredir cok sayida kisi toplumun bir krizden gectigini one surerek,
toplumun dengesinin ciddi olarak bozuldugunu ifade etmektedir.
Boyle durumlarda kisilerin farkli dusunmeleri, hatta ait olduklari gruba
karsi dusmanca hisler beslemeleri tipik bir davranistir.
Ne dedigimi anlatmak icin basimdan gecen bir deneyimimi aktarayim.
Gecenlerde zeki ve iyi yetismis bir kisi ile yeni bir savas tehdidini
tartisirken, boyle bir savasin insanligin varligini ciddi bicimde
tehlikeye sokacagini ve bu tehlikeyi ancak uluslarustu bir
organizasyonun onleyebilecegini soyledim.
Bunun uzerine muhatabim bana gayet sakin bir bicimde, Insan irkinin yok
olmasina niye bu kadar karsisin? dedi.
Eminim ki daha bir asir onceye kadar hic kimse boyle gayr-i ciddi bir
soylemde bulunamazdi.
Bu soylem kendi icinde bir denge saglamak icin bosuna ugrasmis ve bunu
basarma umudunu az-cok kaybetmis bir adamin soylemi idi.
Bu soylem aci veren bir yalnizligin ve tecrit olmanin ifadesidir ve bu
gunlerde cok kisi ayni aciyi cekmektedir.
Sebebi nedir?
Bir cikis var mi?
Boyle bir soruyu sormak kolay, ancak belli derecede ikna edici bir yanit
vermek zordur.
Ancak duygularimizin ve ugraslarimizin celiskili, belirsiz olduklarinin
bilincinde olarak ve onlarin kolay ve basit formullerle ifade
edilemeyecegini bilerek yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya
calisip, yanitlamayi deneyeyim.

BIREYSEL VE SOSYAL VARLIK

Insan hem tek basina yasayan hem de sosyal bir varliktir.
Tek basina yasayan bir varlik olarak kisisel isteklerini tatmin etmek ve
dogustan edindigi yeteneklerini gelistirmek icin kendisinin ve
yakinlarinin varligini koruma cabasi icindedir.
Sosyal bir varlik olarak ise, cevresindeki dostlarinin sevgisini ve
takdirini kazanmaya, mutluluklarini paylasmaya, acilarini dindirmeye ve
yasam kosullarini iyilestirmeye calisir.
Iste sadece bu cesitli, zaman zaman celiskili cabalarin varligi, insanin
ozel karakterini aciklar; bunlarin ozgun bilesimi bireyin icsel bir
dengeye erisme derecesini belirler ve toplumun esenligine katkida bulunur.
Genel olarak bu iki durtunun gorece direnclerinin kalitimla duzenlenmis
olmasi mumkundur.
Fakat nihai olarak ortaya cikan kisilik, buyuk olcude insanin gelisimi
sirasinda kendisini icinde buldugu cevre, icinde buyudugu toplumun
yapisi, o toplumun gelenekleri ve belirli davranis bicimlerinin ovulmesi
ile olusur.
Soyut toplum kavrami birey acisindan cagdaslari ile ve onceki nesillerle
dolayli dolaysiz iliskisinin toplami anlamina gelir.
Birey dusunebilir, hissedebilir, mucadele edebilir ve kendi basina
calisabilir fakat -fiziksel, entelektuel ve duygusal varligi ile-
topluma oylesine bagimlidir ki- onu toplum cercevesinin disinda dusunmek
ve anlamak imkansizdir.
Ona gida, giyecek, ev, is araclari, dil, dusunce bicimleri ve buyuk
olcude dusuncenin icerigini saglayan bu toplum dur.
Bu kucucuk toplum kelimesinin ardinda sakli, gecmiste yasamis ve bugun
yasamakta olan milyonlarca insanin emegi ve becerisidir ona hayat veren.
Dolayisiyla, bireyin topluma bagimliliginin doganin ortadan
kaldirilamayan bir gercegi oldugu kanitlanmistir.
Aynen karincalar ve arilar gibi.
Fakat karincalarin ve arilarin tum yasam sureci en ince ayrintisina
kadar kati, kalitimsal icguduler ile belirlenmisken, insanoglunun sosyal
kaliplari ve karsilikli iliskileri son derece degiskendir ve degisime
aciktir.
Hafiza, yeni birlesimler olusturma kapasitesi, sozel iletisim kurabilme
ustunlugu insanoglunun biyolojik zorunluluklarinin buyurmadigi
gelismeler saglamasini mumkun kilmistir.
Bu gelismeler kendilerini edebiyatta, bilimsel ve teknik basarilarda,
sanat eserlerinde, gelenekler, kurumlar, orgutler olarak gosterir.
Bu bir anlamda insanin kendi yasamini kendinin nasil yonettigini ve bu
surecte bilincli dusunme ve istemenin nasil bir rol oynadigini aciklar.

DEGISKENLER-DEGISMEZLER...

Insanoglu dogustan, kalitimsal olarak, insan turunun karakteristigi olan
dogal istekleri de iceren, sabit ve degismez olarak niteledigimiz
biyolojik bir bunyeye sahiptir.
Buna ek olarak, yasam suresi icinde, iletisim ve baska etkiler
araciligiyla yasadigi toplumdan kulturel bir bunye edinir.
Zaman icinde degisime acik olan ve bireyle toplum arasindaki iliskiyi
buyuk olcude belirleyen iste bu kulturel bunyedir.
Modern antropoloji bize ilkel denilen kulturlerin karsilastirmali olarak
incelenmesi yoluyla, insanoglunun sosyal davranislarinin gecerli
kulturel kaliplara ve topluma egemen olan orgut tiplerine bagli olarak
cok buyuk degi$iklikler gosterdigini ogretmistir.
Iste insan turunu iyilestirme mucadelesi verenlerin umutlarinin dayanagi
sudur: Insanlarin birbirlerini mahvetmek istemelerinin ya da zalim,
kendi kendine kasteden kaderin ocagina dusmus olmalarinin nedeni
biyolojik bunyeleri degildir.
Yasami olabildigince doyurucu kilabilmek icin toplum yapisinin ve
insanin kulturel yaklasiminin nasil degistirilmesi gerektigini kendimize
sorarsak, degistiremeyecegimiz bazi kosullarin varligi gerceginin
surekli bilincinde olmamiz gerekir.
Daha once de belirtildigi gibi insanin biyolojik yapisi, nereden
bakilirsa bakilsin degismez.
Ustelik son birkac yuzyilda yasanan teknolojik ve demografik gelismeler
kalici durumlar yaratmistir.
Varliklarinin devami icin vazgecilmez sayilan urunlerle, nufusun gorece
yogun oldugu yerlerde, asiri ayrintili bir isbolumu ve son derece
merkezi bir uretim aygiti mutlak zorunluluk haline gelmistir.
Bireylerin ve nispeten kucuk topluluklarin tamamen kendine yeterli
olduklari, geri donup baktigimizda son derece huzurlu gorunen zaman
sonsuza dek yitip gitmistir.
Insanoglunun artik bir uretim ve tuketim gezegeni olusturdugunu
soylersek fazla abartmis olmayiz.

CAGIN OZU

Cagimizin ozunu bana gore neyin olusturdugunu kisaca belirtebilecegim
bir noktaya simdi varmis bulunuyorum.
Bu toplumla bireyin iliskisi ile ilgilidir.
Birey topluma olan bagimliliginin gecmiste olmadigi kadar bilincindedir.
Ama bu bagimliligi organik bir bag, koruyucu bir guc, olumlu bir varlik
olarak gormek yerine, daha cok dogal haklarina hatta iktisadi varligina
karsi bir tehdit olarak algilamaktadir.
Dahasi toplumdaki konumu oyle bicimlenmistir ki, yapisinin egoistce
suruklenisi surekli vurgulanmakta, dogal olarak daha zayif olan sosyal
yapisi gittikce bozulmaktadir.
Toplumdaki konumlari ne olursa olsun tum insanlar bu bozulma surecinde
rahatsiz olmaktadirlar.
Kendi egolarinin mahkumu olduklarini bilmeksizin, kendilerini guvensiz
ve yalniz, yasamin basit, sade, dogal tadindan yoksun kalmis hissederler.
Insan kisa ve cetin de olsa yasamin tadina varabilir, yeter ki kendini
topluma adasin.
Bugunku haliyle kapitalist toplumun iktisadi anarsisi bence belanin asil
kaynagidir.
Onumuzde bireylerinin, birbirlerini kolektif emeklerinin meyvelerinden
yoksun birakmak icin yilmadan -zor kullanarak degil fakat yasalarla
belirlenmis kurallarin tumune gonulden uyarak- ugrastigi dev bir
ureticiler toplulugu gormekteyiz.
Bu baglamda uretim araclarinin -yani tuketim mallarini ve buna ek olarak
yatirim mallarini uretmek icin gereken tum uretim kapasitesinin- yasal
olarak ve cogu kez bireylerin ozel mulkiyetlerinde oldugunun onemini
kavramamiz gerekir.
Konuyu basitlestirmek icin, asagidaki anlatimda uretim araclarinin
mulkiyetini paylasmayan herkesi isci olarak adlandiracagim, bu terimin
yaygin kullanimina tam olarak denk dusmese de.
Uretim araclarinin sahibi, iscinin isgucunu satin alabilecek durumdadir.
Isci uretim araclarini kullanarak kapitalistin mali haline gelecek yeni
mallar uretmektedir.
Her ikisi de gercek deger uzerinden olculmek uzere, iscinin urettigi ile
ona odenen arasindaki iliski bu surecin esas noktasidir.
Is sozlesmesi serbestce belirlendigi surece, isciye yapilan odemeyi
belirleyen urettigi malin gercek degeri degil, iscinin asgari
gereksinimleri ve is icin rekabet eden isci sayisina iliskin olarak
kapitalistlerin isgucune ihtiyaclaridir.
Teoride bile isciye yapilan odemenin urunun degeri tarafindan
belirlenmediginin anlasilmasi onemlidir.

KAPITALIZMIN YASASI

Kismen kapitalistler arasindaki rekabet ve kismen teknolojik
gelismelerin ve artan isbolumunun daha buyuk uretim birimlerinin
kucuklerin yerini almasini saglamasi sonucunda, ozel sermaye az sayida
elde yogunlasmaktadir.
Bu gelismelerin sonucunda, demokratik olarak orgutlenmis bir siyasi
toplumda bile etkin olarak denetlenemeyecek devasa bir guce sahip ozel
sermaye oligarsisi olusur.
Bu boyledir cunku yasama organlarinin uyeleri, nereden bakilirsa
bakilsin secmenle yasama organinin birbirinden ayiran ozel sermaye
tarafindan buyuk olcude finanse edilen ya da baska sekillerde etki
altina alinan siyasi partiler tarafindan secilir.
Bunun sonucunda halkin temsilcileri gercekte nufusun temel haklardan
yoksun kesimlerinin cikarlarini yeterince koruyamazlar.
Ustelik, mevcut kosullar altinda, ozel kapitalistler kacinilmaz olarak
temel bilgi edinme kaynaklarini (basin, radyo, egitim) dogrudan ya da
dolayli olarak denetlerler.
Dolayisiyla, bir vatandasin bireysel olarak nesnel yargilara varmasi ve
siyasi haklarini akillica kullanmasi hayli zor hatta cogu zaman imkansizdir.
Sermayenin ozel mulkiyetine dayali ekonomilerde egemen olan durum iki
ana ilke ile nitelendirilir: Birincisi, uretim (sermaye) araclarinin
ozel mulkiyetidir ve mulk sahipleri bunu diledikleri gibi kullanirlar;
ikincisi serbest is sozlesmesidir.
Bu anlamda tabii ki saf kapitalist toplum diye bir sey yoktur.
Iscilerin uzun ve aci siyasi mucadeleler sonucu, bazi kategorilerde
serbest is sozlesmesi nin iyilestirilmis bir bicimini saglamayi
basardiklarini ozellikle belirtmek gerekir.
Ama butun olarak ele alindiginda bugunku ekonomi saf kapitalizmden fazla
farkli degildir.
Uretime kar icin devam edilir, kullanim icin degil.
Calisabilecek durumda olan ve calismak isteyen herkesin is bulacaginin
bir garantisi yoktur.
Hemen hemen herdaim bir issiz ordusu vardir.
Isci her zaman isini kaybetme endisesi tasir.
Issiz ve cok dusuk ucret odenen isciler karli bir pazar olusturmadiklari
icin tuketim mallarinin uretimi sinirlidir ve sonuc mesakkatlidir.
Teknolojik ilerleme cogu zaman isin zorlugunu hafifletmek yerine daha
fazla issizlige neden olur.
Kar gudusu, kapitalistler arasindaki rekabetin durumuna gore gittikce
daha fazla derinlesen bunalima yol acan sermaye birikiminin ve
kullaniminin istikrarsizligindan sorumludur.
Sinirsiz rekabet, emegin cok buyuk olcude heba olmasina ve daha once de
sozunu ettigim gibi bireylerin sosyal bilinclerinin sakatlanmasina yol acar.
Bana kalirsa kapitalizmin en buyuk kotulugu bireylerin sakatlanmasidir.
Tum egitim sistemimiz bu beladan muzdariptir.
Gelecekteki kariyerine hazirlanmak icin acgozlu bir bicimde basariya
tapmak uzere egitilmis ogrenciye abartili bir rekabetci yaklasim asilanir.

BELADAN KURTULMANIN TEK YOLU: SOSYALIZM

Ben bu korkunc beladan kurtulmanin tek yolu olduguna eminim.
Bu yol, toplumsal hedefler dogrultusunda yonlendirilmis bir egitim
sisteminin eslik ettigi sosyalist ekonominin insasidir.
Boyle bir ekonomide toplumun kendisi uretim araclarinin sahibidir ve
uretim araclari planli bir tarzda kullanilir.
Uretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planli bir ekonomi isi
calisabilir durumda olanlara dagitir ve erkek, kadin, cocuk herkesin
gecimini garanti eder.
Bireyin egitimi, dogustan sahip oldugu yeteneklerin gelistirilmesinin
yaninda, gunumuz toplumundaki guc ve basarinin yuceltilmesi yerine,
bireyin icinde cevresindekilere karsi sorumluluk hissi gelistirmeyi
hedefler.
Yine de planli ekonominin henuz sosyalizm olmadigini unutmamak gerekir.
Boylesi bir planli ekonomiye bireyin tamamen kolelesmesi eslik edebilir.
Sosyalizmin basarisi son derece zor bazi sosyo-politik sorunlarin
cozulmesini gerektirir.
Siyasi ve ekonomik gucun merkezilesmesinin yarattigi etki alaninin
genisligi gozonune alindiginda burokrasinin mutlak gucunu ve kendini
begenmisligini engellemek nasil mumkun olacaktir?
Bireyin haklari nasil korunacak ve burokrasinin gucunu dengeleyecek
demokratik bir karsi-guc nasil saglanacaktir?
Yasadigimiz bu gecis surecinde sosyalizmin hedef ve sorunlarinin netligi
cok onemlidir.
Mevcut kosullarda, bu sorunlarin ozgurce ve engelsiz tartisilmasi guclu
bir tabu haline geldigi icin, bu derginin cikarilmasinin onemli bir kamu
hizmeti oldugunu dusunuyorum.

ALBERT EINSTEIN


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/


BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo





 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap