------------------------------------------------------------------------

  DEVRİMCİ YOL’UN ÖNEMLİ İSİMLERİNDEN İNÖNÜ ALPAT, KENDİ İNTERNET
  SİTESİNDE /*"SOLU KÖKSÜZ, VATANI SOLSUZ BIRAKMAK"*/ BAŞLIKLI BİR YAZI
  KALEME ALDI.

*02.08.2017*

Devrimci Yol’un önemli isimlerinden İnönü Alpat, kendi internet
sitesinde /*"Solu köksüz, vatanı solsuz bırakmak"*/ başlıklı bir yazı
kaleme aldı. Atatürk heykeline saldırılara değinen Alpat,*1966*’da
Atatürk heykeline saldırı olduktan sonra heykellerin önündeki ilk nöbeti
Mahir Çayan’ın başkanlığındaki*SBF* Fikir Kulüpleri’nin tuttuğunu belirtti.

Alpat yazısına Atatürk heykeline yönelik saldırılara değinerek başladı.
Yazısında/*"Dün Siverek’te bir gerici, elindeki orakla Atatürk heykeline
saldırdı. Bu kaçıncı saldırı, bilmiyorum. Kayıtlarda, ilk saldırının
1966’da İzmir’de yaşandığı yazılı. Bir gerici, 1 Nisan 1966’da
Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykelinin önünde önce namaz kıldı,
sonra elindeki baltayla heykele vurmaya başladı"*/ diyen Alpat şöyle
devam etti:

*"1966* yılında Adalet Partisi tek başına iktidardadır. Nurcuların
korunup kollanmaya başladığı dönemdir. Sağ iktidarlarla Nur Cemaati
arasındaki gözle görülür ilişkiler Demokrat Parti döneminde başlamış,
takip eden sağ parti iktidarlarında artan bir ivmeyle devam etmiştir.
Öyle ki kamu kaynaklarının, hani şimdilerin popüler ifadesiyle,*'parsel
parsel'* peşkeş çekilmeye başlaması bu döneme denk gelir. Kamuya ait
uçsuz bucaksız verimli araziler Nur Cemaatinden ağalara verilir.
Nurcular ve sağ iktidarlar birbirlerine yaslanarak güçlenir. İlk
saldırının bu döneme denk gelmesi tesadüf değildir.

Dincilere yaslanarak büyüyen ve dincileri büyüten bir iktidar döneminde,
bir gericinin Atatürk heykeline saldırması doğrudan iktidar şımarıklığı
ile ilgilidir. Dikkat edilmelidir ki, bu tür saldırılar çoğunlukla
siyasal İslam’ın büyüdüğü dönemlerde yaşanmıştır. Haliyle bu işlerin
birinci derecede sorumlularından Süleyman Demirel’in gazetecilerin
İzmir’deki saldırıyla ilgili sorusu üzerine,*'bu bir zabıta vakasıdır'*
diyerek olayı önemsizleştirmeye çalışmasını ve sağ basının saldırganı
vazifeli gibi*'meczup'* ilan etmesini yabana atmamak lazımdır."


    /*"ANKARA’DAKİ İLK NÖBETİ MAHİR ÇAYAN’IN BAŞKANLIĞINDAKİ…"*/

Demokrat Parti dönemine de değinen Alpat yazısında şu ifadeleri kullandı:

"Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden itibaren Türkiye sağı,
Cumhuriyet’ten duyduğu rahatsızlığı dönem dönem Atatürk’e saldırarak
göstermiştir. Son dönemde Atatürk’ün sadece heykellerine değil
fikirlerine dönük saldırıların ve hatta kişiliğini itibarsızlaştırma
girişimlerinin yoğunlaşması, tıpkı*60*’lı yıllardaki saldırılar gibi
tesadüfle açıklanamaz. Gericiler iktidardadır; kendi ifadeleri ile
Cumhuriyet’le tarihi hesaplaşma başlamıştır. Küstahlığın, şımarıklığın,
hadsizliğin nedeni budur.

Mevzunun sadece Atatürk’le alakalı olmadığını söylemek bile gereksizdir.
Yaşam alanlarımız hadsiz saldırı altındadır. Özgürlükler, bilimsel ve
laik eğitim, kadın hakları, temel insan hakları gericilerin gelecek
tahayyülüyle uyumlu olacak şekilde ortadan kaldırılmaktadır.

*1966*’daki saldırıdan bu yana*50 yıl* geçmiştir. Bu zaman zarfında, Köy
Enstitüleri’nin kapatılmasından Kanlı Pazar’a,*6-7* Eylül’den Maraş
katliamına bu ülkenin başına gelen bütün kötülüklerin toplamı, karşımıza
Anadolu sağının ideolojik-kültürel gerçekliğini çıkartmaktadır.

Siverek’te Atatürk heykeline yapılan saldırı ile aynı gün bir kadının
giyimi nedeniyle İstanbul Maçka Parkı’nda dışarı çıkarılması arasındaki
ilişki gericiliğin, bu ülkenin değerlerine ve toplumsal-siyasal
kazanımlarına nokta atışlara devam ettiğini göstermektedir.

Gösterdiği asıl önemli şey ise, gericilerin köklerine sarıldığı,
geleneklerine sahip çıktığıdır.


      Peki biz ne yapıyoruz?

Tam da bu noktada, kendimize bakabiliriz. Peki biz ne yapıyoruz?

İlk yaptığımız şu: Tarihimizin işimize gelmeyen sayfalarını yok
sayıyoruz. Örnek mi?

İzmir’de bir gericinin Atatürk heykeline saldırması devrimcilerin
tepkisine neden olmuş, İzmir, Ankara, İstanbul’da bulunan Atatürk
heykelleri önünde*'Atatürk’e bağlılık nöbeti'* başlamıştır. Ankara’daki
ilk nöbeti, Mahir Çayan’ın başkanlığındaki*SBF* Fikir Kulübü tutmuş,
heykel önünde yapılan basın açıklamasında ise şu görüşlere yer verilmiştir:

‘*Büyük kurtarıcı Atatürk’*ün büstüne saldıran, yeşil bayrak isteyen
gerici, korkunç zihniyet*AP* döneminde tekrar hortladı. (…) Çirkin
politikacı, yurtsevmez politikacı yıllardır Atatürk ilkelerine dil
uzatmış, karşı çıkmıştır. Ve yıllardır bu yurtsevmezlere dur diyen
çıkmamıştır. Ve nihayet bu korkunç düşünce, ilerici güçlerin potansiyeli
olan yüce Ata’nın büstüne saldırmıştır. Biz, bu çirkin saldırılara araç
olan uyutulmuş zavallı kişilere değil, bu anlayışın bilinçli, çıkarcı
sözcülerine sesleniyoruz. Kuvvetini Atatürk devrimlerinden alan bir
gençlik örgütü olarak biz,*SBF* Fikir Kulübü, tüm bu yurtsevmez
hareketin karşısında sonuna dek direneceğiz ve Ata’nın büstüne kadar
uzanmaya cüret eden ellerinizi kıracağız.’"


    *68 TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN MUSTAFA KEMAL YÜRÜYÜŞÜ*

/*"Örnek mi? Devam edelim."*/ diyen İnönü Alpat*68 kuşağının* en önemli
eylemlerinden biri olarak kabul edilen Samsun’dan Ankara’ya Tam Bağımsız
Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü’yle alakalı şöyle yazdı:

"Aralarında Deniz Gezmiş, Hüseyin Cevahir, Cihan Alptekin’in de
bulunduğu*24 devrimci* genç,*30 Ekim 1968*’de Samsun’dan Ankara’ya
yürüyüş başlattı. Yürüyüşün ismi,*'Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa
Kemal Yürüyüşü'*ydü. Başlangıcından itibaren pek çok engelle, saldırıyla
karşılaşan yürüyüş*10 Kasım*’da Ankara’da Anıtkabir’de sona erecekti.


      Kamuoyuna, yürüyüşün amacı şu satırlarla açıklanıyor:

‘*1919’*da başlayan Mustafa Kemal devrimi kendisinden sonra gelen
yöneticiler tarafından amacından saptırılmış, cumhuriyetin bütün
kurumları yozlaştırılmıştır. Bugün Türkiye’miz dünyada ilk
antiemperyalist ve antikapitalist devrimi gerçekleştiren Mustafa Kemal’e
rağmen yabancıların desteklediği karşıdevrimcilerin etki alanına
girmiştir. Biz Mustafa Kemal gençliği olarak, saptırılan devrimi rayına
oturtmaya azimliyiz, kararlıyız. Bugün başlayan yürüyüşün amacı budur.’

Yürüyüşle ilgili kendisine soru sorulan zamanın başbakanı Süleyman
Demirel tarihe geçecek şu ünlü sözü söyler:*'Yollar yürümekle aşınmaz.'*
Yani,*1966*’daki gibi olayı itibarsızlaştırma gayreti içindedir.

Mevzu Mustafa Kemal Atatürk’e saldırı olduğu için başka örneklere gerek
bulunmuyor. Bilinmeli ki, tarihimizin her bir sayfasında sahip
çıkacağımız onlarca örnek bulunmaktadır. Sadece siyasal pratik örnekleri
değil, bugüne de ışık tutacak pek çok ideolojik-politik tahlille
karşılaşmak mümkün tarihimizde.

Örneğin, kamuoyunda*'Doğu sorunu'* olarak tanımlanan*'Kürt sorunu'*
başlığıyla ilk kullanan solcunun Doğan Avcıoğlu olduğunu ve onun bu
konudaki yaklaşımını yok saymanın, insanın ayaklarını yerden keseceğini
bilmemiz gerekir. Açıkçası bugünkü halimiz biraz da buna benzemektedir."


    /*"ANADOLU’NUN TERTEMİZ İNSANLARINI KÜSTÜRDÜK"*/

Alpat özeleştiri de yaptığı yazısını şöyle sürdürdü:

"Yine örneğin, Kürt sorunu bağlamında liberaller ve Kürt siyaseti
tarafından*'mahkûm'* edilen Türkiye solunun önemli deneyimlerinden
olan*TİP*’in, programında yer alan Kürt sorunuyla ilgili bölüm nedeniyle
kapatıldığını atlayarak, sol tarihi değerlendirmeye kalkmanın,
insanı*'yoldan çıkaracağını'* da unutmamak lazımdır. Açıkçası bugünkü
halimiz biraz da buna benzemektedir. Eklemeliyiz ki,*TİP*’in
kapatılmasına neden olan madde,*'ulusalcı'*,*'Kemalist'*
diyerek*'mahalle dışına'* itilmek istenen*68 kuşağı* devrimci
gençlerinin basıncıyla programa dahil edilmiştir.

Elbette,*68 kuşağı* devrimcileri sadece Kemalizm ile ilgili değil, Kürt
Sorunu da dâhil olmak üzere memleket ve dünya sorunlarına ilişkin
okumuş, tartışmış, kendini geliştirmiştir. Aksi mümkün değildir
zaten.*1970*’li yıllardaki devrimci hareketler de öncüllerinin teorik
tespitlerini baz alarak teorik çerçevesini netleştirmiş, günün
şartlarıyla zenginleştirmiştir. Aksi mümkün değildir zaten.

Vurgulamak lazım ki, teorinin kat ettiği mesafe, sosyalistlerin temel
kabullerinin de gelişmesine vesile olmuş, Türkiye devrimci hareketinin
ana gövdesi, emperyalizm, kapitalizm, faşizm ve gericilik karşıtlığından
ödün vermeden, aydınlanmacı, özgürlükçü, eşitlikçi, bağımsızlıkçı yönünü
görünür kılarak rüştünü ispat etmiştir.


      Ta ki,*90*’lı yıllara gelene kadar.

*12 Eylül *karanlığının yırtılmaya başladığı, solun yeniden örgütlenme
çabası içine girdiği*90*’lı yıllar ne yazık ki, solun ideolojik-politik
köklerinden koptuğuna, temel kabullerinden uzaklaştığına, militan
mücadele tarzını terk ettiğine tanık olmaya başladı. Elbette bunda,*12
Eylül *yenilgisinin yarattığı tahribat ve sosyalizmin inandırıcılığını
yitirmesinin etkisi vardı. Ancak asıl sorun, solu içine düştüğü açmazdan
çekip alacak politik iradenin, bir başka deyişle politik liderliğin
yokluğuydu. Aksi olsaydı, fikri ve kadrosal düzeyde solun ana hattına,
yoksul halkın sorunlarını ve sosyalizmin temel kabullerini
bulaştırmayıp, hattın etnik, kültürel, kimliksel vb.*'sınıf dışı'*
konuların egemenliğine terk edilmesine yol açan*'sol'* programlara set
oluşturulurdu.

Neydi bunun sonuçları? Bugünkü halimiz işte.

Anadolu’nun ilerici, devrimci, aydınlanmacı, Cumhuriyetçi değerlerinden
ve bu değerleri savunan geniş kitlelerden, yani devrimcilere kapısını,
sofrasını, kalbini açan insanlardan uzaklaştık.

Onların sahici sorunlarını, samimi hassasiyetlerini görmezden geldik,
dudak büktük, hatta*'ulusalcı refleks'* deyip mahkûm ettik. Neydi
bunlar? En başta laiklik.

Laiklik, şeriat, gericilik gibi kavramları,*'ulusalcı paranoya'* olarak
tanımladık. Biz*'Kemalizm'* ile derin tahlillere dalmışken, Mustafa
Kemal Atatürk sevgisiyle yoğrulmuş Anadolu’nun tertemiz insanlarını
küstürdük.

Kendi ülkesinin bayrağı ile*'kavgalı'* başka bir sol var mıdır
bilmiyorum ama yazının görseli olarak Devrimci Yol’un düzenlediği
etkinlikteki fotoğrafın kullanılması,*'kavgaya'* gerek olmadığını
belirtmek içindir.

Bu zaman zarfında başka başka şeyler de oldu tabii. Yoksullardan
uzaklaşmak, inandırıcılıktan uzaklaşmak, antiemperyalizmden uzaklaşmak
gibi… Ancak bunlar yazının ilgi alanında değil.

Nihayetinde, tam da gerici egemenlerin istediği gibi köksüz kaldık.

Dilimin döndüğünce defalarca yaptığım çağrıyı, bu kez de Siverek’te
Atatürk heykeline, aslında laikliğe, yapılan saldırı vesilesiyle
tekrarlamak istiyorum:

Solu köksüz, vatanı solsuz bırakma*'operasyonuna'* direnmek için geç değil.

Direnelim."

Odatv.com

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170802180742 Oraj Poyraz At [email protected]
[email protected]
2017/08/03  07:00 6  64  [email protected]

 
-- 

Degisime karsi cikan cagin nabzini tutamayan statukonun kibirli
mensuplari artik halki ikna edememektedir

Hasim KILIC, Anayasa Mahkemesi Baskani

Muslumani dunyevilestirmek, ona yapilacak cok buyuk bir zulumdur.
Cunku dunyevilesmek, yavas yavas sinsice farkinda olmadan kufre ve ebedi
felakete goturur.

Mehmet Sevket Eygi
Murtecilerin cok sevdigi ve onemsedigi fikir adami.

Merkezi Erivan olan Ermeni Cumhuriyeti ne karsi dostca olmayan hicbir
niyetimiz yoktur....
Bu yeni devletteki Ermeniler, Ermeni mufreze kumandaninin emirleriyle,
Musluman unsuru imha etmek uzere faaliyette bulunuyorlar.
Bu emirlerin suretlerini gozlerimizle gorduk.
Erivan daki Ermenilerin, Muslumanlarin imha siyaseti guttukleri ve bu
kanli vahset dalgasinin sinirlarimiza kadar genisledigi, sinirlarimizin,
obur taraftan, olumden kacan sayisiz Muslumanla dolu olmasiyla da teyit
edilmis oluyor.
Ingilizler, bu hareketlerin cereyani esnasinda, bir yandan Ermenilerin
Muslumanlara karsi tutumlarini tesvik ettiler, hatta onlari bu konuda
kiskirttilar, diger taraftan Ermenilerin tecavuzlerini bize sayip
doktuler ve bunlari tahammul edilemez hareketler olarak nitelediler ve
bu komsu devlete saldirarak misillemede bulunmaya bizi zorladilar.
Fakat biz hakikatin kendini gostereceginden emin olarak Ermeni
tahriklerine tahammul ettik ve Ingilizlerin ofkelerini fark etmemis
gorunduk.
Hakikaten, bizi Ermenilere saldirmaya tesvik eden ve bu sekilde kendi
boluklerini o topraklara gonderebilmelerini saglayacak bir ortam
yaratmayi planlayan Ingilizlerin tutumlarini meydana cikarabilecegimizi
dusunduk.
Ingilizlerin butun bu manevralari, Kafkasya yi bosaltmalari
mecburiyetini hissettikten sonra, onlarin subay ve temsilcileri
tarafindan baslatildi.
Erzurum ve Van daki Muslumanlarin ve bilhassa sinir bolgelerinde
yasayanlarin; Ermenistan da cereyan eden katliama dair her gun aldiklari
haberler ve olumden kacan ve aglanacak vaziyette olan multecilerin
manzarasi karsisinda, buyuk heyecana kapilmalari cok normaldir.

(24 Eylul 1919)
K.ATATURK


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/


BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo





 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap