------------------------------------------------------------------------

  NİHAT GENÇ : ALLAH ALLAH DEYİP SİPERE YATMIŞSINIZ AMA DÜŞMANI HALA
  GÖRMÜYORSUNUZ

*CHP* vekili Mustafa Balbay*TBMM* kürsüsünden bağırdı:

*‘Ege’**de**15 ada**Lozan’a rağmen Yunan işgalindeyken, sen Katar’a
beş**bin **asker gönderiyorsun?’*

Vatan toprağı işgal altında, kimse kalkıp hadi Yunan’la savaşalım
demiyor, ancak, Katar’a asker göndermenin saçmalığını da gözümüzün
önündeki bu örneklerle anlatabilmeliyiz.

Vatanseverlik out, Yatırımseverlik in.

Katar bir devlet değil sadece bir *‘servet ve zenginlik’*.

Abbasiler de zenginlik şatafat içinde yüzerken, birden ne olduysa, Türk
askerlerine ihtiyaç duydular. Türk askerlerini *‘kiralamaya’*
başladılar. Bölgeye o kadar Türk askeri geldi ki çok geçmeden *‘köle’*
Türk ve Çerkes askerler Mısır’da Memluklular devletini kurdu.

O yüzyılda zenginlik için petrol yoktu *‘ticaret yolları’* vardı.


    *HAÇLI KİM KAFİR KİM*,*İTTİFAKLAR MÜTTEFİKLER*

Öyle bir dünyaya düştük ki tüm dünyada teröre kırk uzun yıl ve en çok
finans desteği veren Suudi Arabistan, bugün, kim terörist kim değil,
liste yayınlıyor, karar veriyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, İkiz Kuleler’e yapılan saldırılarda
ölenlerin yakınları sıraya girmiş hepsi Suudi Arabistan’dan tazminat
talep ediyor, yani Suudlar *‘tescilli’*. El Kaide, dünyada üstüne en çok
kitap yazılan terör örgütü, kuruluşu büyümesi dünyanın başına bela
olması, ilk günden beri finans desteği Suudi Arabistan’dan, *‘tescilli’*.

Düşman kim terörist kim, artık her şey karışık!

Henüz bir yüzyıl önce bu topraklarda gavur kim haçlı kim kafir kim,
topraklarımıza saldıranlar kim, işgalciler kim, sömürenler kim,
tartışmasız şeksiz şüphesiz bilinirdi.

Şimdi, haçlı kim kafir kim, ittifaklar müttefikler, dostlar-düşmanlar
hepsi karışık.

Türkiye ve İslam dünyası *‘modern çağ’*da düşmanını biliyordu, ama
artık, çok uzun zamandır *‘post-modern’* çağa girdik, artık *‘zamanlar’*
yerinden oynadı, düşmanlar karıştı.

Müslüman uygarlığı çoktan gitti yerine serveti zenginliği finans gücü
olan etnik-mezhebi gruplar ve yatırım ortaklıkları geldi.

Dinin yerini çoktandır sahte ruhani gruplar cemaatler aldı,*FETÖ* de
bunlardan biri, Müslüman Kardeşler örgütü de bunlardan biri.

Hepsi paranın servetin gücüyle *‘gerçeklikten’* uzaklaşmayla başladı.

Zenginlik, hipnoz ve uyuşturucunun ta kendisi, sahte bir kendine güven
inşa ediyor, ajanlarla düşmanla işbirliğine rahatlıkla utanmadan
girebiliyorlar.

Borsa, faiz, bankalar, rakamlar, sanal ekonomi, gerçek ekonominin yerini
aldı.

Üretemeyen tarlası-fabrikası olmayan topraklar, halkı olmayan, basını
olmayan, direnci olmayan, askeri dahi olmayan ülkeler dünya siyasetine
bela oldu.

İmanda kardeşlikte ahlakta ilerleyen yok, büyüyen tek şey *‘düşmanlık’*.

Artık içlerine artık birbirlerine artık herkes herkese *‘düşman’*.

Düşmanlık öyle derin duygu ki, meczup mucitler gibi şu dışarıdan
elektrik almadan kendi kendine çalışan makineler gibi, hiç bitmeyen
düşmanlık.

Dışarıdan elektrik almıyor, bir sebebi yok, tahrike kışkırtmaya bir
sebep de yok, ve ama, düşmanlık büyüdükçe büyüyor.

Demek ki içinde bir kin bir nefret var, tıpkı intihar bombacısı tıpkı
terörist gibi, ama, düşmanı bilmiyorsun, nereye kime saldıracağını neden
kan dökmekte olduğunu bilmiyorsun.

Çünkü İslam devletleri siyasetçisinden sıradan insanına kadar içindeki
sert vahşi yıkıcı duyguları *‘boşaltamıyor’*, sanatla bilimle üretimle
tiyatroyla sinemayla kişiliğiyle mesleğiyle hayatın hiçbir anında
duygusal boşalma (katarsis) yaşayamıyor. Çünkü sansür ve yasaklar
yüzünden kişiliğini kimliğini insanlığını ifade edemiyor.


    *DÜŞMAN TARİFİNİ YANLIŞ YAPA YAPA ORTADA MÜSLÜMAN DENİLECEK ÜLKE
    KALMADI*

Modern toplumda her insanın içinde sinemayla şiirle bilimle mesleki
meşguliyetiyle içindeki yıkıcılığı kini pisliği tiksintileri boşalttığı
bir çöp kovası olur.

Suud kralından Fas’a teröristine içindeki yıkıcılığı boşaltacak çöp
kovaları İslam Dünyası’nda hiç yok.

Doğulu batılı hepimiz insanız ve ilk çağdan beri bedenimizde
*‘yıkıcılık’* taşıyoruz, hayatın kuralı devletin kuralı, eğitimin
kuralı, herkes bir *‘düşman’* tarifi yapar.

Milli güvenlik kurulları da düşman tarifi yapar, milli eğitim
bakanlıkları da yazarları da düşman tarifi yapar.

Düşman, cehalettir beceriksizliktir sansür ve yasaklardır.

Düşman tarifini yanlış yapa yapa ortada İslam Müslüman denilecek ülke
kalmadı, insan kalmadı, toprak kalmadı, din kalmadı.

Kurtlarımızı dökmek deyimi halk arasında meşhurdur,
sanat-oyun-meşguliyet-eğlence yerleri bulamayanlar kurtlarını dökemez,
düşmanlarını büyütür ve düşmanlarına odaklanarak bitmeyen kan
davalarının önünü açar.

Duygularını boşaltamayan insanlar bütün yıkıcı duygularını tek bir öfke
tek bir nefret nesnesine nişanlamaya başlar, işte*IŞİD*’ciler, işte Arap
ülkeleri.

Biz dünyalılar içimizdeki yıkıcı nefreti şüphesiz yok edemeyiz ama
terbiye edebiliriz, kanalize edebiliriz, estetize edebiliriz.

Kahvede düzenli kağıt oynayanlar bilir, yirmi yıl aynı arkadaşlar aynı
kağıt oyununu oynar, birbirlerinin huyunu suyunu her şeylerini bilirler,
buna rağmen, kağıt oyununda birbirleriyle kavga ederler, çünkü hayat
içimizde her doğan gün nefret kin yıkıcılık biriktirir.


    *İRANLILARLA DALGA GEÇMEYİ BECEREBİLSELER SAVAŞMAYI BU DENLİ
    KUDURMUŞLUKLA İSTEMEZLERDİ*

Yoksul alt kesimlerden gelen gençlerin çok daha başarılı bilim adamı
sanatçı sporcu olmasının sebebi de budur, çok kuvvetli yıkıcı negatif
enerjisini bir şekilde bilime sanata spora dönüştürür. Bilimi sanatı
sporu kapatırsan bu gençlerin yıkıcı enerjileri intihar bombacısı olur,
terörist olur.

İslamcı iktidarımız on beş yıldır siyaseten mezhebi etnik ve iç barışı
bozan çok yanlış düşmanlar inşa etti, öfke nöbetleriyle gaza galeyana
getirip bir neslin enerjisini çöpe attılar.

Nefretinin zevkiyle yaşayan bu nesiller galeyan ve linç anlarını
festival neşesiyle yaşadılar, tıpkı Suud Kralı gibi, Trumpla kılıç dansı
yapıyor, savaş naralarını bir düğün eğlencesi gibi türküler eşliğinde
atıyorlar.

Mesela yıkıcı enerjiyi en iyi estetize eden karikatürüstlerdir, iç
çatışmanın gazını almakta üstlerine yoktur, buyurun İslam ülkelerine,
tek bir mizah sanatçısına izin yoktur.

Alayı dalgayı geyiği mavrayı bilmeyen yüz milyonlarca Müslüman genç,
İslamcılar’ın mizahı beceremeyişleri kendi halkları kendi devletleri
için katmerlenmiş infilaki bir yıkıma dönüşüyor. İranlılarla inceden
dalga geçmeyi becerebilseler savaşmayı bu denli kudurmuşlukla istemezlerdi.

Müslüman gençler, kullanamadıkları becerileriyle çaresizleşen vahşi
nefretleri artık dünyayı patlatıyor.*60*’lı yıllarda doğan İslamcılık
ile geleneksel Müslümanlığı ayıran en büyük yer de burası, eskiler ince
alayı bilirdi, pek neşeli takılmayı bilirdi, bugünkü İslamcılar gibi
pornografik cıscıplak değillerdi.

İnsan olduğumuzu unutuyoruz, İslamcı-Cumhuriyetçi diye ayrı düşmeyip iki
ayrı iki komşu köy dahi olsaydık birbirimizi çekiştirecek hatta hısım
hatta kan davası oluşturacak bahaneler bulurduk, İran’la Suudlar
arasında *‘mezhep’* kavgası olmasa dahi başka bahaneler bulunurdu, çünkü
*‘insanız’*.

İslamcılar *‘insan’*ı unuttu.


    *KAZANDIKÇA KAYBETTİLER*

Modern bir insan olarak en ayıp şey içimizdeki bu yıkıcılığa hala
dinimizi alet etmemiz.

En günah şey, içimizdeki bu doğal nefret duygularımıza Kur’an’ı alet
etmemiz.

Boşalmamış estetize edilmemiş bir güzelliğe dönüşmemiş bu derin ve sert
duygular büyüdükçe büyüdü, toprağımızdaki İslamcı iktidar sadece sayı
olarak büyüdü. Sayıyla büyüdü oyla büyüdü. Mısır’ın Müslüman Kardeşleri
de öyle,*FETÖ* de öyle*AKP* de öyle Suud toprağı da öyle, nitelikte
değil rakamla büyüdü.

Büyüyen sadece sayılar, borsa rakamları, oy rakamları, bomba sayıları,
şirket sayıları.

Ve sayılarla sanal siyasi zaferler kazandılar, çünkü demokrasi sandık ve
sayı demekti, ve para her şeyi satın alan demekti.

Sanatsız bilimsiz oyunsuz eğlencesiz mizahsız büyüdüler.

Pirus zaferine adını veren ünlü Yunan kralı Pirus, çok kayıp vererek
kazandığı zaferden sonra şu ünlü lafını söyler:

‘*Bunun gibi bir zafer daha kazanırsak, mahvoluruz!’*

İslamcı iktidarlar,*AKP*’si*FETÖ*’sü Mısır’da Müslüman Kardeşleri de,
kazandıkça kaybettiler, kazandıkça ülkelerini ve dinlerini rezil edip
mahvoldular.


    *SİPERDEN BAŞIMI ÇIKARTIP BAKTIM*,*HEYHAT*,*KARŞIDA DÜŞMAN YOK*

Ey Müslüman genç, sana sesleniyorum, bunca zaman kimleri düşman yaptın
kendine, dün Kemalist diye damgaladın nişangah yaptın sonra yol
arkadaşın cemaat düşman oldu, sonra Suriye düşman oldu, bugün İran oldu…

Yolun üzerinde daha ne kadar düşman var daha ne çok düşman var, sen de
bilmiyorsun?

Ve şimdi *‘kimlere asker yazıldın’*, ne adına ve kimlere karşı korumak
için Katar’dasın.

Yıllar sonra birkaç dakikalığına, başını siperden çıkar ve bak.

Ben de senin gibi bir gençtim, birileri düşman düşman kafir kafir gavur
gavur diye bağırıyor elimize silah verip bizi peşinden sürüklüyordu.

Yıllar sonra ben de siperden başımı çıkartıp baktım, heyhat, karşıda
düşman yok.

Hiç yok. Hiç olmamış.

Kendime sordum, peki ben bu sipere neden girdim?

Ve bu sipere girmek için ailemi dostlarımı aşklarımı ve mesleğimi neden
terk ettim.

Ve ama, karşı siperde düşman olmadığını görünce, önce aldandığımı ve ama
sonra, *‘çok sıkıldığımı’* gördüm.

Aldatılmışlığımdan çok sıkıntının peşine düştüm, büyük tuzak buradaydı,
öyle büyük bir can sıkıntısı ki sormayın, yerini en büyük düşmanlar dahi
dolduramıyor.

Neden sonra bedenimin düşmansız yaşamayacağını, anladım, bu gerçeği en
çok sizi kullananlar kukla yapanlar biliyor.

Büyük bir oyun kurdum tek kişilik satranç oyuncusu gibi kendi
düşmanlarımı kendim yerlerine koydum.

Ve içinde yaşadığım siperi bir sahneye dönüştürdüm, tek kişiyim ve
rakibim kim?

Kötü adamı kim oynayacak? Düşmanlarım kim olacak?

Düşman piyonları vezirleri yerine koyarken insani bir değişim yaşadım,
oyunu sürdürmek için düşmanı yerine koyarken Allah’ın ilahi bir duygusu
işte kendimi ister istemez düşman yerine koydum, düşmana karşı empati.

Kendi düşmanımı kendim yerleştiriyorum ve başıma atılacak bombaları,
kurulacak tuzakları, kazaları, ve düşmana empati yaptıkça, aslında,
kendi siperimin güçlendiğini gördüm, çünkü düşmanı tanıyordum çünkü
düşmanı tayin eden bendim.


    *HEM ALLAH ADALET DERSİNİZ HEM TAYYİP*

Kendinizi kendi kurduğunuz oyunda iki tarafa da koyarsanız tehlikeleri
çok önceden sezmiş öngörülerinizi geliştirmiş olursunuz.

Kendinizi başkalarının yerine koymazsanız, iman inanç Allah diyerek, iki
zıt şeye aynı anda inanmaya başlarsınız, şöyle, hem vatan dersiniz hem
Tayyip.

Hem Allah adalet dersiniz hem Tayyip.

Bu iki zıt şey bu karmaşa ve kaos artık imanınız olur, düşman kim kafir
kim haçlı kim vatan nedir bilemez, işgal dahi edilseniz farkına varamaz
hale gelirsiniz.

Çünkü düşmanlarınızı artık*Tayyip *size söylüyor,*Tayyip *beye de parayı
verenler söylüyor.

Ve çok geçmeden gizli (isimler) nickler altına sığınmış trol sürüsüne
serseri bir güruha dönüşürsünüz, ve çok geçmeden o meşhur altın nesil
Asım’ın nesli yüz binlerce ajana dönüşür, bir gün Kemalistlere diğer gün
İranlılar’a diğer gün Suriyeler’e savaşa girersiniz.


    *ALLAH ALLAH DEYİP SİPERE YATMIŞSINIZ AMA DÜŞMANI HALA GÖRMÜYORSUNUZ*

Müslüman genç sana söylüyorum, otuz yıldır, bu topraklarda
sanal-simülasyon bir dünya kuruldu, gerçek olmayan düşmanlar, gerçek
olmayan hedefler linçler (orduya-emniyete) gerçek olmayan *‘sorunlar’*
üzerine birileri sizi asker yaptı galeyana getirdi, hücuma geçirtti.

Kime karşı, Müslümanlara karşı ve kendi vatan toprağınıza karşı.

Post-Modern bir savaş bu, otuz yıl ekranda sahte liberalleri
dinlendiniz, sizi uçuruyordu,*AB*’ye giriyordunuz, Arap Baharı İslam
ülkelerine demokrasi getiriyordu, hepsi palavra, hepsi sanal-sahte.

Tarihin Sonu gibi kitaplar okuyup *‘gerçek’*likten çıktık.

Ekonomi üretim tarla fabrika işsizlik gibi acı gerçeklikler bir gün size
anlatılmadı, sizin de önünüze o kadar çok düşman konuldu ki bir gün
başınızı kaldıracak zamanı bulamadınız, şu anda Allah Allah deyip sipere
yatmışsınız ama düşmanı hala görmüyorsunuz, sadece komutları
duyuyorsunuz, iki genelkurmay başkanınızın ikisi de kelepçelendi
dıngılınızda olmadı ve şimdi savaş naralarıyla Katar’a koşuyorsunuz.


    *KATAR*’IN*ZENGİNLERİNİ* *‘BEKÇİ’* *OLDUNUZ*

Bilimin sanayinin tazminatın eşitliğin bölüşümün kavgasını veren modern
çağ içinde *‘post-modern’* zamansız bir çağın içine düşürdüler sizi.

Ve bir gün birden o liberallerin*FETÖ* darbesi yapıp ülkeyi bir Mesih’e
teslim etmekte olduğu gerçeğiyle yüzleştik.

Birgün uyandık ki *‘modern çağ’* kaldırılmış yerine *‘ortaçağ’*
konulmuş, etnik, mezhep, kurt, solucan, intihar bombacısı, vahşet, iç
barışı sabote eden hacılar hocalar ne varsa ortalığa döküldü.

Şekspir’in Hamlet’i söyler: *‘Zaman Yerinden Kalktı!’*

Modern çağı ve insanı öyle umursamadınız ki modern çağ ve insan yerinden
kalktı.

Zamanı yerinden kaldıran bir post-modern dünya kuruldu, gerçek’i
tanımıyor, çekilen acıları bilmiyor, birer birer insanların hayallerini
yoksulluklarını hiç tanımıyor, ülkesinin hakiki maden ürün üretim
değerlerini hiç bilmiyor, her şey sanal her şey ekran oldu.

Bu post-modern sanal dünyayı ekranlar kurdu.

Ekranları iktidardan geçinen parası olan patronlar kurdu.

O patronlar öbür patronlarla ortak oldu, ortak olanların dini imanı
sadece parayla ve sayılarla dünya ahret kardeş oldu, bu post-modern
dünyaya sizler sadece köle kiralık asker oldunuz.

Ve din iman Allah adalet inanç derken Müslümanları kıymaya ve sonra
Katar’ın zenginlerine *‘bekçi’* oldunuz.

Dünyamızın gelmiş geçmiş en büyük savaş muhabiri Robert Fisk detayıyla
anlatır. Dünyanın o en büyük en sert çelikten savaş gemilerinin
çeliğinin bir bombayla plastik gül gibi nasıl eriyip delindiğini. Elli
derece sıcaklıkta yüz dereceye yükselmiş çelik güvertede askerlerin
hangi ayakkabı türünü giyse bile ayakkabıları eriyip çeliğe yapışmadan
yürüyemediklerini. Ve güvertede ölen askerlerin çeliğe yapışan
cesetlerini kazıyarak çıkarttıklarını.

O çeliğe eriyip yapışan, asker potinlerini eriten o çelik Kabe’yi de
kardeşliğimizi de insanlığımızı da eritir, ucube dünya dışı yaratıklara
dönüşürüz, bir bilim kurgu filmi gibi Hollywood yapımında daha ne kadar
figüran oluruz.

Fahrettin Paşa’nın Mekke Müdafaasını okuyun, çölün sıcağında
demiryolunun demirlerine elleri eriyip yapışan Tokatlı Sivaslı Çorumlu
Türk askerlerinin çekirge kızartıp develerine hurma çekirdeğinden başka
yiyecek veremedikleri o tarihi bir daha okuyun.

Osmanlı’nın o mübarek askerleri sizden çok farklıydı, kimle
savaştıklarını biliyorlardı, vatanları ve dinleri için ve düşman
İngilizler’e karşı savaşıyordu!

Sizler, kim için ve kime karşı savaşıyorsunuz?

*Sizler işte en ünlü tarihçileriniz İngiliz ağzıyla hala Atatürk’e
küfrediyor ve Atatürk’e küfredenler nedense ya Katar’a ya Suud’a asker
olmaya koşuyor.*

Sevgili Müslüman gençler, cehaletimizi ve beceriksizliğimizi düşman
yapmadan yola çıkanların hazin hikayesidir bu.

Önce Suriye’de şimdi Katar’da yarın nerde bilinmez, Müslümanlara karşı
sizi-bizi kim düşman yaptı?

Nihat Genç

Odatv.com

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170708182722 Oraj Poyraz At [email protected]
[email protected]
2017/07/09  05:13 6  64  [email protected]

 
-- 

Musa olum meleginden cok korkuyordu.
Bir gun olum melegi canini almaya gelince melegin yuzune tokat atip bir
gozunu cikardi.

Allah in elcileri arasinda ayirim yapmayiniz.
Ben, Yunus peygamberden bile ustun degilim.

Buhari 65/4, 5; Hanbel 1/205, 242, 440; 2/405, 468).

Abdullah Ibnu s-Saib Ibni Yezid Ibni s-Saib babasi tarikiyle ceddi
(Yezid Ibnu s-Saib) radyyallahu anh tan anlatiyor:
Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
Sizden kimse, ne saka ne de ciddi olarak kardesinin degnegini almasin.
Kim kardesinin degnegini almissa hemen ona geri versin.

Ebu Davud, Edeb 93, (5003); Tirmizi, Fiten 3, (2161).
Hadis No: 5363

Tabiatin herseyden buyuk ve hersey oldugu anlasildikca tabiatin cocugu
olan insan kendinin de buyuklugunu ve haysiyetini anlamaya basladi

ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Medeni Bilgiler kitabi


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/


BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo





 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap