Tevatür değil, El-Bab kapısında takılıp kaldık.
İlerliyemiyoruz, geri de dönemiyoruz, çakıldık kaldık.
Amerika ve Rusya arasında beynamaz kaldık açıkçası.

Dansözlük politikası sökmez.
Güç oyunlarında güçlü olamak gerek.
Biz ise bu konuda zayıfız.

Şanlı ordularımız darbeli, takla atmış araba gibi, altı güneş görmüş.
Uzun yıllar rot, balans ayarı tutacak hali yok.
Subaylarımızın gözü her gün çıkacak Kanun Hükmünde Kararnamelerde,
kulağı kirişte acaba beni de tutuklamaya gelecek birileri var mı diye.
Deneyimli subaylar, generaller kıyma makinasına atılmış, imha edilmiş halde.
Geride kalanlar düşmandan çok kendi devletinden ürker halde.

Silahlarımız eski, demode.
Büyük debdebelelerle duyurulan silahlanma projeleri hep proje halinde,
ya konsept tasarım, ya prototip üretimi.
Bir türlü etkin miktarlarda teslimat yapılmış değil.
ATAK helikopteri ili elin parmakları kadar teslim edilmiş.
SOM füzesi, Altay tankı, Hisar O, Hisar A hep prototip.
Uzun menzilli füzeler konsept tasarım.
Milli savaş uçağı da öyle konsept tasarım, sanki yapılmış bitmiş gibi
animasyon firmalarına filmler yaptırıyorlar ve youtube servis edip
duruyorlar.
Ortada yok bu uçaklar.
Milli piyade tüfeği birkaç yüzlük paketler halinde teslim ediliyor. Bu
hızla TSK envanterinin yenilenmesi yüz yılı bulur sanırım.
İHA'lar hep iki elin parmağı kadar sayıyla.
Stratejik İHA yok, silahlı İHA deneysel.

Ve tepemizde kifayetsiz muhteris bir kadro, bir iktidar, bir lider.
Bunların kendilerine klavuz saydıkları 630 yılına takılıp kalmış bir
ideolojik din.
İç görü yeteneği sıfır.

Ört ki, ölem.
Boku yedik, hem de nasıl yedik.
Bu günlerimiz iyi günler.

Oraj POYRAZ ( [email protected]
<mailto:[email protected]> / [email protected] /
[email protected] )
           L2fSIJNoA0xfSNxA     

------------------------------------------------------------------------
bayrak


  İbrahim Çakıroğlu : Bab Yoluna Gitmek

*21 Şubat*,*2017.*

*
*

Bir tiyatroda önde seyircilerin gördüğü oyun vardır, ama sahne arkasını
bilmezler. Halbuki senaryoyu yazan, rolleri dağıtan, oyuncuları idare
edenler sahneye çıkmazlar, perde arkasında kalırlar.

Bizim ordunun Suriye’ye girişi, El-Bab savaşı, öndeki sahne. Perde
arkası ise bize anlatılanlardan çok, ama çok farklı. Bu konuda ne
Genelkurmay, ne de Dışişleri doğruları söylemeye bir türlü cesaret edemiyor.

İlk soru, Türk ordusu niçin Suriye’ye girdi? Güney sınırımızda Kürt
çemberinin oluşmaması tamamen afişteki reklam. Kürt unsurları Irak
sınırı ile Fırat arasındaki hemen hemen*500 km*’lik bölgeye yerleşmiş,
Ak Parti hükümeti, itiraz etmeyi bırakın, peşmergeleri bizim
topraklardan geçirip Suriye’ye yolcu etmiş, sonraları da lojistik destek
sağlamış. Taa ki*15 Temmuz *sonrasına kadar. O zaman kırmızı çizgiler
akla gelmiş,*500 km*’lik sınırı Kürtlere bırakmışken ek*90 km*’lik bölüm
için çember, kuşak laflarını piyasaya sürmüşüz.

Haritaya bakın, bu ek*90 km*’nin ötesi zaten yok. Akdeniz’e çıkmak için
Kürtlerin ya Türkiye’ye girip Hataydan geçmesi, ya da Rusya’nin
Suriye’deki üslerini alması lazım! Üstelik bir tek Kürt köyü bile
olmayan topraklarda! Yani bizim sınırda Akdeniz’e uzanan bir çember veya
kuşak mümkün değil. Zaten böyle bir iddianın pek fazla bir anlamı da
yok.*500 km*’lik çemberi kabullendik de ek*90 km* için mi dellenmeye
başladık?

Biz Suriye’ye Amerika öyle istedi diye girdik. Rusya devreye girdikten
sonra Amerika’nın hedefleri değişti. Artık amaç, Suriye’nin, Rusya’nın
arka bahçesi olmasını kabul edip Irak’ın kontrolünü elinde tutmak. Ama
bunun için elini güçlendirmek amacıyla ilk baştan*IŞİD* tehlikesini iki
ülkede de bertaraf etmek gerekiyor. Bu ise*20.000* feet’den atılan
bombalarla mümkün değil, sahada adam lazım. Amerika bunu*PYD* ile denedi
ama*PYD*’de ne yeterli sayıda insan, ne de tank gibi ağır silahlar var.
Amerika da buraya kendi askerini göndermek istemeyince kala kala Türk
ordusu kalıyor.

Taşaronluk yapıyoruz denilemeyeceği için ortaya Kürt çemberi, Fırat’ın
doğusu kırmızı çizgi laflarını çıkardık ve*15 Temmuz *darbe girişiminden
sonra Amerika’nın birilerine verdiği koltuk güvencesi karşılığında
ordumuzu Suriye’ye soktuk.

Tayyip*Erdoğan *bunu yapınca Amerika’nın*PYD*’yi terorist örgüt ilan
etmesini bekliyordu, ama Amerika bunun söz konusu olmadığını belirtmekle
kalmadı,*PYD*’ye o güne kadar elinde olmayan silahlardan bile verdi.

Bunun üzerine Ankara Rusya’ya yanaşmayı denedi. Eskiden /*"Esed
gidecek"*/ denilirken ara yollar bulunmaya çalışıldı, Rusya’nın da
canına minet, düşürülen uçak unutulup ilişkiler ısınıverdi.

Ankara’nin ikili oyunu Amerika’yı kızdırdı,*PYD*’ye zırhlı araç vermeye
başladılar. Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkilerinin gerildiğini gören
Rusya ise kıs kıs gülüp,*PYD*’yi terorist ilan etmek bir yana,
Moskova’da kendilerine büro açmasına bile izin verdi.

Ankara burada da afalladı. Yine Amerika’ya şirin görünmeyi denedi.
Incirlik’de iki genelkurmay başkanı görüşüp, El-Bab’dan sonra bizim
orduyu Rakka’ya gönderme planlarını konuştular.

Ankara hiç değilse El-Bab’a girip /*"işte kurtardık"*/ mesajını
Türkiye’de pazarlamayı düşünürken hem Rusya, hem de Amerika böyle bir
şeyin söz konusu bile olamayacağını anlattı.

Daha sonraki etap daha da vahim. Rusya Ankara’nın durmadan ikili
oynamasını zaten kabul etmiyordu, bir de Amerika’nın bizim orduyu
Rakka’ya gönderme planlarını frenlemek için El-Bab’daki bizim geçici
komuta merkezini vuruverdi. Daha Rusya /*"kusura bakmayın"*/ demeden
Ankara panik içinde /*"Rusya bizi yanlışlıkla vurdu"*/ diye ortaya
çıktı. Rusya’dan cevap gecikmedi : /*"biz, bize koordinatları verilen
yeri vurduk"*/. Diplomatik dilde bunun anlamı /*"hata veya kusur yok,
bile bile vurduk"*/. Askeri dilde anlamı /*"bizim izin verdiğimiz
yerlerin dışına çıkarsanız canınıza okuruz"*/.

Türkiye, Suriye’ye Amerika’nın taşaronu olarak girdi. Üstelik alınan
sonuçlar söylenildiği gibi parlak da değil. Bir haftada Şam’da namaz
kılacaktık,*6 ayda* ancak*20 km* gidebildik. Rusya izin vermediği sürece
bizim jetler Suriye üzerinde uçamıyor bile. Allahtan El-Bab’a girmemizi
kimse istemedi, çünkü bizim askerlerin eğitiminin şehir gerillası ile
alakası yok, bugüne kadar verdiğimizden daha fazla şehidi burada verirdik.

Şimdi esas tehlike Rakka. Buraya gidilmeye kalkılırsa bizim ordu kendi
lojistiğini bile sağlayamayacak duruma düşecek, başkasının ipiyle kuyuya
inmiş olacağız. Ankara aklını başına almazsa, Suriye’ye Amerika’nın
maşası olarak giren ordumuzun bir de şamar oğlanı olarak çıkma tehlikesi
oluşacak.

En iyi konumda bile Türkiye’nin Suriye’de kalması söz konusu değil. En
iyi şartlarda bile Esad’lı Suriye biraz sakinleşince ordumuza /*"haydi
kendi kışlana"*/ diyecekler. O zaman biz niye girdik, niye çıktık, niye
bu kadar şehit verdik, milyarlarca kaynağımızı buralarda heba ettik diye
sormayacak mısınız?

Ankara o kadar tutarsızlaştı ki sizi şimdiden hazırlamaya başladılar.
İşte Cumhurbaşkanlığı danışmanı İlnur Çevik’in beyanı : /*"Fırat’ın
doğusunda otonom bir Kürt devletini tolere edebiliriz!"*/

– Esed’i devirmek için yola çık, Esad’ı ayakta tutmak için yüzlerce
şehit ver.

– Kürt çemberine hayır diye savaş, otonom Kürt devletini kabul et.

– Amerika’ya maşalık yap, Rusya’dan şamar ye.

– Rusya’ya yanaş, Amerika’dan tokat ye!

Türkiye bu kadar mı sahipsiz? Ankara bu kadar mı şaşkın? Ak Parti
seçmenleri bu kadar mı kör? Hepimiz bu kadar mı duyarsızız?

Bir şey değil, bu kadar can, bu kadar evlat Bab yoluna gitmiş olacak,
ona yanarım.

İbrahim Çakıroğlu

*http://turkiye.net/yazarlar/ibrahim-cakiroglu/bab-yoluna-gitmek/*

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170222125806 Oraj Poyraz [email protected]
2017/02/22  15:44 6  64  [email protected]

 


Insanin bilgisayardan ustunlugu, bildiklerini yasamasidir.

Anonim Nasihat


En am Suresinin 161.ayeti de Risale-i Nur a isaret ediyormus.
Ayetin Turkce anlami:
De ki, Rabbim beni, dogru yoluna iletti
Said-i Nursi ye gore; bu ayetteki dogru yol sozuyle de, Risale-i Nur
anlatilmak istenmektedir.
Sonra bu ayette Cifir yoluyla oyle bir tarihe isaret ediliyor ki, bu
tarih Risale-i Nur yazarinin, Nur lari hazirlamaya calistigi, tahsil
yaptigi tarihe denk geliyor
O zaman ayetin anlami su oluyor:
-Ey Said-i Nursi de ki, Rabbim beni dogru yol olan Risale-i Nur a kavusturdu

Derleyen: Osman Turkoguz
INANCLARA VE AKLA AYKIRI BIR YAKLASIM, NURCULUK.

Prensiplerimiz, gokten indigi sanilan kitaplarin dogmalariyla asla bir
tutulmamalidir.
Biz, ilhamlarimizi, gokten ve gaipten degil, dogrudan dogruya hayattan
almis bulunuyoruz

ATATURK, Cumhuriyet Halk Partisi programi, Soylev ve Demecleri / Cilt 1
/ Syf.
389


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/











BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo





 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap