------------------------------------------------------------------------
bayrak
Prof. Dr. Cihan*DURA : *Mültecilere Yurttaşlık Hakkı Tanınmasının
Atatürkçe Değerlendirilmesi
Cmt Tem*09*,*2016*
Dün iki genç arkadaşım, Taner ve Can, bayram ziyaretime geldiler. İkisi
de bir Birinci Görev Halkası üyelerinden… Mutat kutlama ve konuşmalardan
sonra, konu güncel bir olaya geldi: Suriyeli Mültecilere vatandaşlık
hakkı tanınması… Benim bununla ilgili görüşümü öğrenmek istediler.
Kendilerine aşağıdaki yanıtı verdim:
*-Memnuniyetle değerli arkadaşlar… Gerçekten 2 Temmuz 2016’da
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suriyeli göçmenlerin de katıldığı
iftar yemeğinde yaptığı konuşmada bu konuyu açarak, şöyle demişti:
*/*"Kardeşlerimizin içerisinde inanıyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olmak isteyenler var. Konuyla ilgili olarak İçişleri
Bakanlığı’nda kurulan bir ofis gerekli adımları atıyor. Biz de gerekli
yardımı ve desteği sağlayarak onlara vatandaşlık imkânını vereceğiz."*/
Biz, biliyorsunuz, ülkemizin sorunlarını Atatürkçe değerlendirmeye özen
gösteriyoruz. Atatürk öğretkesinin*10* ilkesi açısından bakıyoruz
olaylara… O ilkelerin tezlerini, kavram ve ilişkilerini kullanıyoruz.
Tıpkı bir Marksist’in, bir dincinin, bir liberalin ülke ve dünya
sorunlarını kendi düşünce sistemlerine göre değerlendirmesi gibi… Ancak
Bilimcilik ve Devrimcilik ilkelerimiz gereği –makul olmak kaydıyla-
muhakemelerimizde özgürüz. Atatürk ne demiş: Görüşlerim bilimle
çatışırsa, bilimi seçin.
İşte bu noktadan hareket edince, Suriyelilere vatandaşlık hakkı
tanınmasının öncelikle Atatürkçülüğün şu üç ilkesine göre
değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıyorum:
*-Milliyetçilik ilkesi,*
*-Tam Bağımsızlık ilkesi,*
*-Millî Egemenlik ilkesi.*
Sorunun bu açılardan, diğer ilkeleri de hesaba katarak
değerlendirilmesi; takdir edersiniz ki, epey zaman alır, çok da uzun
olur. Ben konuşmamı uzatmamak için yorumumu yalnızca, konumuz açısından
en önemlisi olduğuna inandığım Milliyetçilik ilkesi bağlamında yapacağım.
İkinci olarak soruna bireysel açıdan değil, kamusal açı dan bakacağım.
Atatürkçülükte millet sorunları, bireysel kaygılardan önce gelir.
* * *
Önce Milliyetçilik ilkesinin konumuzla ilgili kavram, terim ve ilişkiler
referans ımızı hatırlayalım, bu referans şöyle olabilir:
Millet birbirine tarih, dil, kültür ve ülkü birliği ile bağlı olan
yurttaşların oluşturduğu siyasal bir topluluktur. Öyle ki, üyeleri ortak
bir mirasa, bir /*"hatıralar mirası"*/na sahip olup bir arada yaşama ve
ortak mirasın korunması hususunda zımnen anlaşmışlardır.
Millî Birlik nedir sorusunun yanıtı da burada gizlidir: Millî birlik, az
önce saydığım /*"alt birlik"*/ve ortaklıkların bir bileşkesidir, bir
ürünüdür. Daha açık olarak söylemem gerekirse, millî birlik; /*"alt
birlikler"*/dediğim tarih, dil, kültür, ülkü birliklerinden doğan bir
tür /*"üst birlik"*/tir. Millî birlik ne kadar kuvvetli olursa, o kadar
iyidir. Ancak değişkendir: türlü etkiler altında zayıflayabilir,
güçlenebilir.
Millî birlik Türk milletini bir bütün sayar. Millet içinde hiçbir
bölücü, ayırıcı unsura yer vermez. Örneğin, etnik adlandırmalar
düşmanların işidir, onların işine yarar. Atatürk’ün önemle belirttiği
gibi milletimizin bütün bireyleri, aynı tarihe, ahlâka, hukuka, aynı
ortak kültüre sahiptir. Millî birlik bir yurdun en değerli varlığı, en
büyük gücüdür. Yurttaşların millet bilinci etrafında birbirine
bağlanması, birbiriyle kenetlenmesidir. Aynı milletin çocuklarının
birbirlerini tanımaları, iyi geçinmeleri, birbirlerini sevmeleridir.
Millî birlik; milletin varlığını ve vatanı korumak için, bütün
yurttaşların canlarını ve her şeylerini gerektiği an ortaya koyma
kararlılığıdır!
Millî birliğin var olabilmesi için millet olmak gerekir. Milleti meydana
getiren unsurlar milli birliğe de hayat verir. Bu unsurlar ne kadar
pekiştirilirse, milli birlik o kadar sıkı ve kuvvetli olur. Demek ki,
önce bu ilk yapıcı unsurlardır Millî Birliğin etmenleri: ortak tarih,
ortak dil, ortak yurt, ortak kültür, ortak ülkü (ortak millî fikir)…
Sonra, bilinçli uygulamalar gelir. Örneğin, milleti yapıcı unsurları
sahiplenmek, sürekli takviye etmek bunlardan biridir. Diğerleri ise
örgütlenme, Millî İrade’yi yerine getirme, sosyal adalet, toplumsal
gönençtir.
* * *
Şimdi yorumuma geçiyorum:
Atatürkçü öğretkenin, diğerleri gibi, Milliyetçilik ilkesi de elbette
homojen bir bütün değildir; kendi içinde daha basit başka ögelerin bir
araya gelmesinden oluşmaktadır. Bunları hesaba katarak düşünmezsek,
doğru değerlendirme yapamayız. Bu ögeler millet, Türk milleti, vatan,
ortak kültür, ortak dil, ortak tarih, millî bilinç ve diğer bazı
/*"yönelti"*/lerdir. Şimdi biz bu /*"yönelti"*/lerin içeriği sayesinde
biliyoruz ki, millet birbirine tarih, dil, kültür ve ülkü birliği ile
bağlı olan yurttaşların oluşturduğu siyasal bir topluluktur.
İlk önce şunu belirtmeliyim ki, eğer mültecilerin sayısı*10 bin*,*50
bin*, haydi diyelim*100 bin*olsaydı, ülke için önemli bir sorun teşkil
etmezdi. Oysa, *2*-*3 milyon*rakamı çok büyüktür. Düşünün, şu anda
Adana’da*150 000*, Bursa’da*100 000*, Gaziantep’te*325 000*,
Hatay’da*390 000*, İstanbul’da*395 000*, Kilis’te*130 000*,
Mardin’de*100 000*, Mersin’de*140 000*, Şanlıurfa’da*400 000*’den fazla
Suriyeli bulunuyor!… Bütün illerimize de yerleşmiş durumdalar. Bu
yığılmalar tüm kentlerimizde ve toplum boyutunda muazzam sakıncalar
doğuracaktır.
Bir kere bizim bu *2*-*3 milyon*luk kitle ile ortak tarihimiz yoktur.
Hele bizim için öncelikli olan Cumhuriyet tarihimiz bakımından hiçbir
ortaklığımız yoktur. Bu açıdan bizimle bağ kuramazlar. Bizim
acılarımızı, sevinçlerimizi, matemlerimizi, bayramlarımızı anlamazlar,
paylaşamazlar. Dil imiz, kültür ümüz ortak değildir. Dil ve kültür
yoluyla ne onlar bize, ne biz onlara bağlanamayız.
Millet bilinci ekseninde birbirine bağlanmanın, birbiriyle
kenetlenmenin, ulusal varlığı ve vatanı koruma sorumluluğunun gönüllü ve
candan unsurları olmayacaklardır. Toplumda karşılıklı geçimsizlik,
birbirinden nefret sorunları yaşanacaktır. Bazıları /*"dinimiz ortak
ama"*/diyerek karşı çıkacaksa da yeterli değildir; çünkü din, ortak
kültürün birçok unsurundan sadece biridir.
Ortak Cumhuriyet mirasımızda, hatıralar mirasımızda sığınmacıların
hiçbir payı yoktur. Bu mirasa yabancıdırlar, yabancı kalacaklardır.
Eğitim deseniz, uzun yıllara bağlıdır. Telkinleri canla başla
benimsemezler, çünkü köken farklılıklarını unutmayacaklardır. Kendi
insanımızda bile bu ortaklık bilincini yerleştirmeyi tam başaramadık.
Neticede Milli Birlik güçlenmeyecektir, tersine bu birlik üzerinde
zayıflatıcı etkiler ortaya çıkacaktır.
Mülteciler bu özellikleri sebebiyle Türk toplumuna entegre olamazlar;
rahat durdukları varsayımı altında en iyimser hesapla bütünleşme en
az*100*yıl ister. Tarih bilinçleri, ahlak anlayışları, kültürleri farklı
olduğu için, uzun yıllar bir yabancı madde olarak kalacaklardır. Böyle
olunca da, Türk milletinin /*"bütünlük"*/niteliği üzerinde daima bir
tehdit kaynağı olacaklardır. Zamanla bugünküler gibi tam bir
bölücü-ayırıcı unsura dönüşebileceklerdir. Türkiye yeni ve ek bir etnik
sorunla karşı karşıya kalacaktır.
Mülteciler yasa yoluyla yurttaş yapılsa bile, yukarda belirttiğim
eksiklikler sebebiyle gerçek anlamda yurttaş olamazlar. Millet yapısı
içinde uyumlu bir öge olarak yer alamazlar. Tersine millet yapımız
üzerinde bozucu etkilerin kaynağı olurlar.
Eğer bu girişim; bizim sivri akıllıların olası başkanlık referandumuna
oy sağlama hazırlığı niteliğindeyse, onlara Atatürk’ün şu uyarısını
hatırlatırım: Siz, kendilerine milletimizin kaderi emanet edilmiş
olanlar, Meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet! Sizi iktidara ve yetkili
makamlara getiren iradenin ve egemenliğin sahibi, Türk milletidir.
İktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, millete hizmet için
getirildiniz. Milletin kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve
sağlanabilir menfaatleri yolunda kullanmakla yükümlüsünüz.
Prof. Dr. Cihan*DURA*, *7 Temmuz 2016*
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160710180648 Oraj Poyraz At Openmail [email protected]
2016/07/11 00:00 4 58 [email protected]
Denebilir ki, hicbir seye muhtac degiliz, yalniz bir tek seye
ihtiyacimiz var: Caliskan olmak! Servet ve onun dogal sonucu olan rahat
yasamak ve mutluluk, yalniz ve ancak calisanlarin hakkidir.
Yasamak demek calismak demektir.
K.Ataturk
Sicak siddetlendigi vakitte salat(-i Zuhru) (namaz kilmayi) serinlige
birakiniz.
Zira sicagin siddeti Cehennem in kaynamasindandir.
Nar(-i Cehennem) Rabbine ($ikayette bulundu, ve):
- Ya Rab, beni ben yiyorum.(izin ver) - dedi.
Allahu Teala da iki def a nefes almasina izin verdi.
Nefesin biri kisin, digeri yazin.
En cok maruz oldugumuz sicak ile sizi en ziyade usuten zemherir (iste budur)
Buhari nin Ebu Hureyre den rivayeti icin, Diyanet yayinlarindan
Bkz.Sahih-i Buhari Muhtasari ...
cilt 2, sh.476 H.321
Arabistan in muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve
suretlerinden ibaret agactan ve tastan putlarin muhafazasina mahsup
yerler vardi.
Muhammed in nes et etmis oldugu Mekke de ki Kabe denilen mabet bu
yerlerin en buyuklerinden idi.
Ibrahim oglu Ismail ile birlikte Kabe yi bina etmislerdi.
Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mucella olan Haceriesvedi
getirmisti, bu tas sonradan gunahkarlarin ellerini surmelerinden dolayi
kararmisti.
Bunlarin hepsi, bittabi sonradan uydurulmus masallardir
ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Tarih kitabi
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.