Tesbitler doğru ve günceldir.
RTE'nın ABD'yi Karadenize davet etmesi daha çok taze bir haberdir.
Üstelik bu genel şablona çok da uyumlu bir tavırdır. Rusya'ya yönelik
bunca hasmane tavrın sonunda elbette ülkenin ABD'nin kucağına oturması
kaçınılmaz olmuştur.
Sonuçları itibariyle yapılan işler batının, İsrail ve ABD'nin orta ve
uzun vadeli menfaatleriyle çok güzel şekilde uyuşmuştur.
Buna karşılık en çok da Türkiye'nin, yakın komşularımızın, Rusya ve
İran'ın ayrı ayırı milli menfaatleri haleldar olmuştur.
Ortaya çıkan sonucun net özeti budur.
Saygılar.
Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA
------------------------------------------------------------------------
bayrak
_*Mehmet Ali Güller <http://mehmetaliguller.com/author/maliguller/> :
NATO’
<http://mehmetaliguller.com/2016/05/12/natonun-ankaradaki-adami-erdogan/>*__nun
Ankara’daki adamı: Erdoğan._
<http://mehmetaliguller.com/2016/05/12/natonun-ankaradaki-adami-erdogan/>
CFR: ESAS PATRON ERDOĞAN <#mozTocId254368>
ERDOĞAN RUSYA'YA KARŞI NATO'YU KARADENİZ'E ÇAĞIRDI <#mozTocId535728>
NATO TÜRKİYEYİ KUŞATIYOR <#mozTocId313657>
RUSYA VE KOMŞULARA DÜŞMANLIK, ABD'YE EN İYİ HİZMETTİR <#mozTocId971174>
/Foreign Policy/dergisindeki bir analizden hareketle /*"ABD'nin adamının
Davutoğlu olduğunu"*/söyleyemeyeceğimizi belirtmiştiö önceki yazımda.
Hele bu analizden hareketle /*"Erdoğan ABD planlarından
ayrıldı"*/sonucuna ise hiç varılamayacağını belirtmiştim.
Kimi okurlardan şöyle tepkiler geldi: /*"Erdoğan'ın Davutoğlu'nu
tasfiyesiyle Türkiye yeniden Rusya ve Suriye ile işbirliği sürecine
girdi, Asyalılaşma başladı."*/
Böyle bir hayal görebilmek, ancak *Erdoğan*'ın /*"efsunu"*/ ile
açıklanabilir! Kuşkusuz o /*"efsunu"*/ yaratan siyasal iklim de var:
Sürekli *Erdoğan*'ın milli cepheye girdiği, *ABD'*yi karşısına aldığı,
Ankara'nın Moskova ve Şam'la ilişkileri düzeltmeye başladığı iddia ediliyor.
*CFR: ESAS PATRON ERDOĞAN*
Bakınız, daha /Foreign Policy/'deki *John Hudson*'un analizinin
mürekkebi kurumadan, bu kez *Stephen Larrabee*tersinden bir analizle
/*"ABD Erdoğan'ın esas patron olduğunu biliyor"*/dedi:
/*"Washignton Davutoğlu'na önce Dışişleri Bakanı, sonra da Başbakan
olarak itibar gösterdi. Ancak ABD, asıl karar alıcının kim olduğu
konusunda bir yanılsama içine hiçbir zaman girmedi. Davutoğlu,
Erdoğan'ın yakın ve sadık bir müttefikiydi. Ancak bağımsız bir siyasi
altyapısı yoktu ve bu nedenle tamamen Erdoğan'a bağımlıydı.
Davutoğlu'nun bağımsız bir duruşu ve etkisi olamayacağı başbakan olarak
atandığı andan itibaren belliydi. Erdoğan seçilmiş cumhurbaşkanıydı
ancak fiili başbakan olarak hareket ediyordu. Davutoğlu'nun işiyse
Erdoğan'ın isteklerini ve talimatlarını yerine getirmekti."*//(Aydınlık,
12 Mayıs //*2016)*/
*Larrabee*'nin *RAND'*ın Avrupa Güvenliği Masası Şefi olduğunu, ama daha
önemlisi de *CFR*üyesi olduğunu belirtelim.
ERDOĞAN RUSYA'YA KARŞI NATO'YU KARADENİZ'E ÇAĞIRDI
Aslında *ABD'*nin Ankara'daki esas adamının kim olduğunu anlamak için ne
/Foreign Policy/'ye gerek var, ne de *RAND* ve *CFR'*ye. Olgular en
önemli öğretmendir.
Ve en sonuncu olgudan başlayalım: *Erdoğan*, dün katıldığı *10.*Balkan
Ülkeleri Genelkurmay Başkanları Konferansı'ndaki konuşmasında aynen
şöyle dedi: /*"Kısa bir süre önce NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg
ülkemizdeydi, kendisine söyledim; 'bakın dedim, Karadeniz'de
görünmüyorsunuz. Karadeniz'de görünmeyişiniz Karadeniz'i adeta Rusya'nın
bir gölü haline dönüştürüyor.' Karadeniz'i tekrar istikarar havzası
kılmalıyız."*/(Ajanslar, 11 Mayıs *2016)*
Yani /*"Davutoğlu'nu tasfiye ederek Rusya'yla ilişkileri düzelteceği"*/
varsayılan *Erdoğan* açık açık Rusya'ya karşı *NATO'*yu Karadeniz'e
çağırıyor!
Bakınız bu sıradan bir açıklama, sıradan bir taktik değildir; bu bir
stratejik hat belirlemedir. Anımsayalım: *Ergenekon kumpasının sahadaki
en önemli pratik nedenlerinden biri, TSK'nin Rusya'yla anlaşarak ABD ve
NATO'ya Karadeniz'i kapatmasıydı!*
*Şimdi Erdoğan NATO'yu Karadeniz'e çağırarak Ergenekon davasının
hedefini gerçekleştirmeye çalışıyor! Anlayacağınız pratikte hâlâ o
davanın savcılığını yapıyor!*
NATO TÜRKİYEYİ KUŞATIYOR
*Erdoğan*'ın *NATO'*yu Karadeniz'e çağırması sıradan bir taktik
değildir, aynı zamanda Ankara'nın kendi eliyle Montrö'yü de delmesi
demektir!
Son bir kaç ayda gerçekleşen *NATO* eksenli olguları dikkatinize
sunarım: Erdoğanlar Rus uçağını düşürür düşürmez, Türk hava sahasının
aynı zamanda *NATO* hava sahası olduğunu savunarak *NATO'*yu göreve
çağırdı. *Erdoğan* yetinmedi, *NATO'*yu Türkiye-Suriye sınırına da çağırdı.
Sonuç: *Mülteci krizi gerekçesiyle NATO gemileri Ege'de; Suriye
nedeniyle NATO gemileri Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs açıklarında, İskenderun
Körfezi açıklarında; NATO'nun erken uyarı sistemi Konya'da; NATO uçak ve
askerleri İncirlik'te. (NATO radarını zaten Kürecik'e yerleştirmişti.)*
Türkiye'nin Batısı'ndan Güneydoğusu'na kadar *NATO'*yla kuşatılmak
yetmemiş ki, *Erdoğan* şimdi de *NATO'*yu kuzeye, Karadeniz'e çağırıyor!
RUSYA VE KOMŞULARA DÜŞMANLIK, ABD'YE EN İYİ HİZMETTİR
Biliyorum, o yukarıda bahsettiğim /*"efsunlu siyasal iklim"*/ nedeniyle
şimdi yine bazılarınız tüm bu olguları bırakacak ve /*"ama Erdoğan
ABD'nin kara gücü olan PKK'yi vuruyor"*/ diyeceksiniz.
Elbette *TSK'*nin *PKK'*ye operasyonları çok önemlidir, büyük bir
kararlıklıkla sürdürülmelidir; bu operasyonlar Türkiye'nin önünü
açmaktadır. Ama şunu da biliniz: *ABD* emperyalist bir devlettir ve
*PKK* gibi araçlarını stratejik hedefi içinde farklı şekillerde
değerlendirebilir! Ve daha önemlisi, sırf Türkiye *PKK'*ye operasyon
yapıyor diye bu *ABD'*yle savaşıldığı anlamına gelmez!
Olgu diyoruz, açın bakın *ABD* Kongre kararlarını: Türkiye'nin *ABD'*yle
savaştığı varsayıldığı bu son süreçte, *ABD* Kongre kararlarıyla
Türkiye'ye *PKK'*ye karşı kullanması için kaç kez /*"sığınak delici
akıllı bomba"*/ satıldı?
Bakınız *ABD* 24 Temmuz'dan bu yana hem /*"PKK terör örgütüne karşı
mücadele Türkiye'nin hakkı"*/ diyor, hem /*"fakat belli bir aşamasında
yeniden masaya oturun"*/ diyor, ama hem de bu süreçte *TSK'*ye *PKK'*yi
vuracak kabiliyette özel silahlar satıyor. (Tıpkı aynı zamanda *PKK'*ye
de silah verdiği gibi.)
Burada mesele şudur: *ABD'*nin nihai hedefi Ortadoğu'da /*"Büyük
Kürdistan"*/ kurmaktır. *ABD* uzun süreli bu hedefin aşamalarının
önemine göre, araçlarını farklı amaçlarla kullanmaktadır. *Örneğin ABD
Büyük Kürdistan'ın Irak aşaması boyunca hem PKK'yi destekledi ama hem de
Barzani'yi Türkiye'ye kabul ettirebilmek için PKK'nin bir ölçüye kadar
vurulmasına göz yumdu. Sonuç ortada: Türkiye Barzanistan'ın en önemli
hamisi oldu!*
*ABD* aynı taktiği Büyük Kürdistan'ın Suriye aşaması için uyguluyor.
*Washington için Irak'ta dün nasıl Barzani PKK'den daha sıcak önemdeyse,
bugün Suriye'de de PYD sıcak önemde.*
*ABD* bu nedenle hem ısararla *PKK* ile *PYD'*yi ayrı tutmaya çalışıyor
hem de dün Irak'ta yaptığı gibi bugün de *Suriye'de PYD'yi Ankara'ya
kabul ettirebilmek için */*"gönülsüz"*/*de olsa, PKK'nin vurulmasına göz
yumuyor. Üstelik karşılığında */*"İncirlik Mutabakatı"*/*gibi çok önemli
bir stratejik anlaşmayı kopararak...*
Tüm bu gerçeklerin üzerinden atlayarak sırf *PKK'*ye operasyonları
üzerinden Erdoğanlara /*"milli"*/ payesi verirsek, dönüp ondan daha
sağlam /*"vatan savaşı"*/ vermiş olan *Çiller*'i kutsamamız gerekir!
*Asıl olan şu tablodur: Türkiye Erdoğanların yönetiminde Rusya'yla
düşmanlaştırılmıştır, İran'la sahada cephe cepheyedir, Irak'a karşı
Barzanistan'ı desteklemektedir, Suriye'ye savaş ilan etmiştir, NATO'ya
Akdeniz ve Ege'yi açmıştır, şimdi de Karadeniz'e çağırmaktadır,
İsrail'le anlaşmaktadır, İsrail'in NATO'nun Brüksel Karargahı'na
girebilmesi için vetosunu kaldırmıştır, İsrail'le Suriye'ye ortak
operasyonu konuşmaktadır, Suudi Arabistan'la İslam İttifakı kurmuştur,
Türk Ordusu */*"İslam Ordusu"*/*na dahil edilmiştir, Türk Birliği İran'a
karşı Körfez'in güvenliği için Katar'da bir üsse yerleştirilmiştir...*
Bu tablo, *ABD'*ye en iyi hizmet tablosudur!
Sahi, *ABD* ve *NATO'*nun Ankara'daki en has adamı kim?
*Mehmet Ali Güller*
*12 Mayıs 2016*
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160512163613 Oraj Poyraz At Openmail [email protected]
2016/05/13 04:48 5 4 [email protected]
Yasam belirtisinin kokeninde duygulanma vardir; duygulanmanin da
temeli asktir.
Sigmund freud
Resulullah devamla dedi ki :
Bu cevap uzerine , Cehennem ehli her cesit hayirdan umidlerini keserler
; hickirmaya , nedamet etmeye , dovunup yirtinmaya baslarlar
( Tirmizi )
Cehennemle ilgili hadis. Sahihmis bilenler denetlesin.
Levent Erturk : SIZIN DUYGULARINIZ GERCEK MI? EMIN MISINIZ?
En sonunda, insanin devredilemez sandigi her seyin bir degisim araci
oldugu, alisverise konu edildigi ve devredildigi zaman gelmistir.
simdiye dek ifade edilen ama asla takas edilmeyen; verilen ama asla
satilmayan; edinilen ama asla satin alinmayan erdem, sevgi, inanc,
bilgi, vicdan gibi degerlerin, kisaca her seyin ticarete dahil oldugu
zamandir bu. Genel bir yozlasmanin, her seyin satilabilir olmasinin
evrensellestigi ya da politik ekonomi diliyle konusacak olursak, maddi
manevi her seyin pazarlanabilir bir deger haline geldigi ve gercek
degerinin saptanabilmesi icin pazara getirildigi zamandir.
(karl marx)
***
Yukardaki satirlari ne zaman okusam, marx a buyuk adammissin demekten
kendimi alamiyorum.
Gercek, cok acimasiz ve bayagi gorunebilir. Ama ortada bu tablo varsa,
cozum yine ayni tablonun icinden cikacaktir. cagimiz artik bir reklam ve
pazarlama cagidir. ustelik, metanin yani uretilebilen, gercek bir
karsiligi olan somut urunun kendisinden cok; gercek olarak uretilemeyen
her tur duygunun, erdemin, tutkunun, istegin pazarlanmasi daha fazla
kazanc getirmektedir. urunun imaji, urunun kendisinden daha cok deger
kazanmistir. uzerinde x firmanin logosunun oldugu bir ayakkabi diyelim
ki 200 lira bedelle satilabilir. Ama o ayakkabinin temsil ettigi sosyal
sinifa ait imaj dunyasi (diger imajlar ile birleserek) trilyonlarca lira
kazandirir. Marx in ongorusu fazlasi ile gerceklesti. Her sey
pazarlanabilir:
Bir savasta annesi ile birlikte olen cocugun resmi,
Bir insanin hayatindan 2-3 resim alinarak olusturulan tanitim,
Bir dinin ilk temsilcilerinin cektigi cileler,
Bir kahramanin idam sehpasindaki goruntuleri,
Ayni kahraman icin bestelenen sarki,
Bir depremde enkazin altinda kalan bebegin tanitimi ...vs
Ve elbette... sevgi, ask, cesaret, kahramanlik, fedakarlik, dindarlik,
annelik, cocuk masumiyeti, doga sevgisi ...akliniza gelebilecek her tur
duygu ustalikla pazarlanabilir ve pazarlanmaktadir; ustelik alicilari da
cok fazladir.
Bir suru ah vah edebiyati ile dolu bos sozleri birakip, yasadigimiz
dunyanin gercekligini en acimasiz sekilde gormek isterseniz, bu kitabi
okuyun derim: jean baudrillard. Simulakrlar ve simulasyon .
Cagimiz bir sanal gerceklik cagidir, hatta o sanal gercekliklerin
yeniden simule edilerek olusturuldugu hiper gerceklik cagidir. Sanal
gerceklikte, gosterenin , yani imgenin gonderme yaptigi bir gerceklik
vardir. ornegin bir gul imgesinin gonderme yaptigi gercek bir doga
vardir. Hiper gerceklikte o bile yoktur. Hiper gercekligin imgeleri,
gerceklikte hicbir karsitligi bulunmayan diger imgelere gonderme
yaparlar ve bu durum boyle surer gider. Kendi kendini doguran anlam.
Baudrillard bu durumu reklamlarda anlamin hicligi bolumunde cok guzel
anlatmis.
Turkiye de ise durum daha da beterdir. Avrupa ve abd medeniyetlerinde
carpikliklar olsa dahi, tum bu surecin alt yapisina sahip olan bir
medeniyet, kendi icinden ciddi dusunurler ve cozumler cikarabilir. Oysa,
bu bilimsel ve teknolojik sureci yasayamamis, hep ithal etmek zorunda
kalmis, dolayisi ile felsefesini de gelistirememis bir ulkede verilen
tepkiler hep alaturka, vicik vicik ucuz duygu edebiyati ve bol bol
gozyasi ile cevrili olacaktir.
Neler oldugunu anlayamadi kucuk elif. Minicik bedeni soguk taslarin
ustune yapisti. Cocuklugu, hayalleri, umitleri orda kaldi.
Yalan, yalan, yalan. Arka plandaki olumun ve acinin kendisi dogru olsa
dahi, pazarlanmasi ve islenmesi bastan asagi yalan. Acinin simule
edilmesi ve tekrar tekrar kullanilmasi cagimizin bir gercekligidir. Bir
sure sonra, elif in bedeninin kendisi unutulur, geriye goruntusu kalir;
hatta o bile unutulur, geriye bir kac parmak hareketi, iki uc photoshop
posteri veya buna benzer sekilde ifade edilen protesto kirintilari
kalir. Zaten o arada piyasaya yeni elif, osman, Ilker, funda goruntuleri
gelir. Atolye her zaman hazirdir.
Bu durum, insanin kendine yabancilasmasidir ve kacinilmaz bir
gercekliktir. Bir insanin diger bir insani oldurdugu bir durum,
televizyonda canli yayinda sunuluyorsa ve ancak 2-3 dakikaligina, bir
sofra basinda oylesine seyrediliyorsa, her tur gercek duyguya
yabancilasma kacinilmazdir.
Simdi geliyorum asil aci verici soruya. Sorunun cevabini bana vermeyin,
ben kimsenin yargici degilim. Sadece kendi vicdaniniza cevap verin.
Siz, kendi duygularinizin gercekliginden emin olabilir misiniz?
Ben emin degilim. Artik emin olamiyorum. Bu yuzden buyuk konusmak
istemiyorum. Kimseyi elestirmiyorum, bu genel bir durum degerlendirmesidir.
Akliniza gelebilecek her seyin sanala donustugu bir dunyada, insan
duygularinin da sanallasmasi kacinilmazdir. Bunda ayiplanacak hicbir sey
yok. Zira hepimiz tv, sinema, basin, internet, cep telefonlari,
etrafimizi saran milyonlarca ic alan (indoor) ve dis alan (outdoor)
reklam araclari ile muthis bir bombardimana tutulmaktayiz. Sokaga cikip
1-2 saat dolastiginiz, sonra evde biraz tv seyrettiginiz ve internette
iki uc mesaj yazdiginiz sakin bir gunde bile 25-40 bin arasi degisen
reklam mesaji alirsiniz. Bunlarin tamamina yakinini farkedemezsiniz ama
bilincaltiniza mesajlar pompalanir. Bunu butun reklamcilar bilirler.
Durum o hale gelmektedir ki, insanin kendisi dahi artik sadece bir
imgedir. Gercekligini gormeden, bilmeden seveceginiz, hayran kalacaginiz
veya kufur edeceginiz bir imge. Ister istemez herkes bu surecin icinde
yer alir. Hatta surece karsi cikiyor bile olsa.
Bir sure sonra, akliniza gelebilecek en acikli sahne bile; o sahneyi
sunanla, sahneyi alanin ortaklasa sergiledikleri duygusal bir
masturbasyona donusecektir. Yasanan da zaten budur.
Sistem, kendi cocuklarini yemekten bile cekinmez.
Tek basina kimsenin sucu yok ve kimse tek basina kurtarici olamaz. cok
mu acimasiz yaziyorum?
Baudrillar in kitabindan ufak bir alinti yapmak isterim:
Simulasyon her zaman icin gercege saldirmaktan yanadir. Sisteme karsi,
kuskunun oldugu yerde en emin yol budur. Bu, giderek icinden cikilmaz
bir duruma donusmektedir. Bunu basarmasini saglayan sey ise, bizi
cevreleyen gercegin tepkisizligidir. Artik, bundan boyle sanal
gercekligin uretildigi sureci yalitabilmek imkansizlastigi gibi, gercegi
kanitlayabilmek de imkansizlasmaktadir.
Maalesef daha fazla alinti yapamiyorum. Aslinda kitabin her sayfasi
birbirinden degerli. Konuya mecburen yalap sap degindim.
Her yeri ve her seyi kana buladiktan sonra, ayrica bunu ambalajlayarak
yeni bir urun seklinde size sunanlarin ilk istedigi sey, sizin
tepkilerinizin gercek degil sanal olmasidir. Iste bu yuzden, oncelikli
olarak, gercek tepkiler siddetle bastirilir. Asker, polis, gonullu
muhafizlar vs araciligi ile, gercekligin kendisine acimasiz bir savas
acilir. Buna elbette medya da katilmaktadir. Bir sure sonra, o sistemin
yoneticileri ve dogrudan savas planlarini yapanlar; idealist bir lider,
halklarinin koruyucusu, dindar ve ahlakli ornek sahsiyetler olarak
parlatilirken, en basit haklarini arayan insanlar birer canavara
donustururler. Geri kalanlar ise sindirilir. Bunun ardindan,
yonetenlerin hicbir sekilde korkmayacagi, hatta destekleyecekleri bir
duygusal rahatlama sureci baslar.
Iste bu ve benzer sebepler yuzunden, ben ah caniiim, nasil da kiymislar
yavrucaga seklinde tepkiler veremiyorum artik. Icimin buz gibi
sogudugunu soyleyebilirim. Cunku sunu biliyorum ki, istisnaslar
haricinde; tum bunlar, her seyden habersiz cocuklarin, onlari
oldurenlerin, oldurdukten sonra arkalarindan aglayanlarin, sonra tum bu
olaylari verilmek istenen mesaja gore yeniden kurgulayanlarin, nihayet
mesaji alip aglayanlarin ..herkesin katildigi sanal bir sahnedir.
Belki bir cozum olabilir.
Nasil ki, gercekligin kendisinden bikip sanala siginiyorsak;
Bir gun tum bu sanal senaryolardan bunalan insanlar, arka plandaki
duygularin samimi oldugu yeni bir gerceklige yol verebilirler.
Simdilik oyuna devam...
Saygilar
(not: meraklisi icin kitap kaynagi: jean baudrillar. Simulakrlar ve
simulasyon. Dokuz eylul yayinlari.)
Levent Erturk [email protected] >
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.