Ülkemizde biriken mülteciler on yılın değil, bin yılın sorunudur.

Ve şunu açıkça bir kere daha söylemek lazım.
Bu soruna Türk halkının politik tercihleri sebep olmuştur.
Neo-Osmanlı fütuhatının kitlesel insani sorunlara yol açması kaçınılmazdı.
Türk halkına Neo-Osmanlı ideali altı genel seçim, bir Cumhur-başkanı(!?)
seçimi, bir anayasa refarandumunda soruldu.
Halkın bu konudaki kararı net ve kesindir.
Bu gün dahi aynı soru yine sorulsa benzeri bir sonuç ortaya çıkacak gibidir.

O halde bu vakitten sonra ovunmanın, dövünmenin bir yararı yok.
Evet, kurunun yanında yaş misali bizlerde halkın tercihlerinin bedeline
ortak olacağız.

Ancak, bilmek ve kabul etmek lazım.
Siz ettiniz, siz buldunuz.

Ülkemizde halkın önemli bir bölümünün canla başla yıkmaya çalıştığı
statüko hem ülkemiz, hem de bölgemiz için olabilecek en iyi barış ve
refah formülüydü.
Bunun yıkılmasının etkileri olacaktı elbette.

Bir de yıkılanın yerine ne konacak?
İşin o tarafı henüz muallakta.
Öne sürülenler muallaktan daha da berbat.
Keşke zarardan en kısa zamanda dönebilsek!

Oraj POYRAZ([email protected] / [email protected] /
[email protected] <mailto:[email protected]> )
           L2fSIJNoA0xfSNxA     


------------------------------------------------------------------------
bayrak


  *İBRAHİM VARLI : Mülteciler; ne yapmalı, ne yapmamalı?*

*05.04.2016 08:52 [email protected]*

*Türkiye hiçbir zaman mülteci ülkesi olmadı. Coğrafi konumu nedeniyle
bugüne kadar hep bir transit ülkeydi. Batı’ya kaçmak isteyenlerin
sığındıkları geçici bir liman. Bu nedenle hiçbir zaman gerçek manasıyla
Batı’dakine benzer bir mülteci sorunuyla karşılaşmadı. Taki AKP
Türkiyesi mezhepçi dürtülerle Suriye savaşına müdahil olana dek.*

*Komşu ülkedeki iç savaşı kışkırtan, milyonlarca Suriyelinin yerini
yurdunu terk etmesine neden olan yeni Osmanlıcıların, **/*"açık
kapı"*/**politikası nedeniyle ülke mülteci sorunuyla kısmen de olsa
karşılaştı. Suriye savaşının başlangıcıyla beraber
**/*"misafir"*/**olarak kabul edilen mülteciler, savaşın çıkmaza
girmesiyle artık kalıcılaştılar. Ülkeye gelen milyonlarca Suriyelinin
varlığı arttıkça, sorun akutlaştı.*

**

*/*<http://www.birgun.net/haber-detay/haftanin-oykusu-siradan-insanlarin-siradisi-seysi-enistesi-85545.html>*/
Dün yani 4 Nisan itibariyle ise artık yeni bir dönem başladı. Başbakan
Davutoğlu’nun **/*"Kayseri pazarlığı yaptık, iyi oldu"*/**sözleriyle
duyurduğu Geri Kabul Anlaşması kapsamında ilk mülteci kafilesi geri
gönderilmeye başlandı. Brüksel ile üç milyar avro karşılığında yapılan
**/*"kirli"*/**anlaşma sonucunda artık bizim de nur topu gibi bir
mülteci sorunumuz oldu. Yeni Osmanlıcılar üç milyar avroya Türkiye’yi
***‘mülteci cezaevi’***ne çevirdiler!*

*Zorla geri gönderilen ve de gönderilecek mültecilerin akıbeti meçhul!
Avrupa’ya geçişlerine izin verilmeyecek mültecilerin kaçtıkları ülkelere
gönderilmeleri de söz konusu olmayacak. Zorunlu istikamet Türkiye. Sorun
da tam burada başlıyor. Hiçbir altyapı çalışması tamamlanmadığı gibi,
mültecileri Türkiye’de zorlu bir süreç bekliyor olacak. Güvenlikten
sağlığa, barınmadan eğitime. Suriyelilerin statüsünün hâlâ belirsiz
olması ve kamp dışında yaşayan Suriyelilere ne olacağı sorusu hâlâ
cevapsız. Ve bu haliyle ülkenin bu sorunun altından kalkması mümkün
görünmüyor.*

*• • •*

*Mülteciler sorununu Suriye savaşının kirli politikalarından bağımsız
ele almak yanıltıcı olur. İktidar önce mültecileri araçsallaştırarak
uluslararası bir koz olarak kullandı. Bu vesileyle hem seçimi kazandı
hem de Batı kamuoyunda yerlerde sürünen kredibilitesini yeniden tesis
etti. Ardından da ilk fırsatta kasaba tüccarı edasıyla mültecileri adeta
bir kurbanlık koyun edasıyla Brüksel’e sattı.*

*Bu satışın faturası ağır olacak. Nisan 2011’de başlayan Suriye’deki
savaş ile birlikte, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük göç
dalgasıyla karşı karşıyayız. Bu savaş nedeniyle 6 milyona yakın Suriyeli
ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Resmi verilere göre 2 milyon 750 bin,
gerçekte ise 3 milyon Suriyeli Türkiye’ye sığınmış durumda. Suriyelilere
ek olarak Afganistan, Irak, Eritre, Somali, İran ve Yemen gibi
savaşların parçaladığı ve insan hakları ihlallerinin sık yaşandığı
ülkelerden gelen, uluslararası koruma ihtiyacı olan yaklaşık 250 bin
kadar mülteci de Türkiye’de yaşıyor.*

*Bugüne kadar halının altına süpürülen sorunlar artık bu şekliyle
kamufle edilemeyecek. Mültecilerin kalma süresi uzadığında, toplumun
kabullenme kapasitesi zaman içerisinde değişir. Birkaç yıl içerisinde
toplumun mültecilere karşı algıları değişecektir. Maalesef ki.
Milliyetçi şoven çevrelerin yönlendirmesiyle birlikte toplumdaki anti
mülteci duygular görünür bir şekilde kendisini dışa vuracaktır.*

*• • •*

*Sadece mülteciler açısından değil demokratik toplumu, ilerici güçleri,
sol-sosyalist çevreleri de zor bir süreç bekliyor olacak. Ülkenin birçok
bölgesinde mültecilere yönelik yapılacak provokasyonlara, yerel halk ile
sığınmacılar arasında yaşanacak olası gerginliklere hazırlıklı olmak
gerek. Tam da burada dikkatli olunmalı. Hükümetin mültecileri bir
pazarlık aracı olarak gören yanlış politikaları kıyasıya eleştirilirken,
mülteci düşmanlığına düşülmemesine azami dikkat gösterilmeli. Maraş ve
Dikili’de yaşananlar sorunun hassasiyetini bir kez daha gözler önüne
seriyor.*

*Ne yapmalı? AKP hükümetinin **/*"kirli"*/**pazarlıkçı politikaları her
fırsatta deşifre edilmeli. Ancak bunları yaparken hükümete rağmen
halkların kardeşliğini toplumların birlikteliğini savunan, sınıfsız,
sınırsız bir dünya tahayyül edenler her koşulda mültecilerin sorunlarına
sahip çıkmalı. Bir takım zümrelerin kışkırttığı veya kışkırtacağı
ulusal, kültürel ve dinsel farklılıklara dayalı ayrımcılığa ve
önyargılara karşı uyanık olunmalı.*

*Peki ne yapmamalı? Sapla samanı ayırt etmek gerek. Yabancı
düşmanlığına, göçmen karşıtlığına izin verilmemeli. Suriyeliler başta
olmak üzere ülke genelindeki mültecilerin çeşitli gerekçelerle hedef
haline getirilmesine karşı çıkılmalı. Unutulmamalı ki mültecileri
şeytanlaştırmak **/*"göçmen düşmanı"*/**tonlu ırkçılığa alan açmak
anlamını taşır. Bu tuzağa sakın düşmemeli!*

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160405104758 Oraj Poyraz [email protected]
2016/04/05  14:48 5  4  [email protected]

 

Buyuk adamlarin hatalari gunes tutulmasina benzer, onlari herkes gorur.

Cucong

Kahrolasi insan ne nankordur (inkarcidir) (ABESE 80/17)
O size istediginiz her seyden verdi.
ALLAH in ni metlerini sayacak olsaniz sayamazsiniz.
Dogrusu insan zalim ve keffardir (nankordur) (IBRAHIM14/34)

Muhammed in Hitap Ettigi Ayetler

Aslinda bu makaledeki esas konumuz yukarida ele alinandan cok daha
dusundurucu: Muhammed in agzindan cikan ayetler!
11. Hud Suresi, 2. ayet:
Bu Kitap Allah tan baskasina ibadet etmemeniz icin indirildi. Kuskusuz,
ben size O ndan gelen bir uyarici ve mujdeciyim.
Acik sekilde gorulmektedir ki bu ayette konusan Muhammeddir. Bir gaf
yaparak ayeti kendi dilinden yazdirtmistir.
Bu gafi farkeden ama ortmeye calisan kimi mealciler (Kuran i Turkceye
ceviren yazarlar), ayetin orijinalinde bulunmayan de ki sozcugunu meale
parantez icinde koymaktadirlar:
(De ki: Bu Kitap) Allah tan baskasina ibadet etmemeniz icin (indirildi).
Suphesiz ki ben, onun tarafindan size (gonderilmis) bir uyarici ve
mujdeleyiciyim.
Kuran meali kitaplarinda parantez icinde yazilan kelimeler, Bu sozcukler
Kuran in orijinalinde yok ama siz Kuran i daha iyi anlayasiniz diye bunu
ekledik anlamina gelmektedir. Yukaridaki mealde de ayetteki carpiklik
ortulmek istenerek orijinalde bulunmayan de ki sozcugu parantez icinde
eklenmistir.
Toplam yedi ayetten ibaret olan Fatiha Suresi de ayni mahiyettedir:
1. Rahman ve rahim olan Allah in adiyla.
2. Hamd (ovme ve ovulme), alemlerin Rabbi Allah a mahsustur.
3. O, rahmandir ve rahimdir.
4. Ceza gununun malikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalniz senden medet umariz.
6. Bize dogru yolu goster.
7. Kendilerine lutuf ve ikramda bulundugun kimselerin yolunu; gazaba
ugramislarin ve sapmislarin yolunu degil!
Gene pek acik gorulmektedir ki ayetler Allah in dilinden yazilmamistir.
Allah, siz bana boyle dua edin de dememistir. Fatiha Suresi nde konusan
kisi belli ki bir insandir. O halde hitapda gaf yapilarak acik verilmistir.
Benzeri durum Zariyat Suresi nin 50. ve 51. ayetlerinde de soz konusudur:
50- O halde hemen Allah a kacin; haberiniz olsun ki, ben size ondan
gelen acik bir uyariciyim.
51-Allah la beraber baska bir tanri uydurmayin; haberiniz olsun ki ben
size ondan gelen acik bir uyariciyim.
Pek aciktir ki bu Kuran ayetlerinde konusan Allah degil Muhammedin
kendisidir.
Peki o donemlerde bunlari farkedenler yok muydu? Neden Muhammed e inandilar?
Birincisi o donemde okuma-yazma orani o kadar dusuktu ki bu ayetleri
inceleyeyebilecek insan sayisi cok azdi.
Ikincisi, bu ve benzeri carpikliklari farkedip dile getirilenler
kafirlikle, munafiklikla, zindiklikla suclanip asagilaniyordu. Hatta
Muhammed i sadece elestirmekle kalan sair Ka b Bin Esref gibiler bile
bunu canlari ile odemistir. Dolayisiyla gercegi soylemek cok tehlikeliydi.
Ucuncusu, toplumsal statusu iyi olan muhalifler kalpleri Islama
isindirilmak adina rusvet verilerek susturuluyordu (bkz. Turan Dursun un
Rusvetle Musluman Olanlar adli makalesi).

http://www.turandursun.com/bilgi-arsivi/biliyormuydunuz/668-muhammedin-hitap-ettigi-ayetler


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap