Bu konuyu biraz açmak istiyorum.

Temel muhasebe tekniği açısından bir işletmenin dört ana muhasebe
kategorisi vardır.

*Gelirler ve giderler*, *varlıklar ve taahütler*.

Gelirler işletmeye nakit girişi sağlar, giderler de nakit çıkışı anlamı
taşır. Maaşlarımız, kira ve akar gelirlerimiz, ürün ve hizmet satışından
elde ettiklerimiz hep gelirdir. Tam tersine ödediğimiz kiralar, okul
taksitleri, gıda masrafları kısacası satın aldığımız ürünler ve
hizmetler için ödediklerimiz hep giderdir.

Varlıklarımız sahip olduğumuz arabalar, evler, tarlalar, mücevherler ve
bunun gibi menkul, gayri menkul ve nakitlerden oluşmak üzere bütün
varlıklarımızdır.

Taahütler ise sonradan ödemek üzere taksitli borçlanmalar, visa
borçlanmaları, imzaladığımız senetler, çekler ve buna benzer şekilde
ileride karşılamayı taahhüt ettiğimiz bütün sorumluluklardır.

Gelirler giderlerle bir denge oluşturur. Varlıklar da sorumluluklarla
karşılık olarak bir denge oluşturur.

Gelir gider dengesinin negatif olduğunda zamanla varlıklar azalır
ve/veya sorumluluklar artar. Açıkçası gelir gider arasındaki fark ya
varlıklarımızı satarak ya da borçlanarak kapatılabilir. Gelir gider
dengesinin çok uzun sürelerle negatif olması sonunda varlıkları
tüketebilir, ya da sorumluluklarımızı varlıklarımızı aşacak şekilde
artırabilir. Uzun vadede gelir gider dengesizliği her zaman iflasla
sonuçlanır.

Varlıklarınızın sorumluluklarınıza karşılık artması zenginleştiğinizi,
azalması ise fakirleştiğinizi belirtir.

Sorumluluklarımızın varlıklarımızı aşmış olması muhasebe iflasıdır.
Muhasebe kayıtlarında görülen iflasın fiili iflas şeklinde belirlenmesi
zaman alır. _*Bir işletme fiili iflasını yıllarca gizleyebilir*_. Bunu
sağlamak için kullanılan temel yöntem *_borcu borçla kapatmak_*tır. Bu
sadece gerçek iflası ötelemeye yarar.Gerçek iflası ötelemek borçlanma
miktarını artırdığından sadece gerçek iflas ortaya çıktığında durumu
daha da ağırlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz.

Fiili iflas ne zaman ortaya çıkar. İşletme ya da patron borçlarını
ödemekte zorluklar yaşamaya başladığında, gecikmeler, icra takipleri,
mafya kurşunları baş gösterdiğinde anlaşılır. Çok zaman önce, çoğu zaman
aylar önce gerçekleşmiş olan muhasebe iflası artık gerçeklik kazanmıştır.

*İflas bütün varlıklarımızı yitirdiğimiz halde hala daha borçlu kalma
durumudur.* Kölelik çağında iflasın tek bir sonucu vardır. Köle
olursunuz. Ya da aile efradından bazılarını köle olarak satmak zorunda
kalırsınız. Evet, çağımızda kölelik yasal olarak kaldırılmıştır. Modern
çağın mali mevzuatı borcundan başka hiçbir şeyi kalmayanlardan daha
fazla alacak takibi yapılmasına imkan vermemektedir. Ancak, bilmek
gerek, bu yüzyılda dahi hala daha alacaklılar borçlarından başka hiç bir
şeyi kalmamış insanları, toplumları ve devletleri alacaklarını tahsil
için zorlamaya devam etmektedir. Şerefli insanların iflaslarını idrak
ettiklerinde intihara yeltenmeleri bu yüzdendir. Şerefsiz, onursuz
insanlar ise köleliğe, aşağılanmaya, onur kırıcı muamelelere katlanmak
zorunda kalacaktır. Kölelik çağından bu yana bu durum hiçbir şekilde
değişmemiştir.

Böbreğini, organlarını satan insanlar, karısını, kızını satan insanlar,
günlük nafakasını hırsızlık, yağmayla temine çalışan insanlar bu sürecin
sonuna ulaşmış insanlardır. Ülke bazlı baktığımızda Yunanistan’a Egedeki
adalarınızı Türklere satın demek, Türkiye’nin borç verenlerinin
baskısıyla sınırlarının değiştirilmeye zorlanması da bu anlamı taşır.

Gelelim Türkiye’ye rapor Türkiye‘nin geçen yıllar içinde
sorumluluk/varlık dengesinin iyileşmediğini tam tersine bozulduğunu
söylüyor. Biraz daha açarsak, geçen yıllar içinde negatif gelir gider
dengesi nedeniyle oluşan açıklar temelde iki şekilde karşılanmıştır. Ilk
olarak ülke varlıkları satılmıştır. Ve şimdi kamu maliyesinin elinde
satılabilir varlıklar son derece azalmıştır. Bundan sonra satılacak
varlıkların satıldığını halk bunu çeşitli sıkıntılarla hissedecektir. Ya
da elde kalan varlıklar ülkenin nakit ihtiyacını karşılamaktan uzaktır.
İkinci olarak ülkenin borç envanteri artmıştır. Aynı zamanda vadeler
giderek kısalmıştır.

Artık ülkenin gelir gider dengesinde yaşanması muhtemel en ufak bir
aksaklığa dahi tahammülü yoktur. Varlıklar tükenmiş, sorumluluklar ise
karşılıksız kalmıştır. Alacaklılarla borcun yeniden yapılandırma
anlaşması yapmak, onları buna ikna etmek gerekecektir. Alacaklılar ise
daha yüksek faiz geliri karşılığında borcun vadesini uzatabilirler.
Yunanistan’ın yaptığı tam olarak budur. Yunanistan borçlarını daha ağır
şartlarla yeniden yapılandırmayı kabul ederek sorunu bir süre için
öteleyebilmiştir.

Peki ya Yunanistan borcunu yeniden yapılandırmakta başarısız kalsaydı ne
olurdu? Tıpkı bir işadamı, ya da işletmeye ne olursa aynısı olurdu.

Alacaklıların yapacağı iki şey vardır. Ilk olarak zararın neresinden
dönülürse kardır denilerek, bir kara delik haline gelmiş
işletmeye/ülkeye borç vermeyi hemen durdurmaları gerekecekti. Bu durumda
ülkeye para girişi duracak, döviz eksiği nedeniyle ithalat
yapılamayacak, ithal girdi kalemleriyle yapılan ihracat duracak, ülke
dışındaki nakit varlıklarına el konulacak, kamu görevlilerinin ve
emeklilerin maaşları ödenemeyecek, bankacılık ve visa sistemi çökecekti.
Yerli parası olmadığından ülkenin iç ekonomisin döndürmek için gereken
para dahi sağlanamadığından iç ekonomi karteli delinmiş bir araba gibi
bir anda yatak saracak, her şey bir anda duracaktı. Yunanistan bunu daha
önce yaşamıştı. Türkiye de tamamen başka sebeplerle buna benzer ekonomik
sonuçları ülkenin 5 cent’e muhtaç olduğu yıllarda yaşamıştı. SSCB
yıkılırken eski doğu bloku ülkeleri daha da ağırını yaşamıştı. Bu
nedenle böylesi bir durum nasıl olur anlamak çok zor olmaması gerekir.

Ikinci olarak ya zorla ya güzellikle ve er ya da geç ortada duran
borçları ödetmek. Güzellikle ödetmek daha ağır şartlarla borcun
yapılandırılmasıdır. Yunanistan ve Osmanlıya, hatta 80‘lerin Türkiyesine
uygulanan Duyun-u Umumiye yöntemleri bu kabildendir. Bu durumda *borç
veren ülke maliyesine mutlaka nezaret eder.*

Zorla ödetmek ise mafyöz yöntemlere başvurmaktır. Ülke bazında bu her
şiddette ekonomik operasyondan başlar, gun-boat politikasından, her
şekilde ve dozda politik ve askeri müdahaleye kadar uzanır. Osmanlı‘nın
1nci Dünya Savaşı sonrasında tasfiyesi bu anlamda tam bir iflas masası
örneğidir.

Peki ya ne yapmak lazım? Çok basit. *İlk ve ilkesel olarak kamu ya da
özel kesimde, kişisel ya da işletme bazında asla ve de kat’a gelir gider
dengesizliğine müsaade etmemek*, çok lazımsa bu durumu çok kısa
sürelerle katlanılan geçici bir durum hali olarak kabul etmek. Daha
iyisi, gelir gider dengesinin her zaman fazla vermesini sağlamak. Ve
böylece zaman içinde sürekli olarak varlıklarımızı artırmaya,
sorumluluklarımızı azaltmaya çalışmaktır.  Türkçesi her zaman gelirlerde
sağlanacak artış, giderlerde sağlanacak tasarruf, varlıklarda artışla,
taahhütlerde azalmayla ve böylece zenginleşmemizle sonuçlanacaktır.

Temel muhasebe kavramları, gelir-gider dengesi, varlık-sorumluluk
dengesi, fiili ve muhasebe iflasları, fakirleşme ve zenginleşmenin
muhasebede ve gerçek yaşamdaki karşılıklarının neler olduklarını her
yaştan, her çeşit insana öğretilmesi gerçek bir sorumluluktur.

Bakteriler dahi temel muhasebe tekniklerine ve ilkelerine uygun şekilde
yaşamaktadır. Tek hücreli ya da çok hücreli, gelişmiş ya da ilkel bütün
canlılar temel enerji girdilerini ve çıktılarını, enerji depolarını
pozitif bir dengede tutmak zorundadır. Aksi halde bütün organizmalar
ölümle tanışır.

Evet, şakası yoktur, iflas şerefsizlik, onursuzluk, kölelik ve ölüm
demektir. Uzun süredir  oy kullanmaya alışmış olan Türkçe konuşabilen
Anadolu ve Trakya halkları kullandıkları oyun karşılığının böylesine
ağır olabileceğini bilmeli.

Siyaset, politika bir oyun, bir eğlence değildir. Canı istediği için,
nedenleri ve nasılları bilmeden, merak etmeden, sadece hoşuna gittiği
için, sempati, antipati sebepleriyle oy kullanan toplum aslında intihar
etmektedir..

Bir inatlaşma alanı hiç değildir. Solculara inat, sağcılara inat, şuna
inat, buna inat oy kullananlar sadece kendilerine zarar vermektedir.

Halkın hiç değilse orta seviyede bir basiretli tüccar gibi temel
muhasebe kavramlarının ışığında tercih üretmesi devletin, milletin
birlik ve bekası, huzur ve güveni için temel bir zorunluluk haline
gelmiştir.

Oraj POYRAZ([email protected] / [email protected])           
L2fSIJNoA0xfSNxA     

------------------------------------------------------------------------


  /*IMF raporu:*/ Türkiye 18 yılda döviz borcunda*'iyileşme'*
  sağlayamayan tek ülke
  
<http://haber.sol.org.tr/turkiye/imf-raporu-turkiye-18-yilda-doviz-borcunda-iyilesme-saglayamayan-tek-ulke-124178>

/*AutoResizeImage.mailbox:///Z:/PortableApps/ThunderbirdPortable/Data/profile/Mail/neomailbox.net/Templates?number=16055116&part=1.2*/
<http://haber.sol.org.tr/turkiye/imf-raporu-turkiye-18-yilda-doviz-borcunda-iyilesme-saglayamayan-tek-ulke-124178>Hürriyet
yazarı Uğur Gürses, IMF'nin geçtiğimiz hafta yayınlanan raporuna göre
döviz borcunda 1995'ten bu yana /*"iyileşme"*/ sağlayamayan tek ülkenin
Türkiye olduğunu açıkladığını yazdı.

Pazartesi, 27 Temmuz 2015 09:48

Hürriyet gazetesi ekonomi yazarı Uğur Gürses, Uluslararası Para Fonu'nun
(IMF) geçtiğimiz hafta yayınladığı raporu köşesine taşıdı. Gürses,
raporda 2013 itibariyle net döviz borç varlık oranında 1995'e göre
iyileşme sağlayamayan tek gelişen ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekti.

Uğur Gürses, yazısında /*"IMF’nin tablolarına göre, 1995-2013 arası
dönemde çoğu gelişen ülkede döviz rezervlerinin de hesaba dahil edildiği
*//*‘net borç varlık pozisyonunda’*//*iyileşme olurken, Türkiye, Polonya
ve Macaristan’da büyük ölçüde olumsuz bir yerde kötüleştiği
anlatılıyor"*/ ifadelerine yer verdi.


    Gürses’in yazısı şöyle:

IMF’nin geçen hafta yayımladığı raporda, 2013 itibariyle net döviz borç
varlık oranında 1995’e göre iyileşme sağlayamayan tek gelişen ülkenin
Türkiye olduğu işaret ediliyor. Rapora göre bu da, sermaye akımlarında
*‘ani duruş’* tehlikesine karşı ülkeyi kırılgan yerde tutuyor.

<http://haber.sol.org.tr/>1990’lı yıllar, Türkiye gibi gelişen ülkeler
için kriz yılları idi. Daha açık hali ile döviz krizleriydi bunlar. Bu
dönemde krize girmeyen gelişen ülke yok gibiydi. Aradan 20 yıl geçtikten
sonra 2010’lu yıllara gelişmiş ülke krizleri ile girdik. Bu krizlere
önlem olarak çeşitli politikalar uygulandı; ABD, AB, Britanya ve Japonya
gibi gelişmiş ülkelerde bolca para basıldı. Hem bu önlemlerin, hem de bu
önlemlerden çıkış süreçlerinde diğer ülkelere, ama esas olarak gelişen
ülkelere etkili biçimde yansımalar oldu. Bolca basılan paralar gelişen
ülkelere gidip yüksek büyüme sağlarken, borçluluk arttı. Gelişen
ülkelerin ulusal paraları değerlendi.

Şimdi durum değişiyor. ABD faizleri yükseltmeye başlarken, doların
güçlenme patikasına girişi söz konusu. Peki, bizim gibi gelişen ülkelere
nasıl yansıyacak?

IMF bir süredir, *‘taşma etkisi’* (Spillover) olarak tanımladığı
çerçevede rapor yayımlıyor. Sonuncusu birkaç gün önce yayımlandı. Rapor,
doların güçlenmesinin gelişen ülkelere nasıl yansıyacağını inceliyor.

Genel olarak gelişen ülkelerin 1990’lı yıllara göre oldukça iyileştiği
vurgusu, raporun olumlu açısı. Olumsuz tarafı ise bizi ilgilendiriyor;
1995’e göre tüm gelişen ülkeler kırılgan taraflarını iyileştirirken,
Türkiye’nin de aralarında olduğu 3 ülkede geriye gitmiş, kötüleşmiş.

IMF, tarihsel olarak sert dolar değerlenmesinin olduğu dönemlerde
gelişen ülkelerde de krizlerin arttığına işaret ettiği raporda; aradan
geçen zaman içinde gelişen ülkelerin hem döviz cinsi borçlanmalarını
azalttıklarını, hem de döviz rezervlerini güçlendirdiklerine dikkat
çekilerek, eskisine göre yani 1995’e göre daha az kırılgan oldukları
vurgulanıyor. Ancak, doların güçlenmesine bağlı potansiyel
kırılganlıkların hâlâ mevcut olduğuna işaret ediliyor. Kimi gelişen
ülkelerde, tüm bu iyileşmelere karşın dolar cinsinden hâlâ kayda değer
döviz pozisyon açıklarının (dolar yükümlülüklerinin varlıklarından fazla
olması) bulunduğu not düşülmüş. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.

IMF’nin tablolarına göre, 1995-2013 arası dönemde çoğu gelişen ülkede
döviz rezervlerinin de hesaba dahil edildiği *‘net borç varlık
pozisyonunda’* iyileşme olurken, Türkiye, Polonya ve Macaristan’da büyük
ölçüde olumsuz bir yerde kötüleştiği anlatılıyor. ‘Net borç varlık
pozisyonu'; döviz cinsi borç ve varlıklar ile yabancıların yerel para
birimi cinsinden tuttukları borçlanma senetleri ve döviz rezervlerinin
netini ifade ediyor. Sadece döviz cinsi dış borç varlık pozisyonunda ise
iyileşme sağlayamayan tek ülke var; Türkiye.

IMF, bunun neden önemli olduğunu şöyle açıklıyor; o ülkelerde dış
borçları yapanların dış varlıkları elinde tutanlarla aynı
olmayabileceği, bu yüzden de büyük dış borçların sermaye akışlarındaki
*‘ani duruş’* ya da döviz piyasalarındaki likidite kuruması durumunda
ülkeleri borç çevirme riski altına sokacağı vurgulanmış. Bu tablo
Türkiye’de öyle; şirketler dış borç ve döviz borçlusu, rezervler Merkez
Bankası’nın. Ama bu rezervlerin yarısından fazlası da bankaların kısa
vadeli borçlanması ile tesis edilen zorunlu karşılıklardan oluşuyor.

IMF, geçen yıl yaptığı uyarıları bu yıl da tekrarlamış; şirketler
kesiminde borçların GSYH’ya oranının birçok ülkede arttığını, yüksek
kaldıraçlı borç yapısı olan şirketlerin aynı zamanda yüksek döviz riski
taşıdığı vurgulanıyor. Yüksek borç yükü ve düşük borç ödeme
kapasitesinin, şirketler kesiminin makroekonomik ve finansal şoklara
olan hassasiyetini de artıracağı anlatılmış.

Son bir nokta da, döviz borç pozisyonun kompozisyonu ile ilgili. Döviz
borçları ağırlıkla dolardan oluşan ülkelerin dolardaki değerlenme
sürecinden olumsuz etkilenecekleri; burada da büyük dolar açık
pozisyonları nedeniyle Türkiye ve Macaristan’ın adları etkilenecek
ülkeler olarak sayılıyor.

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150727095458 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/07/27  15:30 4  58  1 undefined [email protected]

 


-- 

Bir sanat eserini yikmak, cinayetlerin en buyugudur.

Hz.Ali

BAKARA - 256 dinde zorlama yoktur...
MUZEMMIL- 19 Suphe yok ki bu (Kur an) bir oguttur.
O halde dileyen Rabbine goturen yolu tutsun...
MUDESSIR - 54 - 55 Suphesiz ki, gercekten de Kuran bir oguttur.
Dileyen ondan ogut alir.

NE KADAR HALKSINIZ?

04 Nisan 2014

Secimler bir kere daha gosterdi ki Beyaz Turklerin halka inmesi
gerekiyor. Ama halka inmek sanildigi kadar kolay degil. Once kendimizi
tanimakla baslamaliyiz. Asagidaki sorulara samimiyetle cevap verip
kendinizi test edin.

1. Flash TV de dun gece en son hangi sarkida halay cekildi?

a) Sekizinci Senfoni
b) Saraydan Kiz Kacirma
c) Ankaranin Baglari

2. Su Gibi programinda hicbir talibini begenmeyen Zerrin hangi adama
yesil i$ik yakti?

a) Leonardo Di Caprio
b) Marilyn Manson
c) Izzettin Altinbuk

3. Bir ekmek kac liradir?

a) Ne biliyim, 10 lira?
b) Bedava diye biliyorum, kapici her gun birakiyor.
c) 1 lira

4. Metrobus duragindan cikinca ilk yaptiginiz sey?

a) Metrobus derken?
b) Kalabaliga kufretmek
c) Indirim icin akbili okutmak

5. Sizi ne heyecanlandirir?

a) Van Gogh Tablosu
b) Oguz Atay
c) Makarna

6. Heyecaninizi ne oldurur?

a) Kla$ik muzik konserinin iptali
b) Iphone sarjinin azalmasi
c) Kabarik elektrik faturasi

7. En son hangi kanali seyrettiniz?

a) Mezzo
b) National Geographic
c) STV

8. Arkadaslarla ortak yemek yediginizde hesabi kim oder?

a) Ben
b) Elimi mutlaka cebime atarim
c) Elimi yalandan da olsa cebime atma riskini goze alamam

9. Kla$ik muzik size neyi cagristirir?

a) Dogayi, donguyu, kozmosu
b) Ince zevklerin adami oldugumu
c) Tupcuyu

10. Hangi yeralti kaynagi sizi heyecanlandirir?

a) Elmas
b) Altin
c) Komur

11. Gelmis gecmis en iyi dizi hangisidir?

a) The Wire
b) Lost
c) Arka Sokaklar

12. Evleneceginiz insanda aradiginiz en onemli kriter?

a) Sanat filminden hoslanmasi
b) Kafa uyumu
c) Sigortali olmasi

13. Hangisi sizi mutlu eder?

a) Issiz tropik bir adada tatil
b) 5 yildizli bir tatil koyunde tatil
c) 5 yildizli bir tatil koyunde garsonluk yapmak

14. Eski tisortlerinizi ne yaparsiniz?

a) Eski tisort derken? Eskitme anlaminda mi?
b) Yer bezi yaparim
c) Giyerim

A lar cogunluktaysa; Agir Elit

Bu ulkeye ait degilsiniz, muthis bir gelir ve entelektuelligin harika
uyumunu yakalamis durumdasiniz. Ozenilecek insansiniz. Yediginiz
onunuzde yemediginiz arkanizda. DNA niz arastirilsa Iskandinav
kokleriniz ortaya cikacaktir. Basarili olacaginiz tek secim Yelken
Gonulluleri Baskanligi olabilir.

B ler cogunluktaysa; Cakma Elit

Halktan degilsiniz ama elit de olamamissiniz, iki arada bir derede, halk
desen halk degil elit desen elit degil bir yapiniz var. Akraba
ortamlarinda, bayramlarda, cenazelerde iflah olmaz bir tasrali gibi
davranirken hasbelkader bulundugunuz seckin ortamlarda elit taklidi
yaparsiniz. En ufak bir ekonomik dalgalanmada halk tarafina gecmeniz ve
sonsuza kadar orada kalmaniz isten bile degil.

C ler cogunluktaysa; Agir Halk

Bu memleketin ozbeoz evladisiniz. Yigidin harman oldugu Anadolu dan
cikmis bir cengaversiniz. Yuruyun be, kim tutar sizi. Herhangi bir
secimde aday olmaniz durumunda oylari siler supurursunuz. Helal olsun size.

Lutfen anketten cikan sonucu yorum olarak yazin. Tarihin en kapsamli
arastirmasina katkida bulunun.

Beyinsiz Adam Arastirma Sirketi (BAAS) adina genel koordinator Beyinsiz Adam

http://beyinsizadam.net/
[email protected]



Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap