AHMET BÜKE/*: Haftanın öyküsü:*/ Sıradan insanların sıradışı şeysi;
  Eniştesi!

/*<http://www.birgun.net/haber-detay/haftanin-oykusu-siradan-insanlarin-siradisi-seysi-enistesi-85545.html>"Gezginliğin
kuralı bu, iç basıncını hiç öldürmeyeceksin"*/

/*26.07.2015 13:*/07

Nazire Halam kocasından çok çektiğini söylerdi.

/*"Anam kulağıma su kaçırmıştı aslında ama ah eşek kafam; demek
çekilecek çilem varmış,"*/ derdi arada.

/*"Neden öyle söylüyorsun Halacım ya,"*/ derdim. /*"Gül gibi adam."*/

/*"Ay, gül de görmesek!"*/ diye yüzünü buruştururdu.

Ahmet Enişte gezgin adamdı. Ben son yıllarını hatırlıyorum, o zaman bile
iki defa Ümit Burnu’na gitmişti. Sonuncu kayboluşunda Ural taraflarında
bir tren istasyonunda bulmuşlar. Ağır hasta getirdiler eve. Çok
üşütmüştü. Durmadan öksürüyordu. Bizim eski arabayla her gün iğneye
götürüyordum.

Bir defasında, tam arabadan indirmiş kucağımda sağlık ocağına taşıyordum
ki kulağıma doğru yaklaştı.

/*"Evlat,"*/ diye fısıldadı, /*"biliyor musun, yakında yeni bir gezegen
bulacaklar."*/

Hastalıktan iyice hafiflemişti. Şöyle bir tartıp yeninden yürümeye devam
ettim.

/*"Dediklerimi sallamıyorsun fakat dinle beni. O gezegende aynı dünya
gibi nefes alınabilir bir atmosfer ve su olacak."*/

/*"Ahmet Enişte,"*/ dedim, /*"biliyorum gitmek istiyorsun ama önce
iyileşmen gerek. Kendine iyi bakmalısın ki, ayağa kalkıp gözünü oraya da
dikmelisin."*/

/*"Çok geç artık benim için. Yakında imamın salına binerim ama aklım
kalacak biliyor musun? Kim bilir nasıl güzeldir orası."*/

O gün eve dönerken deniz kenarında durmamı istedi. Yakındaki tekel
bayiine gittim, tuzlu çiğdem, yer fıstığı ve bira aldım. Mevsim iyice
yaza dönüyordu. Karşılıklı yaktık sigaraları. Neşemiz anında geri geldi.
Ölmeye yatmış o adam gitmişti sanki. Durmadan konuşuyordu.

/*"Enişte yahu,"*/ dedim. /*"Şimdi sen fasılasız geziyorsun ya..."*/

/*"Evet, işte tas tamam öyle, durduramıyorum kendimi."*/

/*"İyi ne güzel işte. Keşke ben de senin gibi olabilseydim. İşi gücü,
evi barkı bırakıp aklımın estiği yere gitseydim."*/

/*"Yap evlat. Benden eksiğin yok."*/

/*"Yani o kadar cesur değilim, diyelim. Kendimi biliyorum. Yalnız senin
meselende anlamadığım şey şu, o kadar uzağa gidiyorsun da neden her
defasında geri dönüyorsun? Döndüğün de Nazire Halam yani."*/

/*"Haa,"*/ dedi gülümseyerek, /*"İşte püf noktası orada. Nazire’ye
dönmesem yeniden evden kaçma isteğini nereden bulacağım? Gezginliğin
kuralı bu, iç basıncını hiç öldürmeyeceksin."*/

Karşılıklı güldük.

Ertesi gün yine iğne yolunda giderken arka koltuktan /*"Oy yandı
biletlerim!"*/ diye mırıldandı.

Arabayı sağa çektim.

Baktım.

Sizlere ömür!

Nazire Halam çok ağladı taziye evinde.

Cenaze ummadığımız kadar kalabalıktı. Siyah takım elbiseli, güneş
gözlüklü adamlar, uzun siyah arabalar, dizi dizi çelenkler falan. Hiç
anlam veremedim ama imamdı, defin belgesiydi, mezar yeriydi koşturmaktan
zaten beynim dönmüştü. Öyle kaynadı gitti o gün.

Sonra bir kaç sene geçti.

Kapım çaldı.

Bir mektup.

/*"Evladım, ben Nazire Halan. Sen bu satırları okurken ben herhalde
ülkeden çıkmış olacağım. Anamı dinlemediğim için yıllarca başımı
duvarlara vurdum durdum lakin iyi ki içimdeki sesi dinlemişim. Ahmet
beni hep ihmal etti. Başına buyruk yaşadı. Bir saatten sonra ben de
ipini koyuverdim zaten. Bakma öyle söylendiğime çok da umurumda değildi.
Geziyordu ama evi parasız bırakmıyordu; gidiyordu ama yine dönüyordu.
Emekli olup bütün gün evde otursa daha mı iyi olurdu sanki. Vır vır
başının etini yiyen bir adam! Sonunda çekmeden, çektirmeden, üç gün
yatak dördüncü gün kara toprak hesabı temelli gitti. Allah rahmet
eylesin. Yattığı yerler nurla dolsun! Ben senelerce bu adam iş güç
tutmaz, neyle geziyor; hadi dediği gibi otostop, rezillik falan gidiyor,
her defasında yola çıkmadan bana bırakacak parayı neresinden çıkarıyor,
derdim. Sorduğum da çok oldu. Gülüp geçerdi muhterem. Evladım meğer
enişten de ne numaralar varmış. Adam beynelmilel casusmuş! Ya, o güdük
şey işte. Kıçı yere yakından korkacaksın derdi anacım. İyi ki de
korkmamışım! İki hafta önce birileri geldi eve. Enişten onlara emanet
etmiş. Benim kahrımı çok çekti, bu parayı mutlaka ona ulaştırın, demiş.
Hemen gittim Paris bileti aldım. Param arttı, dönüşte de Kapadokya’ya
gidiyorum. Balonla da gezeceğim azıcık. Senden isteğim benim
sardunyaları arada sulaman. Eniştenin bıraktığı para suyunu çekince
mecbur döneceğim, bari bir nefes bulayım evde. Ölmesinler sakın.*/

/**/

/*İMZA"*/

Şimdi bizim eski arabayla Halamgillere gidiyorum.

Sardunyaları sulayacağım.

Sonra Pazartesi olacak, bizim şefin ağız kokusunu çekeceğim.

Delirmemek için arabayı deniz kenarına çekip biraları çakmakla açacağım.

Peki, siz ne yapacaksınız?

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150726133806 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/07/26  15:30 4  58  1 undefined [email protected]

 

Edep insan icin guzel elbise menzilesindedir.

Hz.Ali

Kur an da, Secde Suresi nde Tanri nin soyle konustugu yazilidir:

Biz dileseydik, herkesi dogru yola eristirirdik.
Ne var ki, An-dolsun ki, cehennemi, cinlerle ve insanlarla dolduracagim
diye kesin bir soz cikmistir benden (Secde Suresi, ayet 13).
Bu ayeti okurken bir de Enam Suresi nin su ayetine goz atalim:

Allah kimi dogru yola iletmek isterse onun kalbini Islama acar; kimi de
saptirmak isterse...
kalbini iyice daraltir... (Enam Suresi, ayet 125.)

Dikkat edilecegi gibi bu ayetlere gore Tanri, eger dilemis olsa butun
insanlari Musluman yapabilecekken yapmiyor; bir kismini Musluman yapip
bir kismini kafir kildigini bildiriyor.
Sebep olarak da cehennemi insanlarla dolduracagina dair kendi kendine
kesin bir soz verdigini soyluyor.
Daha baska bir deyimle insanlarin tumunu dogru yola sokabilecekken boyle
yapmadigini, cunku boyle yapmis olsa, bu takdirde cehennemi insanlarla
dolduracagina dair kendi kendine verdigi sozu yerine getirememis
olacagini apacik bir sekilde acikliyor!
Olacak sey midir bu?
Hic Yuce bir Tanri, hic yoktan insanlari cehenneme atmak gibi bir
davranisa yonelmekten zevk aliyormus gibi konusabilir mi?
Yukaridakine benzer olmak uzere, Kur an in Hud Suresi nin 118.ve
119.ayetlerinde Tanri nin soyle konustugu yazilidir:

Rabbin dileseydi butun insanlari bir tek millet yapardi.(Fakat) onlar
ihtilafa dusecekler.
Ancak, Tanri nin merhamet ettikleri mustesnadir.
Zaten Rabbin onlari bunun icin yaratti.
Rabbinin, Andolsun ki cehennemi tumuyle insanlar ve cinlerle
dolduracagim sozu yerini buldu (Hud Suresi, ayet 118-119).
Goruluyor ki, bu ayetler anlasilmazliklarla, uyusmazliklarla ve
birbiriyle celisir satirlarla, fakat butun bunlardan baska bir de Tanri
nin yuceligi fikriyle bagdasmazliklarla dolu.
Kaynak: Ilhan Arsel (Kuranin Elestirisi s. 55-56)


Safsata [( Ing:Fallacy), (Osm;Kiyasi-i batil)], bir dusunceyi ortaya
koyarken ya da anlamaya calisirken yapilan yanlis cikarsamalarin
tamamina safsata denir.
Safsatalar, ilk anda gecerli ve ikna edici gibi gozuken ancak yakindan
bakildiginda kendilerini ele veren sahte argumanlardir.
Gunumuz Turkce sinde safsata kelimesi kusurlu akil yurutme anlamini
kaybetmis, yanlis inanc manasinda kullanilir olmustur.
Oysa, safsata, insanin muhakeme yetisinin yanlis yonde kullanimidir ve
cogu kez onyargi, ek$ik bilgi, batil inanclar, duygusallik, yersiz
gondermeler, acelecilik, ozensizlik, genelleme, duygu somurusu, Turkce
yi kotu kullanma gibi sebeplerden kaynaklanir.
---
Ozellestirme Safsatasi (Fallacy of Accidents A dicto secundum quid ad
dictum simpliciter) :
Az rastlanan olaylardan genel kurallar cikarmak kiyaslama hatalari
(fallacies involving statistical syllogisms) olarak adlandirilir.
Ozellestirme Safsatasi ve Genellestirme Safsatasi olmak uzere iki turu
vardir.
Ornek 1:
Kural, Insanlara vurmak yanlistir .
O halde saldiriya ugradiginda karsilik vermemelisin.
Ornek 2:
Kural, Hic kimse yalan soylememelidir .
Bir katil, isleyecegi baska bir cinayet icin bilgi almak icin seni
zorlasa bile yalan soylememelisin.
Ornek 3:
Trafik kurallarina gore, sehir icinde saatte 70 km den daha hizli gitmek
yasaktir, Agir yarali birini hastaneye yetistirmeye calissan bile.
Ornek 4:
Odunc aldigin bir seyi geri vermek gerekir.
Bu nedenle odunc aldigin bu otomatik tufegi akil hastasina geri vermelisin.
Ornek 5:
Hiristiyanlar genellikle ateistleri sevmez.
Sen de Hiristiyansin, o halde ateistleri sevmezsin.
Guncel Ornek 1:
Cumhurbaskaninin koltugu neden one konur?
Cunku o devleti temsil ediyor da onun icin.
Yani devlet her zaman ondedir.
Cumhurbaskaninin koltugu onde olursa, baska yerlerde de en kucuk
kademesine kadar devlet gorevlerinin koltugu onde olur.
Bu ise, Devlet her seydir, birey ise hicbir sey diye dusunen, devletlu
anlayisinin bir yansimasidir.
(Oral Calislar, 21.5.2000, Cumhuriyet)
Yazar, cumhurbaskaninin onde oturmasinin sebebi devleti temsil etmesidir
dolayisiyla devlet her zaman ondedir diyor, bu genellemenin en kucuk
kademeler icin bile gecerli olacagi cikarimini yapiyor.
Guncel Ornek 3:
Kemal Sunal in olumu ihmaldenmis.
Sanki Turkiye de her yil benzer sekilde olen binlerce Turk vatandasinin
olumu, asiri ilgiden ve insan hayatina verilen degerdenmis gibi.
Turk dedigin boyle olur.
(Fatih Altayli, 5.7.2000,Hurriyet)
Yazar, Turkiye de olenlerin buyuk bir cogunlugunun ihmal nedeniyle
oldugu genel ilkesinden cikarak Kemal Sunal in da ihmalden olmesi ozel
durumunun dogal oldugu cikarimini yapiyor.


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap