Ekrem Dumanlı : 'İslamcı gazetecilik' bitti!

<mailto:[email protected]>

  * Ekrem Dumanlı : 'İslamcı gazetecilik' bitti! <#mozTocId359836>
      o Kırmızı Kitap ve MGK'nın arkasına sığınınca... <#mozTocId644219>
      o İslamî hassasiyetler kaybolduğunda <#mozTocId437127>
      o Otoriter ve totaliter medya modelini benimserseniz...
        <#mozTocId509835>

[email protected] <mailto:[email protected]>

Yakın bir tarihte /*"Siyasal İslamcılık bitti mi?"*/tartışması yapıldı.
Zihin açıcıydı. Çok sayıda düşünür o tartışmaya katıldı. Öyle ki çeşitli
gazetelerde neşrolan yazıları toplayıp kitap haline getirdiler. İyi de
oldu; kalıcı tesadüm-ü efkar bırakıldı geriye… Görünen o ki onca ciddi
yazıya rağmen siyasal İslam'ın yaşayıp yaşamadığına dair daha çok yazı
yazılması gerekiyor. Özellikle AK Parti'nin demokratik söylemlerle
başlayıp feci bir otoriterliğe ve statükoya savrulmasından sonra…

Siyasal İslamcılık bitti mi bitmedi mi; tartışılır. Peki İslamcı
gazetecilik? Havuz medyasına bakarak net bir hüküm verebilirsiniz:
İslâmcı gazetecilik bitti. Belki de hiç var olmamıştı. Hep bir taklidin,
özentinin içinde debelenmişti. İslamcı medyanın yöneticileri büyük
çoğunluğu itibariyle gazetecilik mesleğinin felsefî arka planını,
geçirdiği tarihî değişimi bilmiyordu zaten. Merak da etmiyordu. Bu
nedenle çıkardıkları gazete /*"merkez medya"*/diye allanıp pullanmasına
rağmen uluslararası gazetecilik standartlarından hayli uzaktı. Problem,
bir ideoloji sahibi olmaları değil; bir türlü terkip yapamıyor olmalarıydı.

Gazeteciliğin arka planı ve felsefesi üzerine teorik tartışmaları ve
somut gelişmeleri bilmedikleri uzun zaman hissedilmedi. Çünkü /*"siyasal
İslam"*/çevrede konuşlanıp /*"merkez"*/i eleştiri bombardımanına tutuyor
ve statükoyu -belli bir oranda- sarsıyordu. İslamcı medya da tam orada
mevzilendi. Yani muhalif görünmesi, yeni fikirler üretmesine, sistem
sorgulamasına, bireyin demokratik haklarını savunmasına yol açmıştı. Bu
haliyle /*"ezilenler"*/in yanında duruyor, /*"müstekbirîn"*/e meydana
okuyorlardı. Bu duruşu oluştururken kendilerine mahsus bir dil, üslup,
tarz oluşturamadılar. Ne var ki her biri popüler gazetelerin kopyası
gibi sırıtan mevkutelerin kendi ruh köklerinden uzak bir yerde
konuşlanması pek de dikkat çekmedi. Türkiye'ye mahsus acayip ve garaip
piyasa gazetelerinin benzerini yapıyorlar; evrensel gazetecilik
tecrübelerini görmezden geliyor ve vaziyeti idare ediyorlardı.
Sansasyonel başlıklar, iri kıyım puntolar, zemin atılan rengarenk
patlaklıklar, çatlaklıklar, tek taraflı bilgilendirmeler, çapraz
kontrolden geçirilmemiş, editör eli değmemiş; dolayısıyla rafine haline
getirilmemiş haberler… Millet de /*"herhalde gazetecilik bu olsa
gerek"*/deyip sesini çıkarmadı.

Ne var ki editör seviyesindeki kişiler büyük vebal alarak gazetecilik
mesleğinin tarihî süreçlerine, medya modellerinden ve ortaya çıkan
sentezlere kafa yormadı…

Ve beklenen felaket bir gün /*"İslamcı medya"*/nın kapısını çaldı.
/*"Çevre"*/den /*"merkez"*/e doğru akın eden siyasal İslamcılar kısa
süre içinde mal mülk edinmeye, servet içinde kibir gütmeye, halka
/*"ırgat"*/gözüyle bakmaya başladı. Aslında İslamcıların tarihî serüveni
tepetaklak olmuştu. İslamcılar vaktiyle devlete tağut diyor, birçok
Müslümanı da /*"devletçi"*/olmakla suçluyorlardı. Oysa İslamcılara göre
devlet cahiliye döneminde putperestlerin kendi elleriyle yaptığı putları
acıkınca yemesi gibi bir şeydi. Devlet kavramına neredeyse
/*"anarşist"*/düzeyde karşı çıkan siyasal İslamcılar, iktidara yürüyüp
Ankara'nın sisli sokaklarında fenersiz yakalanınca /*"devlet"*/e secde
edecek hale geldi.


    Kırmızı Kitap ve MGK'nın arkasına sığınınca...

Öyle trajik hadiseler yaşandı ki! Kırmızı Kitap'a sarılmalar, MGK
kararıyla İslamî toplulukları recmetmeye yeltenmeler, İç Güvenlik Yasası
ile toplumun tamamına /*"makul şüpheli"*/nazarıyla bakmalar, İstiklal
Mahkemeleri'ne öykünerek Sulh Ceza Hakimlikleri ihdas etmeler…

Çarpıcı bir misal: Siyasal İslamcıların en nefret ettiği ve en çok
eleştiri oklarını savurduğu; hatta tekfir edecek seviyede öfke duyduğu
Diyanet, bir anda operasyonel bir güce; dolayısıyla da kutsanmayı hak
eden bir kuruma dönüştü. YÖK de, MGK da vs. öyle olmadı mı?

Nereden nereye… Mesela MİT! 10 yıl önce bir İslamcıya /*"MİT
ajanı"*/dense adam bunalıma girer, kahrından öleyazardı. Şimdiki siyasal
İslamcılığın türettiği yazarlar sırtını MİT'e dayıyor, onun
/*"elemanı"*/olmayı medar-ı iftihar bir imtiyaz olarak görüyor ve siyasi
öncülerin MİT sevdasına alkış tutuyor. Ömür boyu devletin bireyi ezmesi
ihtimali karşısında özgürlükler safında mevzilenen siyasal İslamcı
avukatların İç Güvenlik Yasası ve MİT Kanunu'na sıcak bakarken mazeret
uydurması siyasal İslam'ın nasıl pasifize edildiğinin,
güdükleştirildiğinin trajik misalidir. Kendi kendine sivil toplum deyip
devlet buyruğuna giren yapıların düştüğü feci durum ortada…

İslamcı medya iktidarın güç zehirlenmesi karşısında yerle bir oldu.
Zaten köklü bir medya teorisi bilmiyor, pratikteki doğru-yanlış
cetvelini çözümleyemiyorlardı. Muhalif olmanın mumdan kanatları da
eriyince devletin yakıcı gücünü daha da derinden hissettiler. Ve
statükonun bekçisi haline gelip eridiler. Açıkçası yararlandıkları
iktidar nimetinin çarkları arasında canhıraş bir dönüşüm yaşadılar.
/*"Türkiye'nin birikimi"*/gibi afilli lafları sadece değişik alanlarda
temayüz etmiş köşe yazarlığı sananlar, zamanla o köşeleri de edilgen
hale getirdi. Haberciliği de, yorumculuğu da statükonun emrine âmâde
kılıp güdümlü yaşamayı, gücün emrine girip herkese karşı gaddar bir
üslup takınmayı tercih ettiler…


    İslamî hassasiyetler kaybolduğunda

Konu sadece statükonun esaretine girmek, mala mülke tamah etmek,
köklerini unutarak bu zulmün aracı haline gelmekten ibaret değil İslamcı
medya için. En temel dinî hassasiyetlerini kaybettiler. Yıkılası bir
ihtiras uğruna insanları kamplaştırma, toplumu bölme, ötekileştirme,
nefret duyguları uyandırma ve bunların hepsini yaparken devletin hoyrat
gücünü insanların üzerine sürme metodunu tercih ettiler.

Şimdi hemen her haram /*"siyasal İslamcı medya"*/için mubah; hatta
makbul/matlup bir vazife haline geldi. /*"Siyaseten yapılabilir"*/kalıbı
içine onca haramı sıkıştırmak için sadece aklını değil vicdanını da
kaybetmeleri gerekiyordu ve maalesef genel itibarıyla kaybettiler.

Adam bin defa yalan yazıyor, bin defa yalanı yüzüne çarpılıyor ve yüzü
bir kerecik kızarmıyor. Bu utanmaz kişilerin gazetecilikle bir alakası
olmadığı kesin. Ya İslam'la! Yalanı, gıybeti, suizannı, iftirayı
kesinkes haram ilan ediyor İslam. İslamcı medyanın umurunda mı? Ramazan
ayının nûraniyatı ve füyûzatı bile onları durduramıyor. Gözlerini
iktidar hırsı bürümüş, her türlü hakareti yapmakta beis görmüyorlar. O
kadar ki en küçük bir muhalefet görürse 40 yıllık ahbaplarına,
arkadaşlarına, partidaşlarına bile en ağır ithamlarda bulunup medyatik
linçin en aşağılık yollarını deniyorlar. Dava çilesi, tefekkür sancısı,
terkip iştiyakı, tevhid sevdası çoktan rafa kalkmış durumda /*"İslamcı
medya"*/için. Nezaket ve nezahetten koptukça yobazlaşıyor: Yobazlaştıkça
kendine zararın ötesinde İslâm'a zarar veriyor. /*"İslamcı medya"*/nın
reklam tamahkârlığına onca mukaddes değeri feda etmesi vahametin bir
başka boyutu.

Aslında /*"İslamcı medya"*/işlediği günahın farkında. Hırçınlığının bir
sebebi de bu! Dünya nimetlerine karşı verdikleri sınavdan sınıfta
kaldıklarını onlar da biliyor. Vicdanlarını /*"ama, lâkin"*/gibi
laflarla bastırmaya çalışıyorlar. Ne var ki lüks purolarından yükselen
dairevi helezonların gezindiği rehavet kokulu atmosfer içerisinde
/*"Onca yokluk çektik geçmişte şimdiki durumu hak ettik canım"*/diyerek
yüreklerini serinletmeye, vicdan azabından kurtulmaya gayret ediyorlar.
Nafile!

Vebalden kurtulabilirler mi? Asla! Açtıkları gıybet ve iftira kapısı
onların bu dünyada da ahirette de başlarına bela olacak. Bir mümin nasıl
olur da bile bile yalan konuşur, yalan yazar? Ahiret inancı taşıyan bir
kişi hangi cüretle mümine en ağır iftirada bulunabilir? Ajan, sülük,
virüs, haşhaşi, kıblesi şaşmış adamlar, hainler gibi en denî lafları
masum insanlara art arda sıralayan ve bunları medyası vasıtasıyla
çoğaltıp milyonlarca insanın kafasını yalan dolanla bulandıran
insanların işlediği büyük günah hesapsız kalır mı hiç!


    Otoriter ve totaliter medya modelini benimserseniz...

/*"İslamcı medya"*/nın birilerine şiddetle karşı olmasını ve bu konuda
yayın yapmasını anlayışla karşılayabilirim. Hatta bu kişiler, İslamî
duyarlılığı olan zümrelere karşı bu muhalefeti yapıyor da olabilir.
Ancak hiçbir şey, yalan haberi, iftira kampanyasını, çamur atma
politikasını, tekfir etme cinnetini mubah kılmaz. Muhalefet yapmanın bir
âdâbı, üslubu, dili, mahiyeti ve kriteri vardır. İslam dışı bir metotla
yalan makinesine dönüşüp hâlâ /*"İslamcı"*/olduğunu savunmak zavallı bir
ihtirasın, söndürülemez bir egoizmin yansıması değil de nedir?

Dünya basın tarihi karşımıza (genel hatlarıyla özetlersek) üç türlü
medya modeli çıkarıyor: Otoriteryan medya, liberal medya, sosyal
sorumluluk taşıyan medya modeli. Bu modellerin kurucuları, yaratıcıları,
uygulayıcıları var. Her biri önemli tecrübeye sahip ve biri bitip diğeri
başlamıyor. Yani, kökleri yüzlerce kitaba, tartışmaya, eleştiriye dayalı
bu modellerin günümüzde devam eden pratikleri var. İslamcı medya bu
modellerden ilkini ve en ilkelini seçti: Otoriter ve totaliter medya
teoremi. Niccolo Machiavelli, Thomas Hobbes gibi düşünürlerden esinlenen
ve devleti kutsayarak her türlü gücü ve yetkiyi devletin en tepesindeki
kişiye veren medya modelini tercih eden /*"İslamcılar"*/bu yanlış
seçimle hem kendi mazilerini inkâr ettiler hem kendi hayat
felsefelerini. Dünya 16. ve 17. yüzyıldaki monarşist egemenliği çoktan
geride bıraktı. Vakıa, yakın komşularımızın pek çoğunda otoriter
totaliter devlet düzeni sürdürülse ve onun gölgesinde bir medya düzeni
kurulsa bile bu despot sistemin Türkiye'de tutmasına ve toplumu nefes
alınamayacak bir atmosfere taşımasına imkân yok. İslâmcı medya kendi
kendini imha etti. Yalana doymadı, iftiradan çekinmedi, nefret suçu
işlemeyi alışkanlık haline getirdi. Keşke sadece kendine zarar verse;
İslâm'ın ahlakî umrelerine de hiç gölge düşürmeseydiler...

Not: İslamî hassasiyet içinde bir medya modeli oluşturulamaz mı?
Gazetecilik mesleğinin asırlar boyu elde ettiği birikim ile İslâm'ın
iletişim ahlakını mezcetmek tabii ki mümkün. İhtiyaç da var. Bunun
ayrıntısını ileriki yazılara bırakalım müsaadenizle...

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150629191234 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/06/30  11:50 4  58  1 undefined [email protected]

 

Basarisinin nedenini soranlara:.
. . . . . .
Basimi tararken, saclarimdan baska bir sey dusunmem...

CLEMENCEAU

Seleme Ibnu l-ekva (Radiy Allahu anh) anlatiyor:
resulullah (Aleyhissalatu Vesselamesselam) bir gazve sirasinda basimiza
hz.ebu bekir (Radiy Allahu anh) i komutan tayin etti.
Bu seferde musriklerden bir gruba gece baskini yaptik.
Onlardan cokca olduruldu.
Ben kendi elimle yedi kisi oldurdum.
Bunlar, farkli ailelerdendi.
O gun parolamiz: ey mansur (yardim goren) oldur, oldur! idi
Ebu davud, cihad 78, (2596),102, (2638).

Safsata [( Ing:Fallacy), (Osm;Kiyasi-i batil)], bir dusunceyi ortaya
koyarken ya da anlamaya calisirken yapilan yanlis cikarsamalarin
tamamina safsata denir.
Safsatalar, ilk anda gecerli ve ikna edici gibi gozuken ancak yakindan
bakildiginda kendilerini ele veren sahte argumanlardir.
Gunumuz Turkce sinde safsata kelimesi kusurlu akil yurutme anlamini
kaybetmis, yanlis inanc manasinda kullanilir olmustur.
Oysa, safsata, insanin muhakeme yetisinin yanlis yonde kullanimidir ve
cogu kez onyargi, ek$ik bilgi, batil inanclar, duygusallik, yersiz
gondermeler, acelecilik, ozensizlik, genelleme, duygu somurusu, Turkce
yi kotu kullanma gibi sebeplerden kaynaklanir.
---
Ayristirma (Indirgeme) Safsatasi (Fallacy of Division) :
Butun icin dogru olan bir ifadenin butunun her parcasi veya bazi
parcalari icin de gecerli olacagini varsaymaktan olusan hata.
Ornek 1:
Turkiye nin uc tarafi denizlerle cevrili, Afyon un iklimi de yumusak olmali.
Ornek 2:
Hamsiyi en iyi Karadenizliler bilir, asci Karadenizli degilse, o balik
lokantasinda hamsi yemeyeceksin.
Ornek 3:
Kayserililer islerlerini bilirler, Turgut da , Kayseriliridir, parasiz
kalmis olmasi mumkun degil.
Ornek 4:
Kuduz, kopeklerden bulasir, eve kopek sokmayacaksin.
Ornek 5:
Erkekler, kadinlardan daha fazla yuksek egitim yaparlar.
O halde Dr. Ayse, Dr. Erdal dan daha az egitimlidir.
Ornek 6:
Sofra tuzu insanlar icin zararli degildir.
O halde onu olusturan sodyum ve klor elementleri de insana zarar vermez.
Ornek 7:
Oglunu pahali bir kolejde okuttuguna gore sen de zengin olmalisin.
Ornek 8:
Almanlar militan bir millettir.
O halde, Yesiller de militandirlar.
Guncel Ornek 1:
Soru:
Organ satisi caiz midir?
Cevap:...
Insanin kendisinin satilmasi caiz olmadigi gibi, onun bir cuz unun,
organinin satilmasi da caiz degildir.
Cunku bu alisveriste insana ve parcaya hakaret, onun serefini dusurme
vardir.
(Mehmet Talu, 24.8.2000, Milli Gazete)
Yazar, butun icin dogru olan bir ifadenin, yani insanin kendisini
satmasinin yanlis olmasinin, butunu olusturan parcalar, yani organlar
icin de gecerli oldugu dusunulerek cikarim yapiyor.


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap