Biz
buna ahlasızlığın felsefesi diyoruz.
Vatandaş sadece ahlaksız olmakla kalmaz.
Bir de ahlaksızlığına ahlaki gerekçe üretir.
Bizde bu ahlaksızlığın ahlaki gerekçeleri din ahlakından
üretiliyor.
Türkçesi din ahlaksızlığın temeli haline sokuluyor.
İşte bizim mütedeyyin(!)
siyasilerimizin ya da siyasi mürtecilerimizin(!)
yaptıkları tam da budur.
Mütedeyyin siyasilere örnek dindarlık yaygarası
yapan bütün politikacılar, partiler, siyasi
oluşumlar.
Bunların en başta geleni AKP.
Siyasi mürtecilere örnek olarak istisnasız bütün
politik cemaatler girer.
Bunun en bariz örneği de Fitnebaz Cemaatdir.(The
Sinster Fraternity)
Çoğu insan bütün bu dini
görünümlü politik tartışmalarda dinin kendisini ayrı
bir kenara koymak ister.
Aslında dinin doğru olduğunu insanların yanlış
yorumladıklarını öne sürerler.
Küllüm yanlış bir yaklaşımdır.
Cemaat adını taşıyan bir dini
toplum yaratma iddiası ve hevesi olun hiçbir
toplumsal olgunun böylesi bir kirlenmeden hariç
kalması mümkün değildir.
Hem toplumsal hem de dini olanın temiz kalması
oksimorondur.
Asla bir arada olamaz.
En barışçı olanlar bile topluma, diğerlerine,
insanlığa zarar verir.
Kişisel din anlayışlarının
hiçbir önemi yoktur.
Siz aslında dini şöyle görebilirsiniz, bir başkası
başka türlü görebilir.
Ama esas olan herkesin yani çoğunluğun nasıl
anladığıdır.
Görülen o ki, en azından 1500'li yıllardan beri
islam politik bir dindir.
Asla bir kişisel inanç alanı değil, bundan çok daha
fazlasıdır.
Toplumsal bir düzen, ekonomik bir model, ayrı bir
medeniyet değerleri kümesidir.
Bana sorarsanız medeniyet tekdir, ancak
Müslümanların genel islam algısı bu yöndedir.
Bu nedenle islam dinin aslında politik yönelimleri
olduğu düşüncesi, nadir görülen değil, genel geçer
bir yorumdur.
O halde politik islamın yol açtığı büyük sorunlarla
karşılaştığımızda dini ayrı bir kenara koyup aklamak
mümkün değildir.
Bakın son yüzyılda islam dinini
ulaştığı son aşamada konuştuğumuz konular nelerdir?
Takkiye, yani yalan, yalanın islami olanı.
Dar-ül Harp, yani her türlü ahlaksızlığa izin veren
islami akide.
Bu konu çok geniş, kapsamı içine
devlete yönelik türlü suçu, her türlü kaçakçılık,
her türlü memuriyet suçu, askerlik gibi devlet
yükümlülüklerinden kaçmayı aklayan bir dini kavram.
Dar-ül Harp konusu o kadar geniş bir kavram ki, bu
konuda yazılabileklerin haddi hududu yok.
|
|
Sadece devlete yönelik suçlar
değil, Müslüman olmayanlara yönelik suçlar, hatta
başka mezhepten olanlara yönelik suçlar, başka
cemaatten olanlara yönelik suçlar, hatta imanı eksik
olduğu düşünülen Müslümanlara yönelik suçlar bu
kavramla aklanıyor.
Mesela komşunuzun malını çalabilirsiniz,
yağmalayabilirsiniz, karısına, kızına, namusuna el
atabilirsiniz.
Yeter ki size göre karşı taraftan olsun, her şeyi
yapabilirsiniz, dinen caiz, din ahlakına göre
haktır.
İnanın bana bu konuda bir sürü fetvaa ve hadisler
vardır.
Humus, eskiden ganimetten
ayrılan halife payıymış, 2014 yılı itibariyle kamu
malına yapılan yağmada yağmacıya hak veren islami
gerekçe.
Dört eş, yasadışı cinsel ilişkileri dinen ve ahlaken
aklayan dini gerekçe.
Yeni çıktı, aslında Şii'lerde olmasına rağmen
erkeklerin işine geldiği için benimsendi.
Yani MUTTA nikahı, pek büyük siyasilerimizin(!!!!)
gayri meşru ilişkilerine dinen hak veren, ahlaken
aklayan dini kavram.
Şimdi iyi niyetli, temiz kalpli
birkaç kişi çıkacak, hayır diyecek, bütün bunlar
arızalı birkaç kişinin işidir diyecekler.
Hayır, kesinlikle öyle değildir.
Bu kavramlara yürekten inanan milyonlarca insan
vardır.
Yüzlerce ülke, bazı ülkelerde halkın neredeyse
tamamı, birbuçuk milyar Müslüman malesef büyük
çoğunluğu bu fikirlere gönül vermiştir.
Çok lafın azı, şimdiki haliyle
islam bir fikir kanseri haline gelmiştir.
İnsanlık ve medeni dünya açısından her şekilde
mücadele edilmesi gereken bir din olmuştur.
Dinlerde ölüm olgusuna karşı güç
bulma, bilinmeyenden duyulan korkuların giderilmesi,
evreni anlama, kişilik terbiyesi, kişisel gelişim,
toplumsal dayanışma, inanılan tanrıyı
abad/ibadet(övme) etme, din kaynaklı ahlak üretme
gibi amaçlar olur ve beklenir.
Ancak, günümüz islamı tam tersi bir yola girmiştir.
Günümüz islamı
cinayete, hırsızlığa, tecavüze, devlete,
kadınlara ve kişiye yönelik suçlara altyapı
üreten bir kirli ortam haline gelmiştir.
Bu yüzleşilmesi gereken bir gerçek haline gelmiştir.
Umarım, insanlık bu fikir
kanserinden kendini de tüketmeten bir an önce
kurtulacaktır.
Ben herkesi temiz kalple bu fikir kanserinden
kurtulmaya davet ediyorum.
Akıl, bilim, bilgi, deney, gözlem, özgürlük
neredeyse orası gidilecek yerdir.
İnanç, ilim(bilim safsatası), tabu, ilahiyatçıların
hükümran olduğu yerler, ilahi yasalar kaçılacak
yerdir.
Ve son olarak ilahi lafı dört
dörtlük safsatadır.
Bunun test edilmesi, doğrulanması asla mümkün
değildir.
İlahi denilen şey basbayağı insanidir.
İlahlar asla mesaj vermemiştir.
Bunların tamamı da insanların lafıdır.
Kısacası tarihin en büyük palavrasıdır.
Oraj POYRAZ
|
Rahmi
Turan : BÜYÜK
HIRSIZLAR.
[email protected] 20
Mart 2014
Günümüzde,
bazı büyük rüşvetçilerin kurtarılması için gösterilen çabalar,
bana 17’nci yüzyılın ünlü Portekizli yazarı ve hitabet sanatı
ustası Antonio Vieira’yı hatırlattı.
1608-1697
yılları arasında yaşayan Vieria "History Of The Future
: Geleceğin Tarihi" adlı büyük eserinde sıradan
hırsızlarla, büyük hırsızları bakınız nasıl anlatıyor?
*
* * *
"Hırsızlık,
ahlâksız bir sanattır…
Çalma sanatı…
Hırsız
tanımına uygun olanlar ve onu hak edenler, ülkenin, eyalet
yönetiminin ya da kentlerin başına getirilenlerdir.
Bu
türler, insanları kurnazca veya zorla soyarlar, yağma
ederler!
Sıradan
hırsızlar bir kişiyi soyarken, bunlar tüm kentleri,
krallıkları, memleketleri soyarlar.
Sıradan
hırsızlar kendilerini tehlikeye atarak soyarlarken, bunlar
hiçbir tehlikeden korkmazlar.
Çünkü güç ellerindedir!
Sıradan
hırsızlar, eğer yakalanırlarsa asılırlar, bunlar ise hem
hırsızlık yaparlar, hem de asarlar!"
*
* * *
Böyle
söylüyor Portekizli ünlü filozof…
Yani,
"Çalacaksanız büyük
çalın, yaşarsınız…
Küçük hırsız olursanız, ya hapse atılırsınız ya da
asılırsınız" diyor!
Tabii
ki bunun, günümüz Türkiye’si ile bir ilgisi yok!
Bizde böyle şeyler olur mu hiç?
Üstat,
17’nci yüzyıl Portekiz’i ile o dönemdeki sömürgesi Brezilya’yı
anlatıyor!
Diktatörlerin
sonu!
Dün
bu sütunda, son yüzyılın en ünlü diktatörlerinden bahsederken,
her birinin sonunun nasıl tecelli ettiğini belirtmemiştim.
Bazı
okurlarım bunu sordu.
Kısaca özetleyeyim:
*
* * *
Hitler
(Almanya diktatörü) İntihar etti.
Mussolini
(İtalya diktatörü) Bacağından elektrik direğine sallandırıldı.
Çavuşesku
(Romanya diktatörü) Kurşuna dizildi.
Ziya-ül-Hak
(Pakistan diktatörü) Uçağı havada parçalandı.
Kaddafi
(Libya diktatörü) Linç edildi.
Saddam
(Irak diktatörü) Asılarak idam edildi.
*
* * *
Tüm
diktatörlerin sonu hemen hemen böyle…
Halklarını
eziyor, insanlığı yok ediyor, sonra da belâlarını buluyorlar!
Diktatörlüğe
özenenler, hiç mi tarihten ders almazlar?
"Yargılanacaklar!"
Sanat
çevreleri ülkedeki rüşvet ve yolsuzluk olaylarına pek tepki
göstermiyor ama, sesini yükselten yürekli sanatçılar da var…
Bunlardan ikisi Salih Güney ve Selçuk Ural…
Bakınız
ne diyorlar?
SALİH
GÜNEY:
"Bütün
dünyadan tepkiler aldığı halde, ‘dediğim
dedik’ pozisyonuyla devam ediyorlar.
Çünkü biliyor ki, kaybettiği takdirde yargılanacaklar.
İktidarı kaybetmemek için her türlü yasayı çıkartıyorlar.
Ama halkımızın, bunların karşısında olacağına inanıyorum!"
SELÇUK
URAL:
"Diktatörlüğe
doğru gidiyoruz.
Bu olacak şey değil.
Basına özgürlük olmayan hangi ülke bir yerlere gelmiştir?
Basına uygulanan baskı bizi 50 yıl, 100 yıl geri götürür.
Allah sonumuzu hayır etsin!"
Tebessüm
Seçmen
asla inek değil!
Çayırda
otlayan ineğe bir tavuk yaklaşmış;
"Sayın
inek, size kârlı bir işbirliği önersem kabul eder misiniz"
İnek,
kârlı bir işbirliğini reddedecek kadar inek değilmiş…
"Buyurun,
söyleyin"
"Sucuklu
yumurta yapıp satalım.
Siz bana şu çayırda yer gösterin yeter…
Ben orayı yumurtayla doldururum"
İneğin
aklı yatmış, ortaklık kurulmuş, tavuk yumurtaları doldurmuş…
Ve bir gün, yanında eli bıçaklı bir adamla çıkagelmiş:
"Sayın
inek!
Yumurtalı sucuk yapmanın zamanı geldi.
Lütfen kendinizi gönül ve vicdan rahatlığı içinde kasaba
teslim ediniz"
İnek
ayılmış:
"Sayın
tavuk, bu işbirliği, bu ortaklık bana pahalıya mal olacak
galiba!"
Tavuk
gülümsemiş:
"Biraz
öyle sayın inek!
Ama gayemiz insanlara bol ve lezzetli yumurtalı sucuk
yedirmektir.
Siz kendinizi kasaba teslim edin, gerisine karışmayın!"
…
Ve inek, ne olduğunu pek anlamamış ama ineklik bu ya,
uzatıvermiş boynunu kasabın bıçağına…
*
* * *
Şimdi,
30 Mart’ta seçim olacak ya…
Bizim seçmenin de inek olmasını ve kasabın bıçağına boynunu
usulca uzatmasını bekleyenler var.
Ancak,
bunlar hava alacaklar!
Çünkü
bizim insanlarımız asla inek değildir ve öyle olamazlar!
Günün
Sözü
Korkunun
ecele faydası yok!
İnsan korksa da ölür, korkmasa da!
http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/rahmi-turan/buyuk-hirsizlar-473171/
a45UyF587661-201307301451-{{SN}}
^^^^^ - vvvvv